Vedat İlbeyoğlu
Suriye gerçeği her geçen gün biraz daha netleşiyor: Cihatçı Selefi örgüt El-Nusra’nın bakiyesi Heyet Tahrir el-Şam Cephesi (HTŞ) merkezli bir yönetimin ülkede, o çok sözü edilen “ulusal düzeyde bütünleştiricilik” sağlaması mümkün olmuyor. İdlib’den Şam’a taşınan Colani’ye daha ilk dakikasında yeni kostümler yetiştirerek onu boyamaya çalışan istihbarat odaklı Ankara hariciyesinin empoze ettiği ve Kürtlerin ancak statüsüz yaşayabileceklerini esas alan malum yaklaşım ve çizgisi de bu durumu pekiştiriyor. Ümmet ve cihat esaslı HTŞ yönetiminin, yıllar süren savaşla alt üst edilmiş, hırpalanmış olsa da kavimler kapısı Suriye’de genel kabul görmesinin zemini bulunmuyor. Suriye halkları, bütün dış güçlerin desteğiyle bir anda ‘Cumhurbaşkanı’ ilan edilen Colani’ye giydirilen takım elbiseye kanmıyor, ona taktırılan kravatın kendi boyunlarına geçirilmeye çalışılan idam ipi olduğunu biliyor.
Nitekim, geçtiğimiz günlerde Süveydâ’da özerklik ilan ettiklerini duyuran Dürzilerden hemen sonra, bu gerçeğin içinden yükselen son ses de Alevilerden geldi.
Yakın zamanda cihatçı çetelerin katliamına uğrayan Aleviler de “siyasi konsey” ilan ederek federatif bir yapı talep ettiklerini açıkladılar. Sahil bölgesinde Laskiye ve Tartus’ta, iç bölgede de Humus’ta yoğunlaşmış Aleviler, Hama’nın güney kırsalında ve Şam’ın dört mahallesinde de önemli bir nüfus oluşturuyor. Haberi ilk duyuranlardan Suriyeli gazeteci Sarkis Kassargian, bu girişimin öncü isimlerinden biriyle görüşmesini aktarırken, Alevilerin, Kürtlerin ve SDG’nin özerk yönetim deneyiminden esinlendiklerini, yaşadıkları bölgelerdeki diğer halkları da bu konseyde birleştirmeye çalışacaklarını aktarıyor. Yine, örneğin Halep’teki Kürt mahallelerine dair özel durumun Şam’daki Alevi mahalleleri için de uygulanmasını istiyorlar. Colani yönetimini terörist olarak değerlendiriyorlar ve Türkiye’yi de ağır şekilde eleştiriyorlar.
Şimdilik örgütlü bir silahlı güçten yoksun olan Alevilerin bu girişimlerinin ne ölçüde karşılık bulacağını göreceğiz ama açık olan bir şey var, Colani üzerinden Suriye’ye giydirilmek istenen “HTŞ Suriye’si” elbisesi dikiş tutmuyor.
Burada dikkat çeken diğer şey de özerk Rojava deneyiminin Suriye’de diğer halklara da esin kaynağı olan bir çekim merkezi haline geldiğidir. Şiddet ve kaosun içinde kavrulan Suriye’de yıllardır süren savaş ortamında nefes alınabilecek bir vaha olarak kalabilen Rojava ya da Kuzey-Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne olan bu ilgi tesadüfi değil. HTŞ yönetiminde katliama uğrayan Alevilerin ve Dürzilerin yardımına koşmaya çalışan (ama Şam güçlerince engellenen!) SDG’nin savunduğu seküler ve özerk yaşam bu kesimlerin de sosyal-tarihsel dokusuna uygun. Ayrıca yine Aleviler, Dürziler ve Hristiyan azınlıklar için daha bir öne çıkan can güvenliği için HTŞ şemsiyesi dışında bir yol bulmak kaçınılmaz. Zira o cihatçı şemsiyeyle bırakın gelecek güvencesini yaşam hakkı bile tehdit altında. Bu gerçeği yaşadıkları katliamlarla deneyimlemiş bu halkların mevcut duruma rıza göstermeleri düşünülemezdi ve Suriye’de öne çıkan bir dayanak olarak Kürt dinamiğiyle en azından etkileşim içinde bulunmaları kaçınılmazdı. Geçen ay Hasekê’de yapılan ve Erdoğan iktidarının sözcülerinden büyük tepki alan ‘Ortak Tutum Konferansı’na gönderilen Alevi ve Dürzi mesajları, Suriye’deki yeni mayalanmanın da ilk verileriydi belki de. Bu mayalanmanın süreç içinde yeni boyutlar kazanması, yeni biçim ya da formlarla buluşması sürpriz olmayacaktır.
Görünen o ki, Suriye’de Colani yönetimine itiraz çok daha somut, görünür ve kapsamlı olacaktır. Farklı mecralarda aksa da debisi ve volümü giderek daha çok yükselecek bu itirazları, inkârcı-dayatmacı-cihatçı bağlamlardan kopararak “dış güçler”le, “emperyalizm iş birlikçiliği”yle analiz etmeye ya da gerçekte itibarsızlaştırmaya çalışmak, Colani ve onun destekçisi tektekçilere propaganda zemini sunmaktan başka bir şey değildir.
Ülkenin hâlâ yok edilememiş sosyal dokusunun, İdlib’in, Şam’ın, Afrin’in toplama cihatçılarının ve dışardan destekçilerinin çağ dışı tasallutuna rıza göstermesi mümkün değildir. Colani’nin arkaik mezhepçiliğinin hizasında durup ona göz kulak olup yol gösterenlerin, müzakere ya da mücadele, her yolla mecbur bırakılmadıkları sürece Kürt sorununu barışçı bir zemine taşıyıp çözebileceğine inanmak kolay mı?
Suriye pratiği, bu açıdan da bir laboratuvar niteliğinde.




