2025 Türkiye ekonomisinde emeğin payının gerilediği bir yıl oldu. AKP hükümetinin kemer sıkma politikaları yıl içinde emek gelirlerinde ciddi bir gerilemeye yol açtı. Emeğin pastadaki payı yıl içinde 10 puan düştü. Buna karşılık sermaye gelirlerinin payı 13 puan arttı. Bunun en önemli nedeni yüksek enflasyon ile asgari ücrete ve diğer ücretlere yıl içinde ikinci kez zam yapılmamasıdır.
2025 Türkiye ekonomisinde emeğin payının gerilediği bir yıl oldu. TÜİK geçen hafta (2 Mart 2026) Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla, IV. Çeyrek (2025) verilerini yayımladı. Böylece 2025 yılının büyüme bölüşüm verilerini ana hatlarıyla görmüş olduk. Bu verilerin önemi, bir yandan büyümeye ilişkin, öte yandan gelirin sınıfsal ve sosyal dağılımına ilişkin veriler içermesidir. Bilindiği gibi gelirin bireysel dağılımına ilişkin veriler ve bireysel gelir eşitsizliği tek başına anlamlı değildir. Özellikle ücretli çalışmanın yaygınlaştığı toplumlarda bireysel dağılım yanında sınıfsal dağılıma (fonksiyonel) dağılıma da bakmak şarttır. Aksi halde bireysel gelir dağılımı verileri yanıltıcı olabilir.
Bölüşüm verilerinde bireysel dağılımdan ziyade sınıfsal (fonksiyonel) dağılıma odaklanmak lazım. Türkiye için bu özellikle önemlidir. Genel olarak ücretli çalışmanın arttığı toplumlarda bireysel gelir dağılımı, sınıfsal bölüşüm ilişkilerini yeterince gösteremez. Ücretliler arasındaki farklar sınıfsal farklar olarak gözükebilir. Bu nedenle bireysel dağılım kadar sınıfsal dağılıma da göz atmak lazımdır. Öte yandan Türkiye gibi asgari ücretin yaygın olduğu ülkelerde bireysel gelir dağılımı daha iyi gözükebilir. Bunun en önemli nedeni asgari ücretin yaygınlığıdır. Bu nedenle gelirin sınıfsal dağılımına bakmak şarttır.
Öte yandan tek başına ortalama büyüme verileri de anlamlı değildir. Çünkü mesele ne kadar büyüdüğünüz değil, kimin ne kadar büyüdüğüdür. Bunun için büyüme oranından daha çok bölüşüm verilerine bakmayı tercih ediyorum. Kuşkusuz 31 Ağustos 2026’da yayımlanacak yıllık veriler daha anlamlı karşılaştırma yapma imkanı verecektir. Ancak çeyreklik verilerden hareketle 2025 yılı içinde emeğin durumu hakkında değerlendirmeler yapmak mümkün.
2025’TE EMEĞİN DURUMU KÖTÜLEŞTİ
TÜİK’e göre 2025’te emeğin pastadaki payı (bölüşüm payı) yıl içinde 10 puan düştü. TÜİK’e göre 2025 yılı 1. çeyrekte yüzde 43,7 olan işgücü ödemelerinin Gayri Safi Katma Değer içindeki payı 2025 yılının son çeyreğinde işgücü ödemelerinin payı yüzde 33,7’ye geriledi. Buna karşılık net işletme artığının (sermaye gelirleri) payı 13,1 puan artarak yüzde 36’dan yüzde 49,1’e yükseldi. Kuşkusuz karşılaştırmanın yılın aynı dönemi üzerinden yapılması gerektiği ileri sürülebilir. Böyle bakıldığında da 2024’ün son çeyreğine göre daha küçük bir düşüş var. Ancak yıl içindeki düşüş ciddi boyutlarda. Yıl içindeki düşüş aynı zamanda yıl boyunca emek gelirlerinde anlamlı bir artış olmadığını ve enflasyonun yükünü emekçi sınıfların yüklendiğini gösteriyor.

Bölüşüm verilerinde yer alan işgücü ödemeleri payı, işgücü için (tüm ücret ve maaşlar) yapılan toplam brüt giydirilmiş ödemeleri yani maliyetleri, diğer bir ifadeyle ücret ve maaşla çalışan herkesin toplam brüt maliyeti demek işgücü ödemeleridir. Kuşkusuz vergi ve kesinti politikalarına göre ele geçen net miktar düşüyor. 2025 yılı içinde işgücü ödemelerinin payı çeyreklik dönemlere göre tablodaki gibidir.
2025 yılı son çeyreğinde işgücü ödemelerinin payı yüzde 33,7’ye gerilerken net işletme artığı (sermaye ve karma gelirler) da yüzde 49,1’e yükselmiş. Net işletme artığı yılın ilk çeyreğinde yüzde 36 paya sahipmiş. Net işletme artığının kapsamının detaylarına girmeden bunun işgücü gelirleri dışındaki diğer toplumsal kesimlerin kazancı (ağırlıkla sermaye geliri) olduğunu söylemek lazım. Sonuç olarak işgücü ödemelerinde 10 puanlık bir düşüş yaşanırken net işletme artığında 13,1 puanlık bir artış yaşanmış. Görüldüğü gibi net işletme artığı işgücü ödemelerindeki azalmadan daha fazla artmış. Bunun nedeni sabit sermaye tüketimi ve vergilerle alakalıdır.
Kuşkusuz ücret ve maaş artışlarının genellikle yılın başında ve yıl ortasında yapılması nedeniyle yılın son çeyreğinde düşüş olması genel bir eğilimdir. Yılın ilk çeyreği ile son çeyreği arasındaki bu 10 puanlık fark ciddi bir farktır. Bu durum yıl içinde ücret ve maaş gelirlerinde anlamlı bir artış yaşanmadığını gösteriyor.
ASGARİ ÜCRETİN ETKİSİ
Yüksek enflasyon koşullarında ücret artışlarının gecikmesinin bölüşüm eşitsizliğini derinleştirdiğini görüyoruz. 2025’te asgari ücretin yıl içinde yeniden artırılmamasının işgücünün payının düşmesinde ciddi bir rolü olduğunu söylemek mümkün. Asgari ücretin yaygınlığı ve diğer ücret artışlarını da tetiklemesi nedeniyle 2025 yılı içinde asgari ücrette ikinci bir artış olmaması, emek gelirlerini ciddi biçimde düşürdü. Asgari ücretle çalışanların toplam ücretli istihdam içindeki payının yüzde 50 civarında olması, asgari ücret artışının yaşamsal rolünü ortaya koyuyor. Öte yandan asgari ücret artışı özel sektördeki diğer ücret artışları için de belirleyici bir öneme sahip.
Asgari ücret artmayınca özel sektörde de ücret artışı olmuyor. Öte yandan 2025 yılı asgari ücret artışının, bir önceki yılın (2024) resmi enflasyon oranı olan yaklaşık yüzde 45 yerine yüzde 30 olması da 2025’te işgücü ödemelerinin payının düşmesinin önemli nedenlerinden biridir. Dolayısıyla düşük asgari ücret artışı ve asgari ücretin 2025 yılında ikinci kez artmaması 2025’in bölüşüm ilişkilerini kötüleştiren en önemli faktördür.
2025 yılı bölüşüm verilerinden çıkarılacak önemli ders, yüksek enflasyon dönemlerinde ücret ve maaş gelirlerinin korunması için sık aralıklarla zam yapılması gerektiğidir. Eğer ücret artışları yıl içinde enflasyona paralel olarak artmazsa bölüşüm bozulur. Çünkü diğer gelirlerin yıl içinde serbestçe artması mümkündür.
Nitekim 2025 bölüşüm verilerinde net işletme artığının 13 puandan fazla artması, işgücü gelirleri dışındaki gelirlerin kendilerini enflasyondan korudukları ve enflasyonun üzerinde gelir elde ettiklerini gösteriyor. Böylece buradan şu sonuca varmak da mümkün: Yüksek enflasyon döneminde işgücü ödemelerinin payı düşerken diğer gelirlerin payı artıyorsa ücretlerin enflasyonu artıcı etkisini ileri sürmek anlamlı değildir.
2025 bölüşüm verilerinden çıkarılacak bir başka önemli ders ise büyümenin ücretlilere yaramadığıdır. İşgücü ödemelerinin pastadaki payının 10 puan düşmesi, GSYH’deki artışın ücretlere yansımadığını gösteriyor. Diğer bir ifadeyle ücret artışlarının enflasyon düzeyinde olması bile yeterli değildir. Ücretlerin pastadaki payının korunması için ücretlere mutlaka refah payı da eklenmelidir.
EMEKLİLİK KÖPÜĞÜ AZALIYOR
İşgücü ödemelerinin pastaki payında 2023, 2024 ve 2025 başlarında ciddi bir artış yaşanmıştı. Öyle ki 2022 ilk çeyrekte yüzde 31,5 olan işgücü ödemeleri payı 2023 ilk çeyrekte yüzde 37,8, 2024 yılı ilk çeyrekte yüzde 42, 2025 ilk çeyrekte yüzde 43,7 olmuştu. Ancak 2023 yılı hariç bu artışı güçlü şekilde destekleyecek bir gelirler politikası söz konusu değil.
2025 yılı sonunda yaşanan düşüş aynı zamanda Emeklilikte Yaşa Takılanlar (EYT) ve 2024 yılı sonundaki yüksek sayıdaki emeklilik nedeniyle brüt giydirilmiş işgücü ödemelerinin gelir bölüşümünde yarattığı köpüğün de azaldığını ve gelir bölüşüm verilerin yeniden eski düzeyine yaklaştığını gösteriyor. Çünkü emeklilik nedeniyle yapılan ödemeler brüt işgücü ödemeleri kapsamında olduğu için doğal olarak işgücü ödemelerini artırıyor.
Etki oranı tartışmalı da olsa 2023-2025 döneminde işgücü ödemeleri payının artmasında emeklilik nedeniyle yapılan ödemelerin önemli bir rolü oldu. 2023 ve 2024 yıllarında yıllık ortalama emekli sayısının çok üstünde çalışan emekli oldu. Bu durumun işgücü ödemelerini olağan dönemlere göre çok artırdığını söylemek mümkün. 2023 yılında asgari ücretin yılda iki kez artmasının ayrıca işgücü ödemeleri payını artırdığını söylemek mümkün. Ancak yoğun emeklilik dalgası nedeniyle işgücü ödemelerinde yaşanan artışın bir bölümün köpük olduğunu ve kalıcı bir iyileşmenin söz konusu olmadığı görmüş olduk. Yıllık verilerin açıklanmasıyla tabloyu daha net görmek mümkün olacak.
İKİNCİL BÖLÜŞÜME DİKKAT
İşgücü ödemeleri brüt ödemeler olduğu için vergi politikalarının gelirin yeniden dağılımındaki etkisini burada göremiyoruz. Kuşkusuz gelirin brüt paylaşımından ziyade, vergi ve transfer harcamaları sonrasındaki harcanabilir gelir bölüşümüne bakmak lazım. Burada karşımıza vergilerin sınıfsal kompozisyonu çıkıyor ki bu ayrı bir yazının konusu. Bu yazıda şunu söylemekle yetinelim: Türkiye’de adaletsiz vergi sistemi nedeniyle işçiler şirketlerden daha çok vergi veriyor. İşçilerin ödediği gelir vergisiyle kurumlar vergisi karşılaştırıldığında işçilerin ödediği verginin kurumlar vergisinin (şirket vergilerinin) çok çok üzerinde olduğunu söylemek mümkün.
Bölüşüm tartışmasını sadece birincil bölüşüm üzerinden değil, vergi ve kamusal transfer harcamalarını dikkate alarak ikincil bölüşüm üzerinden yapmak lazım. Yoksa işgücü ödemelerinin yüzde 33,7’lik payı harcanabilir bir pay değildir. Bu paydan vergi ve kesintileri düşmek gerekiyor.
İSTİHDAM PAYI ÖNEMLİ
Bölüşüm verilerine bakarken unutulmaması gereken bir diğer husus, işgücü ödemelerinin payı ile istihdamdaki ücretli ve maaşlı çalışanların payıdır. Gelir yoluyla GSYH, istihdama katılanların elde ettikleri gelirin toplamı olarak da ele alınabilir. O halde istihdamın kompozisyonuna, diğer bir ifadeyle ücret ve maaş geliri elde edenlerin istihdamdaki oranına bakmak gerekiyor. Türkiye’de ücret ve maaş geliri elde edenlerin istihdamdaki payı 2025 yılı son çeyrekte yüzde 73’tür. Toplam 32,7 milyon istihdamın 23,7 milyonu ücret, maaş geliri elde edenlerden oluşuyor. Dolayısıyla istihdamın yüzde 73’ünü oluşturan ücretliler (işçi-memur) pastadan brüt olarak yüzde 33,7 pay aldı.
Gelirin sınıfsal bölüşümünde gözden ırak tutulmaması gereken asıl mesele budur. Ücret tartışmasına da asgari ücret tartışmasına da buradan bakmakta yarar vardır. Ücretli istihdamın payı her geçen yıl daha da artıyor. Bu durumda işgücü ödemeleri içindeki payının da düzenli olarak artması gerekiyor.
2025 yılı içinde bir yandan asgari ücretin yeniden artmaması ve buna bağlı olarak diğer ücretlerin de yıl başındaki düzeyinde kalması, öte yandan yılın başındaki asgari ücret artışının enflasyonun altında kalması nedeniyle yıl içinde sınıfsal bölüşüm ciddi biçimde bozulmuştur. Aslında bu tablo ücret gelirlerinin enflasyonun altında kaldığını da gösteriyor. AKP hükümetinin izlediği kemer sıkma ve ücret gelirlerini bastırma politikası 2025’te emeğin pastadaki payının düşmesine yol açtı.



