• Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
    • Yaşam
    • Türkiye
    • Dünya
  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
    • Belgesel & Film
    • Eylem & Etkinlik
    • Fotoğraf & Karikatür
    • Kitap & Dergi
    • Müzik & Video
Adil Medya
  • Mart 9, 2026
  • Yayın İlkeleri
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Güncel
  • Sağlık
  • Sağlık
Adil Medya
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
      Abdullah Öcalan: Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır

      Abdullah Öcalan: Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır

      Laikliğe neden ihtiyacımız var?

      Laikliğe neden ihtiyacımız var?

      Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime!

      Titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime!

      İktidarın iç cephe konsolidasyonunu önceleyen bir rapor

      İktidarın iç cephe konsolidasyonunu önceleyen bir rapor

    • Yaşam
      "İntihar demeyin" demişti; Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisinin istismar ettiği iddia edilen öz kızı ve anne ölü bulundu!

      "İntihar demeyin" demişti; Kuran'a Hizmet Vakfı yöneticisinin istismar ettiği iddia edilen öz kızı ve anne ölü bulundu!

      ‘Kutsal kase’ çatladı!

      ‘Kutsal kase’ çatladı!

      Birlikte yalnızlık dönemi: Dijital platformlar bağları nasıl koparıyor?

      Birlikte yalnızlık dönemi: Dijital platformlar bağları nasıl koparıyor?

      Ateşi taşımak

      Ateşi taşımak

    • Türkiye
      Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

      Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

      ‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

      ‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

      Vebayla mücadele etmek

      Vebayla mücadele etmek

      "Hedef Türkiye değildi": İran'dan ateşlenen balistik mühimmat imha edildi

      "Hedef Türkiye değildi": İran'dan ateşlenen balistik mühimmat imha edildi

    • Dünya
      Canlı Blog | ABD ve İsrail'in saldırılarında 10. gün: İran’da yeni lider seçildi

      Canlı Blog | ABD ve İsrail'in saldırılarında 10. gün: İran’da yeni lider seçildi

      Canlı Blog | ABD ve İsrail'in İran'a saldırısında 6. gün: Tahran'dan Tel Aviv'e yeni füze saldırısı

      Canlı Blog | ABD ve İsrail'in İran'a saldırısında 6. gün: Tahran'dan Tel Aviv'e yeni füze saldırısı

      Savaşı meşrulaştıran bir vesayet kurumu: Birleşmiş Milletler

      Savaşı meşrulaştıran bir vesayet kurumu: Birleşmiş Milletler

      Kahrolsun emperyalist-siyonist barbarlık!

      Kahrolsun emperyalist-siyonist barbarlık!

  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
      Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

      Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

      ‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

      ‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

      Emeğin durumu kötüleşti

      Emeğin durumu kötüleşti

      Araştırmacı Yazar Hüseyin Anıl Aslan ile  “Kurtuluşun Paradigması” Kitabı Üzerine Röportaj

      Araştırmacı Yazar Hüseyin Anıl Aslan ile “Kurtuluşun Paradigması” Kitabı Üzerine Röportaj

    • Belgesel & Film
      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

    • Eylem & Etkinlik
      Üçüncü Dünya Savaşı

      Üçüncü Dünya Savaşı

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

    • Fotoğraf & Karikatür
      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      Metafor

      Metafor

      Günün karikatürü

      Günün karikatürü

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

    • Kitap & Dergi
      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitapların yalnızlığı

      Kitapların yalnızlığı

    • Müzik & Video
      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

  • Follow
    • Twitter
‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

Mart 9, 2026 Fikir & Yazı, Türkiye 0 comments

Paylaş

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

Mete Kaan Kaynar

Türkiye’de son yıllarda belediyeler etrafında kopan siyasî fırtınayı fark etmemek mümkün mü? Soruşturmalar, kayyumlar, görevden almalar, suçlamalar… Belediyeler, artık Türkiye’nin kalbi; siyasetin tansiyonunu oradan ölçüyoruz. Peki neden? Cevap, aslında, Türkiye’de son kırk yılda devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl değiştiğiyle de alâkalı.

12 Eylül sonrasında Türkiye’de sosyal devlet yavaş yavaş daralırken, ortaya çıkan boşluk bütünüyle ortadan kalkmadı; başka bir mekanizma tarafından dolduruldu. Devletin hak temelinde sunduğu sosyal politikaların yerini giderek yerel düzeyde dağıtılan yardım/sadaka mekanizmaları almaya başladı. Belediyeler yalnızca yol yapan, çöp toplayan kurumlar olmaktan çıkıp toplumsal hayatın en hassas alanlarından birine —yoksullukla kurulan ilişkiye— temas etmeye başladılar. Sadece asfalt döken bir makine değil; yiyecek, kömür vb yardımı yapan, lokant açan… mahallenin Hızır’ı sayılan bir figüre dönüştü belediyeler. Yoksullukla kurulan bu temas ise zamanla yalnızca bir sosyal politika meselesi olmaktan çıktı; siyasetin en önemli temas noktalarından birine dönüştü. Çünkü yoksullukla kurulan her temas, aynı zamanda siyasetle kurulan bir temas anlamına geliyordu.

İşte bugün belediyeler etrafında kopan kıyameti anlamak için bu dönüşümü görmek gerekir. Çünkü Türkiye’de sosyal politika ortadan kalkmadı; biçim değiştirdi. Ve bu yeni biçim yalnızca sosyal politikayı değil, siyasetin doğasını da dönüştürdü.

12 Eylül Sonrası: Sosyal devletin daralması

1980 Darbesi yalnızca siyasî hayatı yeniden düzenlemedi; devletin toplumsal rolünü de kökten değiştirdi. 24 Ocak Kararları’yla başlayan neoliberal dönüşüm, devletin ekonomik alandaki rolünü daraltırken sosyal politika alanını da yeniden şekillendirdi. Cumhuriyet döneminde zaten sınırlı olan refah devleti uygulamaları giderek daraldı; sosyal politika alanı parçalandı ve sosyal devlet büyük ölçüde yerel yönetimler ile çeşitli yardım ağlarının hayırseverliğine/halkçılığına ihale edildi -ki nitekim, Türkiye’de sosyal politikanın dönüşümünü inceleyen Ayşe Buğra da özellikle 1990’lardan itibaren sosyal yardımların giderek daha fazla yerel yönetimler ve çeşitli kurumsal ağlar üzerinden yürütüldüğünü vurgulamaktadır. Somuç olarak, geldiğimiz noktada sosyal yardım sistemi, hak temelli bir refah politikası olmaktan çıktı; daha parçalı, daha seçici, daha alturist bir yardımseverliğe evrildi.

Ne değişti de ne oldu, baştan alalım: Sosyal politikanın nasıl örgütlendiği yalnızca bir ekonomi politikası meselesi değildir; aynı zamanda devlet ile yurttaş arasındaki ilişkinin nasıl kurulduğunu da gösterir. Sosyal devlet yalnızca devletin yaptığı yardımların toplamı değildir. Modern refah devletinin temelinde çok daha önemli bir fikir yatar: yurttaşlık. Peki, nedir bu yurttaşlık? T. H. Marshall’ın klasik tanımına göre sosyal haklar modern yurttaşlığın ayrılmaz bir parçasıdır; yurttaş, devletten yardım isteyen biri değil, hak sahibi bir özne olarak kabul edilir: Yurttaşa yardım edilmez; yurttaş hakkı olanı alır.

Tam da bu nedenle Türkiye’de son kırk yılda yaşanan dönüşümü yalnızca sosyal yardım politikalarının genişlemesi ya da daralması olarak görmek eksik kalır. Asıl değişim bizzat sosyal politikanın dayandığı ilkenin değişmesidir. Hak temelli bir refah anlayışı, giderek yardım ve lütuf ilişkilerine dayanan başka bir sosyal politika biçimine doğru kaymaya başlamıştır. 2025’de 20 milyona yakın kişi sosyal yardım alsa da bir refah devletinden bahsedememiz işte tam da bu nedenledir. Yeni rejim, bir refah devleti değil, merkezî/yerel yönetimin, parti mekanizmasına dayanarak işlettiği bir “sadaka(t) rejimi”dir.

Bu sadaka(t) rejiminde sosyal politika giderek, yurttaşlık hakkına dayalı bir refah mekanizmasından, yardım ve lütuf ilişkileri üzerinden kurulan bir siyasî bağ üretme aracına dönüşmüştür. Bu rejimin nasıl ortaya çıktığını ve nasıl siyasî bir güç mekanizmasına dönüştüğünü anlamak için ise 1990’ların ortasına, Refah Partisi belediyelerinin yükselişine bakmak gerekir.

Refah belediyeleri: Mekanizmanın keşfi

Türkiye’de sosyal yardım ile siyaset arasındaki ilişkinin bugünkü biçimini anlamak için 1990’ların ortasına dönmek gerekir. Çünkü yerel yönetimlerin yalnızca yerel hizmet sunan kurumlar olmaktan çıkıp siyasî sadaka(t) üreten araçlara dönüşmesi tam da bu dönemde gerçekleşti. 1994 yerel seçimleri bu açıdan bir dönüm noktasıdır.

Refah Partisi’nin İstanbul ve Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehir belediyesini kazanması yalnızca bir seçim başarısı değildi; aynı zamanda yeni bir siyasî stratejinin başlangıcıydı. Refah belediyeleri kısa sürede klasik belediyecilik faaliyetlerinin ötesine geçen bir sosyal politika pratiği geliştirdi. Gıda yardımları, yakacak dağıtımları, burs programları ve mahalle ölçeğinde kurulan dayanışma ağları sayesinde belediyeler yoksullukla doğrudan temas kuran kurumlara dönüştü.

Burada ortaya çıkan şey yalnızca sosyal yardım değildi. Asıl önemli olan, bu yardım ağlarının siyasî bir ilişki, bir hâmîlik/patronaj da üretmesiydi. Yardım dağıtımı, belediye ile mahalle arasında sürekli bir temas yaratıyor; bu temas da siyasî sadakat üreten bir ilişkiye dönüşüyordu. Siyaset bilimi literatüründe bu tür ilişkiler -Herbert Kitschelt ve Steven Wilkinson’un de üzerinde sıkça durdukları gibi- clientelism, yani siyasî destek ile maddi faydalar arasında kurulan karşılıklı bir değişim ilişkisi olarak tanımlanmaktadır.

Refah Partisi’nin belediyecilik deneyimi tam da bu mekanizmanın Türkiye’deki en erken ve en etkili örneklerinden biri oldu. Cihan Tuğal’ın da vurguladığı gibi, belediyeler yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda hareketin toplumla kurduğu örgütsel bağın merkezleri haline gelmişti. Özetle Refah belediyeleri yalnızca hizmet sunan kurumlar değil, aynı zamanda siyasî ilişkilerin kurulduğu ve yeniden üretildiği alanlara dönüşmüştü.

AKP: “Sadaka(t) rejimi”nin kurumsallaşması

Refah Partisi’nin belediyecilik deneyimi Türkiye siyasetinde yeni bir yol açmıştı. Fakat bu modelin gerçek anlamda genişlemesi ve ülke ölçeğinde kurumsallaşması AKP iktidarı döneminde gerçekleşti. 2000’li yıllarla birlikte sosyal yardım ağları Türkiye’de sosyal politikanın en görünür araçlarından biri haline geldi.

AKP hükümetleri döneminde bir yandan özelleştirmeler devam eder ve refah devleti tasfiye edilirken diğer yandan da sosyal yardımların kapsamı ciddi biçimde genişledi. Bunun yalnızca siyasî bir tercih olduğunu söylemek de eksik kalır. Son yıllarda Türkiye’de derinleşen yoksulluk, yüksek enflasyon ve gelir dağılımındaki bozulma belediyeleri fiilen sosyal yardım aktörlerine dönüştürdü.

Kısaca yerel yönetimler, yalnızca siyasî strateji gereği değil, aynı zamanda ekonomik gerçekliğin zorlamasıyla da sosyal politikalar üretmek zorunda kaldılar. Merkezî yönetim tarafından yürütülen çeşitli yardım programlarının yanı sıra belediyeler de sosyal destek faaliyetlerinin önemli aktörleri haline geldi. Gıda yardımları, yakacak destekleri, burslar, sosyal kart uygulamaları vb. programlar giderek daha geniş bir toplumsal kesime ulaştı. Böylece sosyal politika alanı yalnızca merkezî devlet kurumları üzerinden değil, merkezî ve yerel düzeylerin iç içe geçtiği karmaşık bir ağ üzerinden ama daha da önemlisi sadaka(t) zinciri üzerinden yürütülmeye başladı.

Türkiye’de sosyal yardım sisteminin bu dönüşümünü inceleyen Ayşe Buğra ve Osman Savaşkan, özellikle 2000’li yıllarda sosyal yardımların siyasî sistem içindeki rolünün belirgin biçimde arttığını vurgular. Onlara göre bu dönemde sosyal yardım mekanizmaları yalnızca yoksulluğu yönetmenin değil, aynı zamanda siyasî destek üretmenin de önemli araçlarından biri haline gelmiştir.

Bu noktada Refah belediyelerinde ortaya çıkan modelin daha geniş bir ölçekte yeniden üretildiğini görmek zor değildir. Sosyal yardım programları yoksul kesimlerle kurulan doğrudan temasın en önemli araçlarından biri haline gelmiş, bu temas ise zamanla güçlü bir siyasî bağ üretmiştir. Bu nedenle Türkiye’de ortaya çıkan yeni sosyal politika düzenini yalnızca bir refah politikası olarak değil, patronaj ilişkileriyle harman olmuş bir “sadaka(t) rejimi” olarak tanımlamak anlamlı hale gelir.

CHP ve belediyecilik: Sadaka(t) rejiminin halkçı tercümesi

Uzun yıllar boyunca Türkiye’de sosyal yardım ağları büyük ölçüde tek bir siyasî hareketin kontrolünde işledi. Refah Partisi’nin belediyecilik deneyimiyle başlayan ve AKP döneminde ülke ölçeğinde kurumsallaşan bu mekanizma, yoksulluk ile siyaset arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamıştı. Sosyal yardım yalnızca bir refah politikası -yurttaşın hakkı- değil, aynı zamanda siyasî bir hâmîlik rabıtası kurmanın da en etkili araçlarından biri haline gelmişti. Nitekim bu nedenle, uzun süre, Türkiye’de siyasî rekabetin kuralları da buna göre şekillendi. Yardım ağlarını kontrol eden siyasî aktörler, yoksul kesimlerle doğrudan temas kurma ve bu temas üzerinden siyasî sadakat üretme avantajına sahip oldular. “Sadaka(t) rejimi” yalnızca sosyal politika alanını değil, siyasî rekabetin doğasını ve parti/belediye-halk ilişkisini de yeniden tanımlayan bir mekanizmaya dönüştü.

Fakat 2019 yerel seçimleri bu mekanizmanın işleyişinde önemli bir kırılma yarattı. CHP’nin başta İstanbul ve Ankara olmak üzere büyükşehir belediyelerini kazanmasıyla birlikte, yerel yönetimlerde yeni bir sosyal politika yaklaşımı ortaya çıkmaya başladı. Bu yaklaşım çoğu zaman “halkçı belediyecilik” olarak adlandırıldı. Lâkin adı ne olursa olsun RP ile başlayıp AKP ile devam eden sadaka(t) rejiminin hâmîlik örüntülerini de değiştirmedi; zaten değiştirmek istemedi de.

Demem o ki; CHP belediyeleri aslında sıfırdan yeni bir mekanizma kurmadılar. Aksine, uzun yıllardır Türkiye siyasetinde etkili olan sosyal yardım temelli belediyecilik modelini farklı bir siyasî çerçeve ile yeniden yorumladılar. Kent lokantaları, kreşler, sosyal destek kartları, öğrenci bursları ve çeşitli dayanışma programları kısa sürede büyükşehir belediyelerinin en görünür faaliyetleri haline geldi. Ancak, hakkını yemeyelim,  AKP’nin seçici lütuf paketlerinin aksine, Kent Lokantaları gibi uygulamalar kapıdan giren herkesi hak sahibi gören evrensel bir hizmet niteliği de taşıyorlardı. Yani bir tarafta partizan bir lütuf ilişkisi belirginken, diğer tarafta kapısı herkese açık bir yurttaşlık hakkı meşruiyeti kurulmaya çalışılmadı da değil. Buradaki ayrım ince ama hayâtîdir. Bir tarafta kapalı kapılar ardında yürüyen partizan bir lütuf, diğer tarafta ise herkesi eşit yurttaş kabul eden kamusal bir hak anlayışı var. Ama her ikisinde de sadak(at) motifleri yok değil.

Evet, hiç kuşkusuz kabul etmek lâzım ki  AKP döneminde kurulan yardım ağlarının önemli bir kısmı seçici, hatta kimi zaman partizan ilişkiler üzerinden yürüyen yardımlardı. Oysa kent lokantası, kreş ya da burs gibi uygulamalar doğrudan doğruya kamusal hizmet niteliği taşıyan, herkese açık programları oldular. Dolayısıyla AKP-CHP belediyeciliğini “al birini vur ötekine” basitliğine indirgemek haksızlık olur.  Ancak, yine de, asıl dikkat çekici olan şey, farklı içeriklere sahip bu politikaların aynı siyasî alanı —yani yoksullukla kurulan gündelik temas alanını— paylaşmaya başlamalarıdır. CHP yardımları çoğu zaman yurttaşlık, dayanışma ve sosyal hak kavramları etrafında meşrulaştırılıyordu. Ancak mekanizmanın kendisi büyük ölçüde aynıydı: yerel yönetimler aracılığıyla gündelik hayatın en somut ihtiyaçlarına temas eden bir sosyal politika pratiği.

Nitekim, tam da bu nedenle, son yıllarda Türkiye siyasetinde yaşanan gerilimi yalnızca bir yolsuzluk rüşvet, casusluk, irtikap… ya da hukukun siyasete müdahalesi  tartışması olarak görmek eksik kalır. Asıl mesele, uzun süre tek bir siyasî hareketin elinde işleyen bir mekanizmanın başka bir siyasî aktör tarafından yeniden -ve revize edilerek- kullanılmaya başlanmasıdır. Ben AKP’nin CHP’li belediyelere yönelik operasyonlarının temelinde de bu olduğunu düşünüyorum. AKP, altın yumurtlayan tavuğunu “sadaka(t) belediyeciliği”ni CHP’ye kaptırmak istemiyor.

Kızılca kıyamet neden kopuyor?

Bugün Türkiye’de belediyeler etrafında kopan siyasî fırtınayı yalnızca bir idari yetki tartışması ya da hukukun siyasete müdahalesi  olarak görmek büyük bir yanılgı olur. Ortada çok daha derin bir mesele var. Çünkü son kırk yılda sosyal politikanın geçirdiği dönüşüm, yerel yönetimleri Türkiye siyasetinin en kritik aktörlerinden biri haline getirdi: Sosyal devletin daraldığı bir ülkede belediyeler, yoksullukla kurulan ilişkinin en önemli alanlarından biri haline geldi. İnsanların gündelik hayatına dokunan hizmetlerin önemli bir kısmı artık yerel yönetimler üzerinden yürütülmekte. Bir kreş, bir burs, bir sosyal destek kartı, bir kent lokantası… Bunların her biri yalnızca sosyal politika aracı değildir; aynı zamanda siyasî temasın da en somut biçimleridir. Ancak unutmamak gerekiyor ki, yurttaşlar yalnızca talep eden alan pasif aktörler, tebaa, değillerdir; aynı zamanda sorgulayan hesap soran öznelerdir.

Sadaka(t) rejiminin mekanizması artık başka bir siyasî aktörün de eline geçtiğinde, dengelerin değişmesi kaçınılmaz hale geldi. Bence yaşadıklarımızın özeti tam olarak budur. Nitekim François Bayart’ın karın siyaseti kavramını hatırlatırcasına, siyasetin artık büyük ideolojilerden çok tencerenin içindekilerle, yani insanların geçim meselesiyle şekillendiğini görüyoruz.

Kavga geçtiğimi hafta Bolu’ya sıçramıştı. Burada da durmaz; duramaz: sadaka(t) bu, hem ona hem ötekine olmaz, ya sana ya ötekine olur.

Dayanışmayla, dostça ve hoşça kalın…

Referanslar

Ayşe Buğra, Kapitalizm, Yoksulluk ve Türkiye’de Sosyal Politika, İletişim Yayınları, İstanbul, 2013, s. 214-219.

Ayşe Buğra & Osman Savaşkan New Capitalism in Turkey: The Relationship between Politics, Religion and Business, Edward Elgar, 2014, s. 86-95.

Cihan Tuğal, Passive Revolution: Absorbing the Islamic Challenge to Capitalism, Stanford University Press, 2009, s. 77-83.

Herbert Kitschelt – Steven Wilkinson, Patrons, Clients and Policies, Cambridge University Press, 2007, s. 2-5.

T. H. Marshall, Citizenship and Social Class, Cambridge University Press, 1950, s. 10-12.

  • Kaynak Evrensel

Paylaş

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

Yorumunuzu bırakın


İlgili Haberler

Cumhurbaşkanı adayı mahkemede Fikir & Yazı
Mart 9, 2026

Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

Emeğin durumu kötüleşti Emek
Mart 9, 2026

Emeğin durumu kötüleşti

Arkasayfa

Araştırmacı Yazar Hüseyin Anıl Aslan ile “Kurtuluşun Paradigması” Kitabı Üzerine Röportaj

Son kitabınız Kurtuluşun Paradigması  iddialı bir başlık taşıyor. Bu kitap aslında neyin...

ZAMAN AKIŞI

Mar 9 11:20
Arkasayfa

Cumhurbaşkanı adayı mahkemede

Mar 9 10:34
Arkasayfa

‘Sadaka(t) belediyeciliği’nin halkçı tercümesi: CHP’li belediyeler neden hedefte?

Mar 9 10:21
Emek

Emeğin durumu kötüleşti

Mar 9 10:17
Gündem

Canlı Blog | ABD ve İsrail’in saldırılarında 10. gün: İran’da yeni lider seçildi

Mar 9 10:15
Ekonomi

IBAN’a para transferinde yeni dönem: MASAK yeni zorunlulukları açıkladı

Mar 6 22:40
Arkasayfa

Araştırmacı Yazar Hüseyin Anıl Aslan ile “Kurtuluşun Paradigması” Kitabı Üzerine Röportaj

Mar 5 10:59
Gündem

Canlı Blog | ABD ve İsrail’in İran’a saldırısında 6. gün: Tahran’dan Tel Aviv’e yeni füze saldırısı

Mar 5 10:55
Gündem

Savaşı meşrulaştıran bir vesayet kurumu: Birleşmiş Milletler

Mar 5 10:48
Gündem

Kahrolsun emperyalist-siyonist barbarlık!

Mar 5 10:34
Arkasayfa

Vebayla mücadele etmek

Mar 4 16:45
Gündem

“Hedef Türkiye değildi”: İran’dan ateşlenen balistik mühimmat imha edildi

Mar 4 16:27
Gündem

İran’dan sonra sıra Türkiye’de mi?

Mar 3 14:42
Gündem

“İntihar demeyin” demişti; Kuran’a Hizmet Vakfı yöneticisinin istismar ettiği iddia edilen öz kızı ve anne ölü bulundu!

Mar 3 13:17
Arkasayfa

İran’dan sonra sıra kimde?

Mar 3 12:41
Eğitim

Bıraksınlar işimizi yapalım!

Mar 3 12:31
Ekonomi

CHP’li Bakırlıoğlu’ndan tepki: ‘Kaynak bir tek emekliye yok

Mar 3 12:29
Arkasayfa

İşveren zamlı ücreti ödemezse tazminatla işten çıkılabilir mi?

Mar 3 12:24
Gündem

Emperyalist haydutluğa karşı Türkiye’de bulunan NATO ve ABD üsleri kapatılmalıdır!

Mar 2 15:28
Gündem

İpin ucu

Mar 2 12:31
Ekonomi

İstanbul’da fiyatı en çok artan ürün belli oldu

Mar 2 12:17
Arkasayfa

‘Kutsal kase’ çatladı!

Mar 2 12:13
Ekonomi

İstanbul’un şubat enflasyonu belli oldu: En çok hangi ürünlerin fiyatı arttı?

Mar 2 12:10
Gündem

İran nereye?

Şub 27 13:33
Gündem

Birlikte yalnızlık dönemi: Dijital platformlar bağları nasıl koparıyor?

Şub 27 12:59
Ekonomi

Şubat ayı zam şampiyonları belli oldu: Mutfakta son 2 yılın artış rekoru kırıldı!

Şub 27 12:32
Arkasayfa

Rastlantılar

Şub 27 12:02
Arkasayfa

Abdullah Öcalan: Vatandaşlık ilişkisi, millete aidiyet üzerinden değil devletle bağ esas alınarak kurulmalıdır

Şub 27 11:59
Ekonomi

Türk-İş’e göre açlık sınırı 32 bin 365 TL, yoksulluk sınırı 105 bin 424 TL oldu

Şub 26 15:19
Gündem

Demirtaş ve Kavala nerede?

Şub 26 14:18
Ekonomi

Emekliye bayram ikramiyesi haftaya Meclis’te: AKP’de ne konuşuluyor?