Mustafa Yalçıner
Aslında yazının başlığını “İşçi sınıfı ayağa kalk” olarak kullanacaktık. Ama işçi sınıfına talimat olarak anlaşılma ihtimali yüksekti. Bizim böyle bir talimat verme yetkimiz olmadığı gibi, bu ayağa kalkışı kuşkusuz isteriz, ancak kararını verecek olan biz değil işçi sınıfının kendisidir.
Tabii ki bir ya da birkaç fabrikadan başlayıp giderek yayılarak sınıfı kucaklayıp işçilerin sınıf olarak aldığı tutuma dönüşebilir. Yoksa sınıf, sanki antik Yunan’daki türden bir mekanda toplanıp tartışarak karar alacak değildir.
Ne kadar örgütlüyse, sınıfın böyle bir kararı o kadar hızlı alıp uygulamaya geçireceği şüphesiz. Ve sınıfın sorunlarının en başında gelenlerinden biriyse bu. Sınıf çok az örgütlü. İşçi sınıfının kendi dünya görüşü doğrultusunda hareket eden bölümü son derece küçük. Politikleşme oranı ciddi ölçüde geri. Kimse, önemli bir bölümü son yıllarda demokratik talepleri savunuyor, nasıl geri olur demesin. Kendi sınıf çıkarlarına uygun kendi talepleriyle harekete geçmiş olması da yetmez, kendi iktidarı için mücadeleye girişerek parti olarak örgütlendiğinde politikleşmiş sınıftan söz edilebilir.
Ancak işçi sınıfının sadece politize olma oranı geri olmakla kalmıyor. Sendikalaşma oranı ve düzen içi ekonomik taleplerle mücadele yönelimi de yüksek denebilecek düzeyde değil, ama geri. Sendikalı işçiler de büyük çoğunluğuyla yönetimlerinin burjuvazinin yalakası sendika bürokrasisinin elinde olduğu sendikalarda örgütlü. Tabii ki birer işçi örgütüdürler, ancak bürokrasi sürekli olarak işçiyi arkadan hançerlediğinden işçiler tarafından kendi örgütleri olarak benimsenme düzeyleri fazlasıyla düşük. Bir bölümüyse doğrudan sınıfın satışını amaçlayarak kurulmuştur. Dolayısıyla sendikalı işçilere de örgütlü demeye bin şahit gerek!
Özetle işçi sınıfının mücadeleye atılmak için dayanakları zayıf. Evet, böyle. Üstelik, tanığız ki, sınıfın sendikalaşma ve ücret zammı türünden en basit taleplerle bile mücadele denemeleri işten atma yanında düzenin tüm güçlerini karşısında buluyor. İmam yatıştırmak, kolluk güçleri ise bastırmak üzere üstüne varıyor. Ve evet, mücadeleye atılmak zor mu zor.
Ancak öte yandan çalışma ve yaşam koşulları da vahim mi vahim! Son on yıllardır, giderek kötüleşmek üzere, sınıfa neredeyse nefes alma olanağı tanınmıyor.
Geçtiğimiz pazar günü gazetemizde çıkan haber analizler, özellikle Sevgili Erhan Bilgin’in kaleme aldığı yazı sınıfın sıkıştırılmış olduğu çıkmazı bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. Evet, çıkmaz gerçekte burjuvazinin ve onlar adına ülkeyi yönetmekte olanların çıkmazı. Ancak işçiye dayattıkları çıkmazın da sistemin çıkmazından aşağı kalır yanı yok.
2025’te yüksek oranlı olmasa bile sanayide istihdam oranıyla fiili çalışma süresi düşüyor. Üstelik 2026’nın ilk aylarında sanayide üretim kapasitesiyle üretim hacmi de siparişlerle birlikte düşüyor. Ve önemli bir düşüş makine ve teçhizat yatırımlarında: Yüzde 21. Tümü üretimdeki daralmanın verileri.
İşçi sınıfına dayatılan geçinmeye yetmeyecek kadar düşük ücret ve işten çıkarmalar koşullarında bu daralma. Gerçek ücretler durmadan düşüyor. Erhan arkadaşımızın hesaplamasına göre milli gelirde emeğin payı artık yüzde 26.5. Arkadaşımız 2025’teki sömürü oranını ise yüzde 640.5 olarak hesaplıyor. Korkunç! Üstelik, emek yoğunluğu müthiş. Öyle ki bir işçiye üç işçinin işi yükleniyor artık! Bu nedenle iş cinayetleri tavan yapmış durumda. İş başında ölümler çalışma zorunda kalmış emeklileri de yaşları 7-8’e kadar inen çocuk işçileri de kapsıyor.
İşte bu koşullara katlanılamaz.
Demokrat kanallar emekçi halkla ve örneğin emeklilerle röportajlar yapıp yayımlıyor. Tabii ki aralarında işçiler de oluyor. Pazar alışverişini soruyorlar örneğin ya da nasıl geçindikleri ya da geçinemediklerini. Yanıtlar emekçilerin sıkıştırıldıkları vahim durumu yansıtıyor. Dayatılan düşük mü düşük ücretlerle bırakın giyim-kuşam ve çocuk okutmayı, hele kirada yaşanıyorsa, karnını doyurup işe gidip-gelme olanağı bile yok!
İşçi sınıfının yapmaktan kaçınma lüksü olmayan şu artık: Her fırsattan yararlanıp örgütlerini de kendisi kurup geliştirerek, sendikalarını da kendisi adam ederek bu çalışma ve yaşam koşullarıyla dayatmalara katlanmamak. Ayağa kalkmak! Gerisi kolay.



