Erdem GÜL
İnsanlık tarihi, yalnızca krallıkların savaşları ya da devletlerin yükselişiyle değil; esasen isimsiz milyonların avuçlarındaki nasırla yazdığı bir hürriyet destanıyla şekillenmiştir. Bugün hafta sonu tatili ya da sekiz saatlik iş günü dediğimiz kavramlar modern dünyaya gökten zembille inmemiş aksine 1856’da Melbourne’nun tozlu yollarından 1886’nın Chicago sokaklarına uzanan, Takrir-i Sükûn gibi yasakların gölgesinde ve takvimler 1977’yi gösterdiğinde ise Taksim Meydanı’ndaki 34 canın, Kazancı Yokuşu’nun dikliğinde değil adaletin eksikliğinde can vermesi ve 1980 darbesinin postalları altında ezilen Bahar ve Çiçek Bayramı, baskılar, yasaklar, gözaltı ve işkenceler gölgesinde barut ve kan kokusu ile günümüze gelmiştir. 1 Mayıs; dünyanın her tarafındaki emekçilerin kanıyla mühürlenmiş bir hafızadır. Kazanılan o haklar çoğu zaman yasa kitaplarında değil yas tutan meydanlarda doğmuştur.
Yılların verilen mücadeleleri bedelleri ancak; Dijital Prangalar ve Görünmez Mesai ile 1886 Chicago’sunun dumanlı fabrikalarından, 2026’nın parıltılı plazalarına ve akıllı telefon ekranlarına evrilen bu süreçte, fabrikaların tüten bacalarının artık cebimize taşındığı ve sömürünün sadece biçim değiştirdiğini görüyoruz.
Bu derin serzenişinizi, köşe yazımızın devamı niteliğinde, Modern Kölelik ve Ulaşılamama Hakkı temalı bir ekleme ile taçlandıralım:
Bizler modern köleliğin dijital prangaları ile 24 saatlik açık cezaevini yaşamaktayız. Yüzyıl önce barikatlarda can verenlerin mirası olan Sekiz Saat kuralı, bugün teknolojinin ve kapitalist düzenin elinde sessizce infaz ediliyor. Eskiden mesai bittiğinde fabrika kapıları kapanır, işçi kendi dünyasına dönerdi. Bugün ise fabrika, cebimizdeki akıllı cihazlar aracılığıyla yatağımızın içine, sofralarımızın başucuna kadar sızmış durumda.
Hukuk literatüründe “işçinin dinlenme hakkı” anayasal bir güvence altındadır. Ancak gecenin bir yarısı ekrana düşen bir WhatsApp mesajı ya da “acil” etiketiyle gelen bir e-posta, bu hukuki sınırı fiilen ortadan kaldırıyor. Modern dünya, bizlere “ücretsiz köleliğin” dijital versiyonunu dayatıyor. Bir zamanların mesai sirenleri artık WhatsApp bildirim sesleriyle yankılanıyor. Patronun bir parmak hareketiyle ulaştığı işçi, sadece emeğini değil; uykusunu, ailesine ayırdığı vakti ve en önemlisi “zihinsel özgürlüğünü” de patronun emrine amade kılmak zorunda bırakılıyor. Ekonomik krizlerin ve yerine konulabilirdik tehdidinin yarattığı korku iklimi, iş sağlığının ve güvenliğinin bir lüks gibi görülmesine yol açıyor. Kapitalizm, 19. yüzyılda bedeni yoruyordu; 21. yüzyılda ise hem bedeni hem de ruhu ve sinir sistemini öğütüyor. 24 saat hazır kıta bekletilen bir emekçi, yaşayan bir insandan ziyade, fişi hiç çekilmeyen bir makine parçasına dönüştürülmek isteniyor.
Mücadelemiz bitmedi, sadece cephesi değişti. Bugünün 1 Mayıs ruhu, sadece meydanlarda toplanmak değil; aynı zamanda “ulaşılamama hakkını” savunmak, dijital prangaları kırmak ve ekranların ardındaki insan onurunu korumaktır. Unutulmamalıdır ki; teknoloji bizi özgürleştirmek içindir, köleliğimizi modernize etmek için değil. Kanla kazanılan o 8 saat, bir mesajla feda edilemeyecek kadar kutsaldır.
Selam olsun, ekmeğini alın teriyle yoğuranlara…




