Meltem CAN
Meydanlarda sınıf mücadelesini büyütürken, sömürüye karşı omuz omuza dururken, kadın cinayetlerine, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı sesimizi her geçen gün daha da yükseltirken, hak mücadeleleri, toplumun her hücresine yayılırken çok temel bir soruya daha değinmeliyiz: Peki ya çocuklar?
Bugün 23 Nisan. Çocuklara armağan edilmiş, dünyadaki tek bayram. Ancak sokaklarda, evlerde ve ekranlarda kutlanan bu bayramın öznesi olan çocuklar, toplumsal haklar söz konusu olduğunda en görünmez kesim. Biz yetişkinler çocuğu bir birey olarak değil; ailenin mülkü, sistemin şekil vereceği bir ham madde veya yalnızca geleceğin yetişkini olarak görmeye fazlasıyla alıştık.
Tam da bu noktada çocukluk felsefesi bize o unuttuğumuz gerçeği hatırlatıyor: Çocuk, eksik bir yetişkin veya içi doldurulmayı bekleyen ‘’boş bir levha’’ değildir. Çocuklar, dünyayı anlamlandırmaya çalışan, kendi gerçeklikleri, hakları ve felsefi soruları olan tam ve bütünlüklü öznelerdir. Bir çocuğun ardı ardına sorduğu o inatçı ‘’Neden?’’ soruları, aslında biz yetişkinlerin kanıksadığı çarpık düzene yöneltilmiş en saf ve en radikal felsefi itirazlardır.
Ancak bu itirazlar, mevcut eğitim sistemi tarafından hızla törpülenir. Eleştirel eğitimin bize gösterdiği acı tablo tam da burada başlar: Okullar, çocukların potansiyellerini açığa çıkaran özgürlük alanları olmaktan çok, mevcut düzene itaatkâr vatandaşlar ve uysal işçiler yetiştiren birer üretim bandına dönüşmüş durumda. Yukarıdan aşağıya dayatılan bu bankacı eğitim modeli ile çocukların zihinlerine sadece ezberler depolanıyor; sorgulama yetileri, sınırları aşma cesaretleri ve dünyayı dönüştürme hayalleri ellerinden alınıyor. Oysa eleştirel bir pedagoji; çocuğun sadece edilgen bir nesne değil, kendi hayatının ve toplumun dönüştürücü öznesi olduğunu savunur.
Çocukları sadece bayramlarda büyüklerin koltuklarına oturtup onlara ezberletilmiş şiirler okutmakta ritüelinden vazgeçmeliyiz. Onların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olabildiği, sorularının susturulmadığı ve eğitim çarkları arasında ezilmediği bir dünya inşa etmemiz gerekiyor.
Çocukları bugünün onurlu, bağımsız ve hak sahibi özneleri olduklarını kabul etmediğimiz sürece; ne sınıf mücadelesi hedefine ulaşacaktır ne de özgürlük tam anlamıyla gelecektir. Gerçek bir 23 Nisan; çocukların sadece başlarının okşandığı değil, zihinlerinin özgürleştirildiği ve haklarının savunulduğu gün başlayacak.




