Suriye ve Orta Doğu merkezli dış politika, çözüm süreci, iç iktidar kavgaları ve yoksullaşan halkın giderek artan öfkesi… Erdoğan 2026’da sıfır hatayla ilerlemek zorunda. Birinde tökezlerse yerden kalkması zor görünüyor
Yaşar Aydın
Türkiye, 2025 yılını rejimin hayatta kalma stratejisiyle düğümlenmiş bir şekilde geçirdi. Birçok sorun ve bu düğümlenmiş hâl 2026’ya da taşındı. İktidar için “idare etme” döneminde yol bitti, “varoluş krizi” dönemi başladı. Geçtiğimiz yıl boyunca tanık olduğumuz her hamle, aslında yaklaşan fırtınaya karşı kurulan derme çatma kalelerdi. Eğer 2026’da bu kaleler tahkim edilmezse ayakta kalmaları zor. Her koşulda 2026’nın, Erdoğan’ın siyasi kariyerindeki en dar boğazlardan geçeceği yıl olmaya aday olduğunu şimdiden söylemek mümkün.
TRUMP, İSRAİL VE SURİYE DENKLEMİ
Erdoğan’ın en güçlü göründüğü dış politika alanı, aslında en zayıf ve kırılgan olduğu başlıklardan biri. İktidar, bu alanda büyük oranda ABD’ye yaslanmış durumda. Özellikle Suriye’de Esad’ın devrilmesinden sonra Trump ve Tom Barrack tarafından deklere edilen bölgesel plan, Erdoğan’ın elini kolunu bağladı. Başkan Trump her fırsatta Erdoğan’ı öven konuşmalar yapsa da “ev ödevlerini” hatırlatmayı da ihmal etmiyor. Suriye’de Kürtlerle iş birliği, İsrail ile iyi ilişkiler, İran’ı etkisiz kılma ve Doğu Akdeniz’de ABD çıkarlarını temsil etme gibi pek çok ağır başlık Erdoğan’ın masasına konulmuş durumda. Anlaşıldığı kadarıyla bunun karşılığında da Barrack’ın “meşruiyet” diye özetlediği; iktidarda kalmak için destek sözü verildi.
Erdoğan bu başlıklarla ilgili çok fazla konuşmuyor; hatta kamuoyu önünde eski çizgiyi savunuyor gibi görünüyor. Ancak sahada yürüyen pratik, ABD’nin taleplerinin karşılandığını gösteriyor. ABD’nin Venezuela saldırısına karşı siyasal İslamcı çevrelerden ve iktidar cenahından gelen göstermelik tepkiler bile alınan bu yeni pozisyonu doğrular nitelikte. İplerin Trump ve Netanyahu’da olduğu bir dış politika, Erdoğan için ipte yürümekten farksız.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE” İLE MAKAS DEĞİŞECEK Mİ?
Devlet Bahçeli’nin 2025 boyunca yürüttüğü ve görüntü itibarıyla Erdoğan’ı arkasından sürüklediği “terörsüz Türkiye” söylemi, kuşkusuz ki Suriye’de yaşanan gelişmelerden bağımsız değil. Suriye’de oluşturulan kurguya paralel bir iş birliği Türkiye için de öngörüldü. Çok açık ki; Erdoğan ve Bahçeli’nin, yanlarına Öcalan’ı da alarak DEM’i iktidar cenahının yakınında tutacak yeni bir siyasal diziliş planladığı görülüyor. İmralı heyeti, Meclis komisyonu ve partiler arası ziyaretler şeklinde yürüyen süreç, neredeyse hiçbir somut çıktı üretmeden devam ediyor; anlaşıldığı kadarıyla böyle de ilerleyecek.
ABD ile kurulan ilişki ve bölgesel plana bakıldığında, Erdoğan ve Bahçeli için çok fazla seçenek de yok. Ancak sürecin varlığı ve Öcalan ile kurulan temaslar, bugüne kadar PKK karşıtlığı üzerinden konsolide olan AKP ve MHP tabanında fay hatları yarattı. Bu çatlakların büyüme ihtimali çok yüksek. Öte yandan sürecin somut çıktılarının olmaması, Kürt halkındaki soru işaretlerini güçlendiriyor ve Kürt seçmenin rejim karşısındaki konumunu değiştirmiyor.
Sonuç olarak; hem AKP hem MHP için yaklaşık 40 yıldır sürdürdükleri siyasetten vazgeçmek durumunda kalabilecekleri bir süreç tanımlandı. Onlar için zorunlu bir “otoban” olarak görünen bu yol çıkmaza girerse, Erdoğan’ın masayı bir kez daha devirme ihtimali bugünlerde daha yüksek sesle konuşulmaya başlandı. Bununla birlikte Erdoğan’ın elinin, 2013 çözüm sürecinde olduğu kadar rahat olmadığı açık; artık atacağı her adımda ABD onayına ihtiyaç duyuyor. Bölgesel zorunluluklar ile kendi seçmeninin beklentileri arasındaki dikenli yolda yürümeye çalışacak.
VELİAHT SEÇİMİ KAVGAYI BÜYÜTTÜ
Erdoğan’ın en çok zorlanacağı konulardan biri de hem parti içindeki hem de MHP ile olan gerilimi idare etmek olacak. Geçen yıldan kalan en önemli gelişme; Erdoğan ailesi ve Saray cenahının veliaht olarak Bilal Erdoğan’ı seçtiğini zımnen deklere etmesiydi. Bilal Erdoğan sahnede daha çok göründükçe bu durum farklı hassasiyetleri tetiklemeye devam ediyor. Mesele tek başına Erdoğan’dan sonra kimin başkan olacağı olsaydı aşmak daha kolay olabilirdi; ancak konu, Erdoğan için tasarlanmış olan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi”nin o olmadan nasıl yürüyeceği sorusuna gelince MHP dâhil ittifakın tüm klikleri hareketleniyor. Bu durum, rejim tartışmalarını da içine alacak şekilde genişliyor.
Tarafların Erdoğan sonrasına dair mücadelede yer kapmaya çalışması işin doğasında var. Medyada, iş dünyasında ve parti kadrolarında yaşanan kavgalar bunun işareti. 2026, çok daha fazla operasyon ve dosya savaşına sahne olacak. MHP’nin geçen hafta dillendirdiği “yeni anayasa” tartışması da bu kavgadan bağımsız değil. MHP; seçimle gelecek iki başkan yardımcısı ve kabineye Meclis onayı önererek, aslında “yarı başkanlık” rejiminin kapısını aralamış oldu. MHP, “Bilal Erdoğan ile devam” diyenlere; “O iş o kadar kolay değil, bazı noktalarda uzlaşmamız lazım” mesajını şimdiden verdi. Erdoğan’a duyulan ihtiyaç şimdilik kavgayı sınırda tutsa da kum saati tersine işledikçe süreç daha da sertleşecektir.
HALKIN ÖFKESİNİ BASTIRMAK ZOR
Tüm bu başlıklar içinde biri var ki, her geçen dakika tek adam rejiminin sonunu hazırlıyor: Rejim artık halk nezdinde rıza üretemiyor. Giderek yoksullaşan, özgürlükleri elinden alınan ve geleceği çalınan milyonlar, iktidarla köprüleri attı. Yaklaşık altı yıldır kesintisiz süren yoksullaşma ve gelir adaletsizliğindeki devasa uçurum, sokakta büyük bir öfke biriktirdi. Milyonların “geçinemiyoruz” çığlığı, en üst perdeden konuşulan siyasi teorileri yerle bir ediyor.
TÜİK verilerinin bile gizleyemediği o gerçek; toplumun en zengin %20’sinin gelirin yarısına el koyduğu Türkiye fotoğrafı, öfkeyi daha da büyüttü. 2026, ekonomik şiddetin artık sadece bir geçim derdi değil, rejimin meşruiyetini kemiren en büyük siyasi kriz olduğu yıl olacak. Cebi boşalmış kitlelere “sabır” dışında bir şey söyleyemeyen Erdoğan için bu yıl hepsinden zor geçecek.
ÇÖZÜLME DÖNEMİ…
Erdoğan ve ekibi her gün güç gösterisi yapsa da iktidara geldikleri günden bu yana geçen 23 yılın en zayıf ve kırılgan anındalar. Tek adam rejimi, 2026’nın tamamını buz üstünde geçirecek. Her biri iktidar yıkacak devasa sorunlarla baş başalar. Tek bir hata bile mutlak yenilgiyi beraberinde getirebilir. Küçük bir tökezlemede ayağa kalkamayacaklarının kendileri de farkında.
Görkemli güç gösterilerinin arkasında çözülen bir iktidar ve halkın gözünde meşruiyetini yitirmiş bir rejim var. İktidar, 2026’yı muhalefet için katlanılması zor bir yıl haline getirmeye çalışsa da toplumsal muhalefet güçleri bu baskılara karşı deneyimli. 2026’da gerçek sınavı Erdoğan ve tek adam rejimi verecek




