Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı, borcun yaşamı kuşattığı koşullarda işçiler “kolay para” umuduyla kumara sürükleniyor. Adana OSB’de görüştüğümüz işçiler, kumarın fabrikalarda sessiz bir salgın gibi yayıldığını anlatıyor.
Adana OSB’den bir işçi
Türkiye’de son yıllarda işçiler derin bir yoksullaşma sürecinin içine itilmiş durumda. AKP iktidarının sermayeye kaynak aktarımını esas alan ekonomi politikaları, ücretleri baskılayıp kamu kaynaklarını patronlara ve tekellere aktarırken emekçilerin payına borç, güvencesizlik ve geçinememe düşüyor. Asgari ücret açlık sınırının altında tutuluyor, yapılan zamlar daha maaşlara yansımadan enflasyon karşısında eriyor. Bu koşullarda “kolay para” arayışı, işçiler için bir tercih olmaktan çıkıp çaresizliğin içinden doğan bir çıkış umuduna dönüşüyor.
Kira, gıda ve temel yaşam giderlerinin hızla arttığı, kredi kartı borçlarının milyonlarca haneyi kuşattığı bu tabloda dijital kumar ve bahis oyunları da hızla yayılıyor. Görüştüğümüz işçiler, kumarın iş yerlerinde adeta sessiz bir salgın gibi büyüdüğünü söylüyor. Özellikle maaşların yattığı hafta bu eğilimin daha da görünür hale geldiği ifade ediliyor.
Bir yanda cemaat bir yanda kumar
Görüştüğümüz işçilerin tamamı, kumara yönelimin temel nedeninin geçinememe, borç ve çaresizlik olduğunu dile getiriyor. Ay sonunu zor getiren, kredi kartlarıyla boğuşan işçiler, maaş yattığı gün slot oyunlarına giriyor. Kimisi bunu yıllardır süren bir alışkanlık olarak tanımlıyor, kimisi ise çevresinden utandığı için kumarı arkadaşlarından gizleyerek oynadığını anlatıyor. İşçilerin büyük bölümünün milliyetçi-muhafazakar bir kimliğe sahip olduğu iş yerlerinde, “hoca” lakaplı işçilerin öncülüğünde Nurcu ve Süleymancı sohbet halkaları da yaygın. Ancak işçiler, bu dini sohbet ortamının kumarın yayılmasını engellemediğini vurguluyor. Bir işçi durumu şöyle anlatıyor:
“Serviste, molada, hatta çalışırken bile telefonlar açılıyor. Maaşın yattığı hafta neredeyse herkes kumar peşinde.”
‘Kaybettiğini kurtarayım derken maaşın tamamı gidiyor’
Bir başka işçi ise kumarın nasıl bir döngüye dönüştüğünü şu sözlerle aktarıyor:
“Önce ufak ufak para kaybediyorsun, çok bir şey hissetmiyorsun. Sonra bakıyorsun maaşının yarısı gitmiş. Onu kurtarmak için tekrar oynuyorsun. Bu defa maaşın tamamen başkasının oluyor.”
Bu anlatımlar, kumarın bireysel bir “zaaf”tan çok, borçla ve umutsuzlukla beslenen bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. İşçiler, kaybettikleri parayı telafi etme umuduyla yeniden oynadıklarını, her seferinde daha fazla battıklarını söylüyor.
‘İşçi fabrikada intihar etti’
Bu döngünün en ağır sonuçlarından biri 1 yıl önce yaşandı. Kumar borcu nedeniyle bunalıma giren bir işçi, gece vardiyasında yemekhanede kendini asarak yaşamına son verdi. Olayı hatırlatan bir işçi, “Herkes şok oldu ama kısa sürede üzeri kapatıldı. ‘Günah işlemiş’ denildi, kimse neden buraya sürüklendiğimizi konuşmadı” diyor.
İşçiler yoksulluk-kumar döngüsünde
İşçilerin anlattıkları, kumarın yalnızca bireysel bir bağımlılık değil, ekonomik düzenin yarattığı bir sonuç olduğunu gösteriyor. Kapitalizmin kriz dönemlerinde gelir eşitsizliği derinleşirken, yoksullaşan kesimler için kumar bir “kurtuluş umudu” olarak sunuluyor. Emekle değil şansla para kazanma vaadi, gerçekte emekçilerin elinde kalan son kaynakların da sistemin dışına, yani sermayeye doğru akmasını sağlıyor. İşçilerin slot ve bahis oyunlarına yatırdığı paralar; bir öğrencinin barınma masrafına, bir ailenin mutfak giderine, bir işçinin ay sonunu çıkarabilmesine denk geliyor. Kaybedilen her kupon, yoksulluğun daha da derinleşmesi anlamına geliyor.
Bu nedenle işçiler, kumarın bir ahlak ya da bireysel irade meselesi olarak ele alınmasına itiraz ediyor. Asgari ücret açlık sınırının altındayken, borç içinde yaşamaya zorlanırken kumara yönelen işçilerin suçlanmasının gerçeği gizlediğini söylüyorlar. Bir işçi durumu şöyle özetliyor:
“Asgari ücret açlık sınırının altında. Borç içinde yaşıyoruz. Kumara düşeni suçluyorlar ama kimse bizi bu noktaya getiren düzeni sorgulamıyor.”
Çözüm insanca yaşayacak ücretler
İşçilere göre çözüm; vaazlarda, öğütlerde ya da bireysel uyarılarda değil, insanca yaşayacak ücretlerde, borç sarmalını kıracak ekonomik koşullarda ve örgütlü mücadelede yatıyor. Aksi halde kumar, yoksulluğun üzerini örten değil, onu yeniden ve daha derin biçimde üreten bir mekanizma olmaya devam edecek.




