Köy Enstitüleri fikri, 1930’lar sonlarında Türkiye’de okulsuz köyler ve köylü öğretmen sıkıntısı fark edilince ortaya çıktı. O zamanlar Cumhuriyet’in başında okuma ve yazma oranı %5 bile değildi ve nüfusun yaklaşık %80’i köylerde yaşıyordu. Köy Enstitüleri, Türkiye de köy çocuklarını yetiştirip köylerine öğretmen olarak göndermek üzere 1940’ta çıkarılan bir kanunla kurulmuştur. Amacı okuma ve yazma bilmeyen köylü çocuklarına eğitim vermek, modern tarım ve el sanatları öğreterek köyleri kalkındırmaktı.
Eğitim programı pratik ve tarım dersleriyle kültür derslerini birleştiren 11 aylık yoğun bir modeldi. Kanuna göre “tam devreli köy ilkokulunu bitirmiş, sağlıklı ve yetenekli köylü çocukları” seçilip Köy Enstitülerine alınacaktı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç, enstitülerin kurulmasında başrolü oynadılar. Köy Enstitülerinin öncelikli amacı köylerde çalışacak öğretmenler yetiştirmekti ama öğretmenlerin yanı sıra tarım ve sağlık görevlileri yetiştirilmesi de hedefler arasındaydı. Ayrıca bu okullardan mezun olacak öğretmenlerin köylerde ihtiyaç duyulan iş ve hizmetlerle ilgili temel bilgi ve becerilere sahip olması da hedefleniyordu. Böylece mezunlar sadece öğretmenlik yapmayacak, köylüye zirai işlerinde yardım edip yol gösterebilecek, gerektiğinde aşı yapmak gibi basit sağlık hizmetlerini yerine getirebilecek hatta bir ölçüde demircilik ve marangozluk tarzı işlerden de anlayacaklardı. Enstitüler aynı zamanda birer tarım işçiliği ve sağlık ocağı olarak da işlev görecek, çeşitli tohum ve tarım araçlarının ilk denemeleri buralarda yapılacaktı.
Enstitülere, beş yıllık köy okullarını bitirenlerle üç yıllık okulları bitirip iki yıllık hazırlık sınıfını başarıyla tamamlayanlar alınacaktı. Enstitülerde öğrenim süresi beş yıl olacak, kız ve erkek öğrenciler bir arada okuyacaklardı. En başarılı öğrenciler öğretmenliğe, geri kalanlar öteki köy hizmetlerine yönlendirilecekti. Öğretmen olarak atananlar gittikleri yerlerde 20 yıl görev yapmak zorunda olacaklar, mecburi hizmetlerini tamamlamadan mesleklerinden ayrılamayacaklardı. Aksi takdirde öğrenimleri süresince kendilerine yapılan masrafları ödemeleri gerekecekti.
7 Nisan 1940 tarihinde kabul edilen Köy Enstitüleri Kanunu’nun gerekçesinde Türkiye’nin o günlerdeki eğitim durumunun bir bilançosu çıkarılmıştı. Bu bilanço, özellikle kırsal yöreler ve köylerdeki içler acısı durumu gözler önüne seriyordu. Türkiye’de okuma yazma bilenlerin oranı; nüfusu 10 binden fazla olan yerlerde yüzde 40,3 iken, nüfusu 10 binden az olan yerlerde ancak yüzde 10,7 idi. Kentlerde ve kasabalarda ilköğretim çağındaki çocukların yüzde 80’i okula gidebilirken, bu oran köylerde yüzde 26’ya düşüyordu.
Resmi istatistiklere göre 40.000 köyün ancak 4.499’unda öğretmenli ve 3.815’inde eğitmenli okul vardı. Yaklaşık 31.000 köy ise okulsuzdu. Bu köyler için en az 20.000 öğretmene ihtiyaç vardı. Yasanın gerekçesine göre, “bu kadar öğretmenin çabuk, kolay ve iyi yetiştirilmesi için yeni ve pratik usullere ihtiyaç vardı” ve bu amaçla açılacak 20 Enstitü 15 yıl içinde bunu başarabilirdi.
DERSLER VE EĞİTİM SİSTEMİ
Köy Enstitüleri’ndeki eğitim, teori ile pratiği beraber veren etkili bir model üzerine kuruluydu. Yıl boyu aralıksız eğitim yapılırdı. Öğrenciler yazın tarım ve inşaat, kışın sınıf dersleri yapardı. Yıllık eğitim planı toplam 11 ay sürerdi (Ağustosta nöbet izinleri vardı)
Ders programı üç ana başlıkta toplanırdı:
Kültür Dersleri: Türkçe, matematik, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi, fizik, kimya, yabancı dil, el yazısı, resim-iş, müzik, beden eğitimi, ulusal oyunlar, askerlik eğitimi, ev idaresi ve çocuk bakımı, öğretmenlik bilgisi, tarım ekonomisi, kooperatifçilik vb. Bu dersler, öğrencilerin genel kültürünü oluşturuyor, sosyal yaşamı ve modernliği öğretiyordu.
Tarım Dersleri ve Çalışmaları: Ziraat ve hayvancılık öğretiliyordu. Öğrenciler kendi okullarının tarlalarında ekim dikim ve bakım yaparken modern tarım tekniklerini öğreniyorlardı.
Teknik-Sanat Dersleri ve Atölye Çalışmaları: Marangozluk, demircilik, nalbantlık, iplik ve dokuma, el sanatları özenle öğretildi. Her okulun demir atölyesi, marangozhane, fırın, serası, hayvan kümesi vardı. Öğrenciler inşaattan tamire her işi kendileri yaparak uygulamalı şekilde ustaca öğreniyordu.
ÜLKEMİZE NELER KAZANDIRDI
Köy Enstitüleri köy hayatına birçok somut katkı sağladı. Mesela tarım arazisi üretimi ve altyapı açısından 1940-1946 yılları arasında enstitü öğrencileri kendi arazilerinde binlerce dönüm tarım arazisini işledi. Birçok yararlı işler yapıldı. Bu sayede köylerde tarım verimliliği çok artmıştı. Uygulamalı eğitimle öğrenciler okul binalarını, tarlalarını, atölyelerini kendi elleriyle yaptılar. Köy Enstitülerince eğitim alan öğretmenler gittikleri köylerde okuryazarlığı arttırdı, kadınlara iş eğitiminde öncülük etti ve demokrasi bilinci yaydı. Köy Enstitüleri, sadece akademik okul değil eğitimi tarım, sanat ve günlük yaşamla bütünleştiren kompleks bir köy kalkınma projesiydi.
Sözün özü 1940–1954 yılları arasında yetişen yaklaşık 20.000 öğretmenin büyük kısmı köylerde görev yaptı. Köy Enstitüleri sayesinde kırsalda okuma ve yazma hızla yayılmış, köy yaşamına bilimsel yaklaşım gelmiş, kırsalın siyasi eğilimleri de çeşitlenmiştir.
BEKLENMEYEN SONA GİDEN YOL
Köy Enstitüleri, aslında kuruluşundan kısa süre sonra çeşitli nedenlerle yıpratılmaya başladı. Öncelikle 2. Dünya Savaşı sonrası Türkiye de çok partili sisteme geçilmesiyle işler karıştı. 1946 da Hasan Ali Yücel istifa etti ve yerine Reşat Şemsettin Sirer Milli Eğitim Bakanı oldu. İlk olarak ders içerik ve programları değiştirilip kısaltıldı. İçerik gücü azaltıldı. 1946 sonrası hem CHP içi muhalefet ve Soğuk Savaş’ın yarattığı komünizm korkusuyla komünist yetiştirir diye zayıflatılan sistem 1950 seçimi sonrası Demokrat Parti’nin iktidarıyla daha da zayıfladı ve maalesef 27 Ocak 1954 te kapatıldı.
KAPATILMA SEBEPLERİ
Köy Enstitüleri’nin kapatılması tek bir nedene indirgenemez. Birkaç ana faktör etkili olmuştur.
Soğuk Savaş ve Antikomünizm: 1945 sonrası dünyada komünizm korkusu yaygınlaşırken Türkiye’de de her sosyal dönüşüme ‘’eyvah komünistler oluşuyor’’ tepki ve korkuyla yaklaşıldı. “Köylüyü bilinçlendiriyorlar, Sovyet tarzı eğitim veriyorlar, devrimci olacaklar ” propagandaları her yerde çoğaldı. Tabi ki gerçekte enstitülerde Bolşevik ideoloji falan yoktu ama o dönemlerde bu tarz hamleler hep yapılırdı.
Siyasal Rekabet: Köy Enstitüleri, CHP iktidarının kültürel simgelerinden biri olarak görülüyordu. 1950’de Demokrat Parti iktidarıyla ‘’tek parti döneminde ne yapılıyorsa silelim’’ düşüncesi de bu kapatılmaya etkili oldu. Sonuçta, siyasi iktidar değiştikçe köy enstitülerine devlet desteği iyice azaldı.
Yerel Ağalar ve Eşraflar Tepkisi: Kuruluştan itibaren bazı büyük toprak sahipleri, ağalar, şeyhler ve eşraf sınıfı Köy Enstitüleri’nden oldukça rahatsız oldu. Çünkü okuma ve yazma bilen, sorgulayan genç köylü, onların yüzlerce yıllık otoritesini tehdit ediyordu. Mesela bir köyde okutulan kız çocukları geleneksel aile düzenini sarsacak ve akıllanacaklar diye endişelenenler oldu. Ayrıca karma eğitime, sanat çalışmalarına tepki veren muhafazakâr çevreler de bu okulları ‘’ahlakımız çöküyor’’ bahanesiyle hedef aldılar.
Toparlarsak; Köy Enstitüleri, kuruldukları yıldan itibaren tutucu çevrelerin ideolojik saldırısıyla karşılaştı. Toprak ağaları, Anadolu eşrafı ve onların Meclisteki temsilcileri uzun vadede kendi egemenlik ilişkilerini tehdit eden bu okullara karşı atağa geçtiler. Ayrıca kültür derslerinin ve mesleki eğitimin bir arada olması, öğrencilerin bir yandan derslerini yaparken bir yandan çalışarak üretimde bulunmaları nedeniyle bu okullar sık sık sosyalist ülkelerdeki okullara benzetildi ve komünist yetiştirmekle suçlandı.
PEKİ, NELER KAYBETTİK (ALTERNATİF TARİH)
Eğer bu güzel sistem yaşatılsaydı bugün belki de yüzbinlerce daha çok öğretmen ve sağlık personeli vb. yetişecek, köy ve şehir arasındaki uçurum daha hafif olacak, tarımsal verim ve eğitim düzeyi çok daha yüksek olacaktı. Ama bu zamansız kapatılma sonucu ülkemiz binlerce potansiyel aydını, dengeli kalkınmayı ve kültürel mirası kaybetti. Yani Köy Enstitüleri aslında yüksek başarısından ve halkın bilinçlenip ağalara, siyasilere hesap sorması korkusundan dolayı kapatıldı. (Acı ama gerçek)
Eğer Sistem Devam Etseydi, Tahminimce;
1960 lar da, bu enstitüler her köye bir öğretmen hedefini sürdürürdü. Köylerde kitabevleri, küçük kütüphaneler açılırdı. Aileler çocuklarını okula göndermeye daha istekli olurdu. Kadın okuryazarlığı çok daha erken yükselirdi. Tarımda kooperatifleşme ve küçük sanayi atölyeleri hızla yayılırdı. Dolayısıyla göçler azalır, kırsal bölgelerde nüfus dengesi şehirlere yakın olurdu. 70’lere geldiğimizde artık tarım devrimi sağlanırdı ve dönemin ihtiyaçlarına uygun modern teknikler hızla yaygınlaşırdı. Eğitimli köylüler şehirlere pek gitmeyecek dolayısıyla gecekondu ve işsizlik sorunları artmayacaktı. Aksine kentten köylere göçler bile olacaktı. Kooperatifçilik köylerde çok güçlenirdi. Bu sayede Türkiye’nin genel tarım üretimi katlanarak büyürdü. Nüfus İstanbul’a yığılmazdı. 80’lerde de artık darbeye değil de sanayi devrimine hazırlanırdık. Eğitimli kırsal gençler, kamuda ve özel sektörde nitelikli eleman olarak görev alırdı. Günümüzde ise PISA (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) ‘da öğrenci başarısında 81 ülkeden 40. Değil de belki de ilk 5 ülkeden biri olurduk. 21. yüzyılda Türkiye, Avrupa’yı kıskandıracak bir tarım ve sanayi ülkesi olurdu. Potansiyelini böylece kullanmış olurdu. GSMH ve total milli gelir şuandan 2 kata yakın daha yüksek olurdu. Gini Katsayısı ( Gelir eşitsizliği oranı ) 0.4 lerden 0.3 lere düşerdi.
Kısacası Dünya’ya damga vuracak bir sistem yok olmuş oldu.
___________________________________________________
Kaynakça
Osmanlı’dan Günümüze TÜRKİYE’DE SİYASAL HAYAT Yordam Kitap
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4773725
https://derstarih.com/koy-enstituleri-programi/
https://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6y_enstit%C3%BCs%C3%BC
https://bianet.org/yazi/koy-enstituleri-nasil-ve-neden-kapatildilar-242666



