Emperyalist saldırganlığın, paylaşım kavgasının, güç mücadelesinin damga vurduğu 21. yy’ın ilk çeyreğini geride bıraktık. Yeniden paylaşım savaşları, güç mücadelesi ve emperyalist müdahaleler yeni yıla da damgasını vuracak Kapitalist-emperyalist sistemin krizi derinleşiyor, savaşlara, açlığa, sömürüye maruz bırakılan halkların öfkesi ise büyüyor. Rosa Luksemburg’un dediği gibi insanlığın önünde iki seçenek var: Ya barbarlık ya Sosyalizm
Savaşların, işgallerin, emperyalist müdahalelerin damgasını vurduğu 21’inci yüzyılın ilk çeyreği sona ererken dünya büyük bir alt üst oluş içinde.
Tarihsel sürecin hızlandığı, güç, nüfuz, paylaşım kavgasında rekabetin hiç olmadığı kadar şiddetlendiği bu tarihsel kavşakta yaşananlar fena halde dejavu etkisi yaratıyor.
Kapitalist-emperyalist sistem kriz üretiyor ve bu krizler üzerinden de kendi yapısal krizini sürdürmeye çalışıyor.
Geride bıraktığımız 2025 yılı kapitalizmin kriz dinamikleriyle beslenen emperyalist saldırganlığın ayyuka çıktığı, hegemon güçler arasındaki bilek güreşinin tırmandığı bir dönem oldu.
Amerikan emperyalizmi liderliğinde kurulan eski dünya düzeni sarsılırken bu krizin semptomları kendisini farklı coğrafyalarda, farklı şekillerde dışa vurdu.
İsrail’in Gazze’de saldırıları, Tayland-Kamboçya savaşı, Çin-Hindistan çatışması, İran’a karşı 12 gün savaşı, Venezuela’nın ablukaya alınması, Suriye’deki çatışmalar, Yemen ve Ukrayna savaşları, Sudan’daki iç savaş, Afrika’daki gerilimler hepsi bir yıla sığan gelişmeler oldu.
OTORİTERLEŞME VE KURALSIZLIKLAR
Dünya çoklu krizlerin pençesinde büyük belirsizliklerin ve de değişimlerin eşiğinde. Tarihsel bir kavşaktayız. Siyasi, ekonomik, toplumsal, jeopolitik, teknolojik ve askeri dönüşümün hızlandığı bu “ara dönem”de çoklu krizler ve belirsizlikler küresel norm haline geldi.
Otoriterleşme yayılmakta, “burjuva demokrasisi” dünya genelinde zayıflarken küresel eşitsizlikler artıyor, uluslararası kurumlar etkisiz hale geliyor.
İKİ KUTUPLU DÜNYA İNŞASININ SANCILARI
ABD-Çin ilişkilerindeki artan gerilim nedeniyle diğer ülkelerin bu rekabetin çapraz ateşinden uzak durması giderek daha zorlaşacak.
Avrupa Birliği kendi çıkmazını aşacak yeni bir yol tartışmasının içinde kıvranırken transatlantik bağımlılığı aşması zor görünüyor.
Çin-ABD rekabetinde ‘Küresel Güney’in önemi daha da ağırlık kazanacak. Brezilya, Hindistan, Güney Afrika, Endonezya ve Meksika gibi ülkeler “iki büyük aktörün” kapışmasından yararlanmaya çalışacak, ortaya çıkacak boşlukları kullanmaya çalışacak. Orta güçlerin giderek artan etkili rolü, çok kutuplulukla karıştırılmamalı elbette ki.
“ARKA BAHÇE” SAVAŞLARI
İki kutuplu bir dünya düzeni şekillenmeye başlarken “arka bahçe savaşları” ise nüksedecek. İki kutuplu düzenin bu ilk yıllarında, Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki rekabet ticaret, finans, teknoloji, küresel yönetim ve askeri güç gibi her alanda giderek artıyor.
Bu rekabetin yankıları tüm dünyada hissediliyor. Foreign Affairs’ten Jennifer Lind’in tespitlerinden aktaracak olursak iki kutupluluğun ilk kuralı ise kendi arka bahçenizi güvence altına almaktır.
Venezuela’da Nicolás Maduro hükümeti Çin ile yakın ekonomik bağlar kurdu ve son dönemde ABD’nin Karayipler ve Doğu Pasifik’teki askeri baskısı, Pekin’le yakınlaşmanın sonuçları konusunda bir uyarı niteliğinde.
2025’in başlarında Trump yönetimi de benzer şekilde Panama’ya, Çinli firmaların Panama Kanalı’ndaki stratejik altyapıyı kontrol etmesine izin vermeye devam etmenin ABD askeri müdahalesine yol açacağı sinyalini verdi. Latin
Amerika, Soğuk Savaş sırasında iki kutupluluğun acısını hissetti ve Çin ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki yükselen süper güç rekabetinde bunu tekrar hissetmeye başlıyor.
Doğu Asya’da Çin, muhtemelen Monroe Doktrini’nin kendi versiyonunu uygulamaya koyacaktır.
Pekin, komşularını Washington’dan ayrılmaya veya uzaklaşmaya zorlamak için kademeli taktikler ve ekonomik baskı kullanmaya devam edecektir.
Önümüzdeki yıllarda, Pekin’in ABD’yi bölgeden siyasi ve askeri olarak ne ölçüde dışlamaya çalışacağı, ABD-Çin stratejik rekabetinin ana alanını belirleyecektir.
EMPERYALİST SALDIRGANLIK ARTACAK
Trump’ın yılın son dönemlerinde Güney Amerika’ya yönelik kuşatması emperyalist saldırganlığın artarak devam edeceğinin göstergesi.
Aşınan küresel hegemonyasını yeniden tesis etmek için saldırganlaşan ABD, açık açık toprak
genişletme peşinde. Toprak bazlı yeniden paylaşım savaşının kıvılcımını çakan Trump’ın gözü
Grönland, Kanada ve Panama Kanalı’nda.
Yıl bitmeden Grönland’a özel elçi atayarak bu niyetini somutlaştıran Trump, Çin’e karşı Pasifik’te suları ısıtıyor.
Kuşatma stratejisinin bir parçası olarak Tayvan krizini harlayan Trump, Ortadoğu’yu ise İsrail üzerinden hizaya çekmeyi sürdürüyor.
Son açıklanan ABD’nin Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi Amerikan saldırganlığının ve emperyalizmin yeni yol haritasını açıkça göstergesi.
Amerikan emperyalizmi kuzey yarımküreyi ve Güney Amerika’yı kendi hegemonik arka bahçesi ilan ederken yeni çatışmanın tohumlarını da ekiyor.
TRUMP BİR GECEDE ORTAYA ÇIKMADI
Güç mücadelesi ve rekabet keskinleşirken ittifaklar, ilişkiler, cepheler de yeniden biçimlenmeye yüz tutuyor.
Aralık başında CSU kongresinde konuşan Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’in, “Pax Americana (Amerikan Barışı) bizler için büyük ölçüde sona erdi” diyerek Avrupalıların “Transatlantik müttefikleriyle ilişkilerinin kökten değişimine” hazırlıklı olması gerektiği uyarısı yapması bunun çarpıcı örneği.
Dünyada olağan dalgalanmalar yaşanmadığını ifade eden Merz, “Bu, bir konjonktürün normal iniş çıkışları değil. Bu bilakis dünyadaki siyasi ve ekonomik güç merkezlerinde adeta tektonik bir kaymadır.
Almanlar ve Avrupalılar olarak biz bu sürecin ortasındayız” diye konuştu. Trump’ın bir istisna değil, uzun süredir devam eden stratejik değişimin bir sonucu olduğunu belirten Alman lider, “Trump bir gecede ortaya çıkmadı, Amerikan politikası da bir gecede değişmeyecek” dedi.
ORTADOĞU’DA ATEŞ SÖNMEYECEK
Ortadoğu’da yeni düzen peşinde koşan ABD, burayı vekil güçlere teslim ederek ağırlığını Güney Amerika ve Pasifik’e kaydırma peşinde. Sırtını ABD’ye dayayan İsrail ise saldırganlığına hız verecek.
Ortadoğu’yu ABD-İsrail için “dikensiz gül bahçesi”ne dönüştürmek için Lübnan, Suriye, Yemen, Irak ve İran’a yönelik müdahaleler eksik olmayacak. Suriye ise bölgedeki en kırılgan ülke.
Ülkenin geleceğinin belirlenmesine yönelik kapışma sürerken Kürtlerin yeni döneme nasıl entegre edileceğine ilişkin anlaşmazlık Türkiye’yi de derinden etkiliyor. İç içe geçen süreçlerde SDG’nin pozisyonu belirleyici önemde.
ABD’nin arabuluculuğunda SDG-Şam arasındaki pürüzler aşılmaya çalışılırken ortaya çıkacak yeni durum Türkiye’deki süreci de belirleyecek. Ortadoğu’daki rekabet Doğu Afrika’ya da sıçrarken yılın son günlerinde İsrail Somaliland’ı tanıdı.
ÖFKE BÜYÜYOR; BAŞKA BİR DÜNYA MÜMKÜN
Geride kalan yılda olduğu gibi yeni yılda da insanlığı iyi günler beklemeyecek.
Kapitalizmin krizinin derinleştiği, sömürü politikalarının artığı, emperyalist saldırganlığın tırmandığı iklimde halkların payına yoksulluk, ölüm ve acılar düşecek. Kendi krizini yeni çatışma ve savaşlarla aşmaya çalışan kapitalist-emperyalist sistemin halklara vaat etiği şey daha fazla sefalet olacak.
Yeni yıl tıpkı geride kalan yılda olduğu gibi sadece egemenlerin belirlediği bir yıl olmayacak.
Başta küresel güney olmak üzere dünyanın dört bir tarafında halklar, ezilenler, ötekileştirilenler ayağa kalkmayı sürdürecek.
Nepal’de, Endonezya’da, Filipinler’de, Madagaskar’da rejimleri sarsan halkın öfkesi “burjuva karargâhları” sarsmayı sürdürecek.
Emekçilerin, ezilenlerin, halkların sorunlarının dünya çapında ortaklaştığı, dünyanın dört bir yanındaki meydanlardan benzer sloganların yükseldiğini bir sürece girildi.
Kapitalizm insanlığı ve doğayı yok oluşa sürüklerken sınıf kavgası daha da keskinleşecek. Kapitalist-emperyalist düzen halklara açlığı, sefaleti, ölümü ve sömürüyü dayatırken insanlığın önüne iki seçenek var. Rosa Luksemburg’un yüz yıl önce dediği gibi; Ya Sosyalizm ya barbarlık!
2026’YA GİRERKEN TARİHSEL YOL KAVŞAĞI
TEK ADAM REJİMLERİ İNŞA EDİLİYOR: Amerikan emperyalizminin başındaki Donald Trump ülkesindeki düzeni sarsarken tüm dünyayı “tek adam” zihniyetiyle hizaya getirmenin peşinde. Trump bu yolda yalnız değil, Viktor Orban’dan Tayyip Erdoğan’a, Putin’den Milei’ye sağ-muhafazakâr liderler yeni bir dalga yaratmış durumda. Şimdi bu koroya Latin Amerika ve Kıta Avrupası başta olmak üzere yeni aktörler ekleniyor.
AŞIRI SAĞCI AKIMLAR YÜKSELIYOR: Nigel Farage’ın Reform UK partisinin anketlerde önde olduğu İngiltere, Ulusal Cephe’nin ivme kazandığı Fransa, AfD’nin ana muhalefete dönüştüğü ve “güvenlik duvarı”nı yıkmaya hazırlandığı Almanya, Meloni’nin işbaşında olduğu İtalya, kuzey ülkelerindeki aşırı sağcıların iktidara yerleşmesi hepsi bileşik kaplar etkisi yaratıyor.
NEOFAŞİZMİN AYAK SESLERİ GELİYOR: Başta Avrupa olmak üzere kuzey yarımkürede yükselen bir aşırı sağcı dalga var. Neoliberal ekonomik krizin yol açtığı tahribattan yararlanan, yabancı düşmanlığından beslenen, göçmen karşıtlığı üzerinden örgütlenen kitleler büyük bir tehlike arzediyor. Siyasetin merkezindeki partilerin oy uğruna bu daha da sağa meyletmesi bu söylemleri büyütürken aşırı sağcı partilerle işbirliği yapılmasına yönelik çağrılar da yükseliyor.
KURALSIZLIK KURAL HALİNE GELİYOR: Güçlünün istediğini yaptığı, “kurallara dayalı uluslararası düzen”in yerle yeksan edildiği bu “yeni dünya düzeni”nde kuralsızlık bir norm haline geliyor.
TEKNOFEODALİZM HÜKÜMDARLIĞI: Hızlanan teknolojik gelişmeler, teknolojinin ekonomik güç ve rekabet dengesizliklerine dönüşüyor. Küresel hegemonya mücadelesi ve uluslararası rekabet teknoloji ekseninde gerçekleşiyor. Bir avuç teknoloji tekeli tüm iletişim ve bilgiyi kontrol etmeye başladı.
2025’E DAMGA VURANLAR OLAYLAR:
OCAK: Donald Trump “Şu andan itibaren Amerika’nın gerileyişi sona ermiştir” sözleriyle göreve başladı. Güney Kore’de devlet başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Yoon Suk Yeol, gözaltına alındı.
ŞUBAT: Trump “ticaret savaşı”nı başlattı. Kanada, Meksika, Çin ve diğer ülkelere 0 ek gümrük vergisi getirdi. Gazze Şeridi’ni devralacağını söyledi. Almanya’daki seçimin galibi CDU oldu, Genel Başkan Friedrich Merz başbakan seçildi.
MART: SDG lideri Mazlum abdi ile HTŞ lideri Colani arasında Şam’da mutabakat imzalandı. Colani üç gün sonra geçici anayasayı imzaladı.
NİSAN: Colani liderliğindeki HTŞ birlikleri Suriye’de Alevilere ve azınlıklara saldırmaya başladı.
MAYIS: Rusya ile Ukrayna arasında doğrudan görüşmeler İstanbul’da yapıldı. Benzer toplantı haziran ayında da yapıldı.
HAZİRAN: İsrail ve ABD’nin İran’a saldırılarıyla başlayan savaş 12 gün sürdü.
TEMMUZ: IKBY’nin Süleymaniye kentinde PKK silah yaktı. Avrupa’da çiftçi eylemleri kıtayı sarstı
AĞUSTOS: Nepal’den Endonezya’ya, Madagaskar’dan Fas ve Filipinler’e “Z kuşağı” isyanları rejimleri sarstı, iktidarları devirdi.
EYLÜL: ABD’nin Venezuela kuşatması bölgede gerilimi tırmandırdı. Washington, Karayipler’i cephaneliğe çevirdi.
EKİM: Trump’ın planı kabul edildi Gazze Savaşı’na son veren anlaşma Mısır’ın Şarm el-Şeyh kentinde İsrail ve Hamas tarafından imzalandı.
KASIM: ABD’de “demokratik sosyalist” Zohran Mamdani, New York’un belediye başkanı seçildi.
ARALIK: Avustralya Sydney’de plajda yapılan saldırıda 15 kişi hayatını kaybetti. İsrail, Somaliland’ı resmen tanıdı.




