Hatimoğulları, Evrensel’de dün yayımlanan söyleşisinde bu vurguları yaparken, Prof. Dr. Mesut Yeğen, Pekspektif’te önceki gün yayımlanan “Süreç ve Kürt Siyaseti” başlıklı yazısında, İran’daki gelişmeleri, bir bekleme gerekçesi olarak öne çıkaranlara yanıt gibi okunabilecek şu vurguları yapıyor: “Fısıldananlar doğruysa ve İran savaşı bir atalet faktörüyse ciddi bir sorunumuz var demek. Şundan: İran savaşının, İran etrafındaki fırtınanın yakın zamanda dinip dinmeyeceği belirsiz, muhtemelen dinmeyecek, dinse bile yine muhtemelen yeniden başlamak üzere dinecek. Kaldı ki İran’la ilgili tek mesele belirsizlik değil. Süreç perspektifinden bakıldığında İran’la Suriye’yi aynı çerçevede değerlendirmek pek isabetli değil. Değil, çünkü İran’da Kürtlerin ne yapacağının ya da Kürtlere ne olacağının belirlenmesinde PKK’nin (PJAK) bir etkisi olacaksa bile Suriye’dekine (SDG) kıyasla çok zayıf olacak. Dolayısıyla, merkezinde PKK’nin silahsızlanmasının olduğu süreci İran Kürtlerinin ne yapacağına bağlı olarak kalibre etmek, sürdürmek ya da yavaşlatmak pek makul görünmüyor.”
Medyascope’da Ruşen Çakır’ın imzasıyla yayımlanan şubat ayı başında İmralı’da yapılan görüşmenin notlarında Abdullah Öcalan da, o tarihte henüz başlamamış olan İran savaşına dair şu değerlendirmeyi yapmış: “Süreç beni Rojava’da doğruladı. Şimdi de bu süreç boşa çıkarılırsa İran, Irak krizi sonucu 500 bin Kürt silah altına alınır. İran var, Irak var. Kürt güçlerinin hali bellidir. Bunu Türkiye’ye yönlendirirler ve onu yıkarlar. Bu tehdit değil, uyarıyorum. Olası bir gelişmeden haberdar ediyorum. Sizin idealimiz dediğiniz çözüme imza atmak istiyorum.”
İktidar cephesinde İran’daki gelişmelerin bir bekleme gerekçesi yapılmasında Öcalan’ın bu vurgularının etkisi olmuş mudur bilemiyoruz ama Mesut Yeğen’in yorumu gerçekçi bir fotoğrafa işaret ediyor.
Süreç bağlamında öne çıkarılan bekleme gerekçeleri, iktidarın muhatabını, kendi talep ve beklentilerine açık hale getirme stratejisinin bir unsuru gibi duruyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’a, TBMM’deki 23 Nisan Özel Oturumu’nda, “Sayın Cumhurbaşkanı, barış ona vurulacak mührü bekliyor; Süleyman sizsiniz, mühür sizdedir” dedirten bu psikolojik eşik olmalıdır.
Erdoğan, aynı günün akşamı Mecliste düzenlenen 23 Nisan resepsiyonunda bir gazetecinin, “Size bugün Süleyman’ın mührü çağrısı yapıldı. Süreç konusunda ilerleme düşünüyor musunuz?” sorusuna, “Durmak yok, aynen devam” şeklinde yanıt verdi.
Erdoğan’ın ‘devam’ dediği o yolda AİHM ve AYM kararlarının gereğinin yapılması olmadığı için, 22 Nisan’da Edirne ve Silivri Cezaevleri önünde muhalefet partilerinin yöneticileri çağrılar yaptılar. CHP, DEM Parti, EHP, EMEP, TİP, TÖP, ESP, DBP, Devrimci Parti, SMF, SODAP, SYKP ve Yeşil Sol Parti sözcüleri, başkanları, eş başkanları ve temsilcilerinin katıldığı açıklama sırasında, Edirne Cezaevi önünde, okunan mesajlarında Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı, “Şunu herkes bilmeli ki bizler çıkmak için gün saymıyoruz. Cezaevine girişimiz ne kadar politikse çıkışımız da öyle olacaktır.” diyerek şu anki sürecin özelliklerine dair yerinde bir özet yapmış oldular.
Bu arada cezaevlerinde Kürt siyasi hareketi tutsaklarından 30 yıl ve daha fazla hapis yatanlardan bazılarının tahliyeleri devam ediyor. Ancak bunların bu süreç hiç olmasa da olması gereken ve birçoğu cezaevi idarelerince engellenen gecikmeli tahliyeler olduğu unutulmamalı.
Dolayısıyla Erdoğan’ın “Durmak yok, aynen devam” dediği yerde akla gelen sıradaki soru şudur: “Neye devam?”
Türkiye’de Kürt meselesinin çözümü için mücadele, kendisini bu konuda sorumlu sayanların gündemi olmaya devam edecek. Ama henüz, silah bırakma ile bağlantılı olarak kendini lağveden PKK’nin kadrolarının durumunun ne olacağına dair hukuki alt yapının hazırlanması gibi ‘negatif barış’ adımlarının dahi atılmamış olması bir risk eşiğine işaret ediyor. ‘İlk eşik aşıldı’ denirken, aslında sürecin doğrudan muhatapları dışındaki kesimlerin gözünde bu sürecin aktörlerine dair inanç ve beklentiler giderek aşınıyor. Sürecin enfekte olması, bir gelecek zaman riskinden ziyade, oluş halindeki bir şimdiki zaman durumuna dönüşüyor.




