İTÜ Fizik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Kerem Cankoçak ve ODTÜ Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Altuğ Özpineci, bir süredir ülke gündeminde yer eden CERN ve Türkiye’nin CERN üyelik sürecini değerlendirdi. Bilimadamları, CERN’de keşfedilip günlük hayatımızı etkileyen teknoloji süreçlerini de aktardılar.
Belirli aralıklarla bilim ve teknoloji meraklılılarının gündemine giren CERN, zaman zaman ülkemizin bilimsel ve siyasi gündemine de giriyor. Son dönemde, Türkiye’nin merkeze üyeliği konusu yeniden gündeme geldi. İlişkilerin bundan sonraki seyrinin üyelikle sonuçlanma olasılığının bulunması, konunun pek sık tartışılmayan boyutlarının da masaya yatırılmasını olanaklı kıldı. Konuyla ilgili olarak birkaç hafta önce sitemizde yayınlanan haberde dile getirilen kimi sorular ışığında, yüksek enerji fiziği alanında çalışan İTÜ Fizik Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Kerem Cankoçak ve ODTÜ Fizik Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Altuğ Özpineci’den görüşlerini aldık.
CERN üyeliğinin Türkiyeli araştırmacılar için ne gibi olanaklar ortaya çıkaracağını ve Ankara Üniversitesi önderliğinde Türkiye’de devam eden hızlandırıcı projesine (Türk Hızlandırıcı Merkezi) nasıl bir etkisinin olacağını düşünüyorsunuz?
Doç. Dr. Kerem Cankoçak: Bu soruyu iki soruya ayırmakta fayda var. CERN üyeliği araştırmacılar için çok sayıda olanaklar ortaya çıkaracaktır. Gündelik hayatımızda kullandığımız hemen her türden teknoloji aslında temel bilimsel araştırmalardan çıkmıştır. Teknoloji yaratmak için yola çıkıp teknoloji yaratılamaz. Çünkü teknoloji bir araçtır, amaç değil. Teknoloji yaratımının temel motoru bilimsel meraktır. Bilimsel merakı gidermek amacıyla ortaya atılan kuramları test etmek için yapılan deneyler yeni teknolojiler yaratır. Örneğin, 19. yüzyılın sonlarından itibaren hız kazanan parçacık fiziği araştırmalarında kullanılan teknikler günlük hayatımızda en çok tıp alanında karşımıza çıkmaktadır. W. Röntgen’den bu yana, aslında temel bilimsel araştırmalarda kullanılmak üzere keşfedilen teknikler, tıptan savunma sanayine kadar hemen her alanda yeni teknolojiler üretmiştir. Öte yandan televizyonun atası katot tüpü denilen bir cihazdır. J.J. Thompson’ un 1897’de elektronun keşfi için kullandığı katot tüpü, televizyonun temel teknolojisini oluşturur. Aslında tüplü televizyon bir çeşit hızlandırıcıdır demek çok yanlış olmaz.
Nükleer teknoloji de aynı süreci izler. Madde nelerden oluşur sorusunun yanıtını bulmak için yapılan araştırmalar nükleer teknolojiyi doğurmuştur. Bugün dünyada nükleer santraller olmasaydı hem dünyamız şimdi olduğundan çok daha kirli olurdu, hem de bize gereken enerjiyi karşılamak için dünyanın bütün enerji kaynaklarını tüketmiş olurduk. Sağlık alanında ise nükleer teknolojinin büyük katkılarından mahrum kalırdık.
CERN’ de keşfedilip de günlük hayatımızı en çok etkileyen teknoloji ise hiç şüphesiz Internettir (daha doğrusu WWW kısaltılmasıyla anılan world wide web).
Özetlersek, temel bilimler alanında yapılan bütün çalışmalar yıllar sonra teknoloji olarak geri döner. CERN ise şu anda dünyanın en büyük araştırma merkezi olması bağlamında ve en ileri temel bilimsel araştırmaların yürütüldüğü yer olarak yukarıda saydıklarımızı sağlama konusunda en umut verici yerdir.
Ankara Ün. önderliğindeki hızlandırıcı projesinin ise bence hiçbir ciddi yanı yoktur. Tamamen politik ilişkiler sayesinde çıkartılmış bir projedir. Bir benzetme yapmak gerekirse, araba üretemeyen bir ülkede uzay gemisi yapmaya kalkmak gibi bir şeydir. Hızlandırıcıyı Türkler yapmayacak, anahtar teslim bir hızlandırıcı alıp sonrasında da çalıştıramayacaklar, harcanan paralar boşa gidecektir. Tabi proje yürütücüleri TOKI’ nin yapacağı lojmanlarda emekli olana kadar oturacaklardır. Demek ki paranın hepsi de boşa gitmeyecek. Hızlandırıcı çalıştırmak belki de yapmasından daha zordur. Dünyanın üçüncü en büyük hızlandırıcısı Rusya’da Dubna’ da yer almaktadır ama teknik eleman sıkıntısı yüzünden çalıştırılamamaktadır. Çünkü hızlandırıcı teknolojisi çok zor bir teknolojidir. Bu konuda yıllarca tecrübe kazanmış uzmanlar gerekir. Ankara’ daki proje yürütücüleri ise bırakın uzman olmayı, hızlandırıcılara ellerini bile sürmemişlerdir.
CERN üyeliğinin Türkiye’deki bilimsel ortamın, bilim insanları arası ilişkilerin gelişmesine ne gibi bir katkısının olacağını düşünüyorsunuz?
Açılımı Avrupa Nükleer Araştırma Konseyi olan CERN, İsviçre’nin Cenevre kentinde kurulmuş olup, dünyanın en büyük parçacık fiziği laboratuarıdır. İkinci dünya savaşında harap ve yorgun bir şekilde çıkan Avrupa devletlerinin hep birlikte kurdukları ilk birlik olan CERN, Avrupa’ nın bilime verdiği önemi göstermektedir. 1954 yılında 12 Avrupa ülkesi tarafından kurulan CERN’ in en son Bulgaristan’ ın da katılmasıyla 20 üyesi olmuştur. Bütçesi bir milyar İsviçre Frangının üstündedir. Üye ülkeler GSMH’ları oranında bütçeye katkıda bulunmaktadırlar. CERN’deki deneye, üye ülkelerin yanı sıra bütün dünyadan enstitüler katılmaktadır. Amerika Birleşik devletleri, Rusya ve Çin gibi ülkeler de ciddi katkılar vermektedir.
CERN’ in kuruluş amacı, üye ülkelerin kendi bütçe olanakları ile gerçekleştiremeyecekleri araştırmaları ortak olarak yürütebilmektir. Günümüzde 80 ülkeden 500 enstitüyü temsil eden yaklaşık 8000 civarında araştırıcı (dünyadaki parçacık fizikçilerinin yarısı) CERN’ de araştırma yapmaktadır.
Dolayısıyla CERN üyeliği Türkiye’deki bilimsel ortamı çok olumlu olarak etkileyecektir. Hem de sadece parçacık fiziği alanında değil, bir çok farklı alanda. CERN’ deki çalışmaların endüstriyel uygulamaları ve belli başlı bilimsel ve teknolojik konular şunlardır:
Hızlandırıcılar kullanılarak elde edilen endüstriyel işlemler: Polimerleştirme, sterilizasyon , yarı-iletken üretiminde iyon, iyonlarla yüzey sertleştirme, plastik yüzeylerin hassas işlenmesi ve zar üretimi, parçacık demetleri kullanılarak malzeme analizi, parçacıklarla x-ışını yayımı uyarılması, nükleer reaksiyon analizi (NRA), elastik geri tepme saptaması, yüklü parçacık aktivasyon analizi (CPAA), hızlandırılmış kütle spektroskopisi (AMS), kapsamlı x-ışını soğurumu ince yapısı (EXAFS) .
Medikal uygulamalar: Radyonükleit (izotop) üretimi, pozitron emisyon tomografisi ve benzeri medikal tomografi yöntemleri, hadron terapisi, iyon terapisi.
Temel Araştırmalar: Başta yüksek enerji fiziği olmak üzere, nükleer , atom – molekül, plazma, katı-hal fiziği gibi temel fizik araştırma konuları, kristallerin ve moleküllerin yapılarını açıklamak için kullanılan teknikler, senkrotron ışınımı kaynakları, serbest elektron lazeri kaynakları, moleküler mıknatıslar, nano yapılı malzemeler, yüzey ve ara yüzey çalışmaları, malzeme bilimi, kimya yaşam bilimleri, doğrusal olmayan süreçler ve kuantum optiği, arkeometri, atmosfer bilimi, deprem erken uyarı sistemleri.
Bilişim Teknolojileri: İnternet, Grid, modelleme ve benzetim (simülasyon), güvenlik, stratejik planlama, yüksek verimli hesaplama, ağ (network), hizmetler (servisler), e-devlet, veri depolama
Elektronik: Tümleşik Elektronik (mikro elektronik), Tümleşik Olmayan (discrete) Elektronik Optoelektronik, Sistem Tasarımı.
Radyasyon: Radyasyondan korunma (insan), radyasyondan koruma (malzeme), dozimetre, çevre koruma, tarım ürünlerinin radyasyon kullanarak temizlenmesi.
Türkiye’nin CERN’e üyelik için göstereceği maddi çabanın karşılığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bu çabanın karşılığı hemen alınmaz. Yukarıda da belirttiğim gibi, temel bilimler alanında yapılan yatırımlar çok uzun vadede teknoloji olarak geri döner. Ama biyolojik evrimin bile tartışıldığı ülkemizde, evrenin evrimine ışık tutan bilimsel deneyler umarım kamuoyunu da etkileyecektir ve halkımızda bilimsel formasyonun gelişmesi için olumlu katkılar yapacaktır.
Ayrıca, sadece CERN üyeliğinden bir mucize beklememek gerekir. Bilim politikası çok yönlüdür. Bilim üretim içindir. Üretim yapılmayınca bilim de lüks kalır. Şu anda Türkiye’de bilim lükstür. CERN’e girsek de girmesek de ülkemiz bilimsel açıdan dünya sonuncuları arasındadır, çünkü üretime yönelik hiçbir çalışma yapılmamaktadır ülkemizde. Tıp fakülteleri hariç, Türkiye’deki bütün üniversiteleri kapatsak ne değişir? Köprülerimizi biz mi yapıyoruz? Barajlarımızı biz mi yapıyoruz? Türkiye’de üretilen arabalar, uçaklar yerli malı mı? Bütün bu soruların cevabı hayır. Bizim mühendislerimiz yabancı firmaların çevirmenleri olarak çalışıyorlar. Dünyada 70 yıldır kullanılan nükleer teknoloji bizde yok. Varolan küçük çapta teknoloji ise satın alınmış teknolojilerdir, burada üretilmiş değil. Bizler sadece kullanıcıyız. Küçük bir nükleer santral bile kuramıyoruz. Bütün bunlar politik meselelerdir ve CERN’e üye olmakla da öyle köklü değişiklikler meydana gelmez.
Ama CERN’e üye olmalıyız tabi ki. Hiç olmazsa trenin bir ucundan yakalamış oluruz ve Türkiye “normal” bir ülke haline geldiğinde elimizde olan yetişmiş eleman ve bilim adamı sayısına bir faydası olur.
“Sihirli değnek gibi görülmemeli”
Konuyla ilgili olarak görüştüğümüz diğer uzman olan Prof. Dr. Altuğ Özpineci, CERN üyeliğinin olumlu ve olumsuz kimi boyutları olduğunu, ancak olumlu yanların az bir farkla ağır bastığını belirtti. Halihazırda yürütülen projeler ve ortak çalışmalar sayesinde Türkiyeli bilim insanlarının CERN’de aktif olarak bugün de yer aldıklarını, bu açıdan önemli ölçüde bir değişme olmayacağını ifade etti.
Türkiye’de Ankara Üniversitesi öncülüğünde yürütülen hızlandırıcı projesinin yeterince ciddiyetle ilerlemediğini dile getiren Özpineci, kurulacak merkezin teçhizatının yurtdışından satın alınacağını, yalnızca inşa edilen tesiste biraraya getirileceğini, bu nedenle hızlandırıcının gerçek anlamda Türkiyeli araştırmacılar tarafından yapılmış sayılamayacağını ifade etti. Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun Sarayköy’deki tesislerinde de bir projenin yürütüldüğünü, burada önceliğin nükleer tıp uygulamaları olacağını ancak bilimsel araştırmalar için de olanak sağlanacağını kaydetti ve TAEK’in devlet kurumu olarak bu tür işler için ayırılan bir bütçesinin olduğuınu, buna karşılık diğer projenin devletten fon sağlayabilmek için sürekli olarak reklama ihtiyaç duyması nedeniyle gerçek işlevinin ikinci plana düştüğünü belirtti.
Avrupa’da şu anda yürütülen bir başka büyük proje de uluslarası bir çalışma olan ITER projesi. Projenin amacı, ticari açıdan kullanılabilir olan bir füzyon reaktörü üretmek, ve “temiz nükleer enerji” olarak da öne sürülen füzyon teknolojisini kullanarak enerji üretimini mümkün kılmak. Ancak bu projede, üye olmayan ülkeler gelişmeleri yakından takip etme fırsatı bulamıyor, zira ITER, başarılı olması halinde enerji sektörüne dünya ölçeğinde etkileri olabilecek bir proje. Bu durumda, ileri kapitalist ülkelerin, bilimsel işbirliği şeklinde olsa da, CERN gibi merkezlerde de bariz bir ağırlığa sahip olduğu fikri canlanıyor. Bu konuda da görüşünü aldığımız Prof. Dr. Özpineci, şunları söyledi:
“Durum böyle, ancak Avrupa ve Türkye arasında siyasetin müdahalesi açısından bir fark var. Türkiye’de önemli konumlara gelmek iktidara yakınlıkla çok daha doğrudan ilişkili, ancak Avrupa’da, iktidara yakınlık yine önemli rol oynasa da bilimsel anlamda kendini kanıtlamış insanlar, muhalif tutumlar gösterseler de önemli görevler üstlenebiliyor. Tabi burada mesele, muhalif kişileri mevcut işleyişe ortak ederek bilimsel yeterliklerinden yararlanırken siyaseten onları etkisiz kılmak. Bu nedenle, hangi durumun daha iyi ya da kötü olduğunu söylemek zor.”



