L. Doğan Tılıç
Yıllık izin bitti. Köşeyi dönmesek de köşeye döndük işte… Biraz dinlendim, ama daha çok, adının “Hikâye Anlat Bana” olmasını düşündüğüm ve birkaç aya bitirebilmeyi umduğum kitap için çalıştım. Epeyce de dost sohbeti vardı.
Hepsi dünyanın gidişatından dertli, memleketin otoriterleşmesinden kaygılı, kimileri kara kara ülkede bir daha seçim olup olmayacağını düşünen dostlar…
Muhalif muhabbetlerin yapıldığı yankı odalarında da sıklıkla tanık olduğum ruh hali o sohbetlerde de vardı: Memleket elden gidiyor, iyi de biz bu zamana kadar ne yaptık!
Bir tür kendine hayıflanma, özeleştiri gibi… “Bütün bunlar olurken biz de bir şey yapmadık” diyen ama bir şey yapmamaktan da vazgeçmeden aynen devam hali. Bir şey yapanları öylece seyrederek!
Hatta 1930’ların başında Nazilerin birçok fikrine sempati duyup sonra pişman olan Alman rahip Martin Niemöller’in sözlerini tekrar ederek: “Önce sosyalistler için geldiler, sustum -çünkü sosyalist değildim. / Sonra sendikacılar için geldiler, sustum – çünkü sendikacı değildim. / Daha sonra Yahudiler için geldiler, sustum – çünkü Yahudi değildim. / Sonra benim için geldiler – benim için konuşabilecek hiç kimse kalmamıştı.”
Kuşkusuz şimdi “bir şey” yapma zamanı, her ne yapacaksak şimdi yapacağız ya da çok geç olacak!
Geçen günlerde mitingler yapan ve bugün kongresini toplayan SOL Parti, yapılacak en önemli “bir şey”in muhalefetin en geniş kesimlerinin birlikteliği olduğunu vurguluyor.
BirGün, gazetecilik alanında yapılması gereken “bir şey”i yapabilmek için, her bir çalışanının olağanüstü fedakârlığıyla çırpınıyor.
Dost sohbetlerinde “Biz de bir şey yapmadık” diye hayıflananlara, sorulacak soruların iktidar tarafından belirlendiği cumhurbaşkanlığı uçağını falan anımsatıp, “Haydi, BirGün’e abone olun!” dedim. Bu da “bir şey”dir! Bu gazete yeni doğmuş bebeğinin patik parasını gönderenlerin yaptığı “bir şey”le kuruldu. Kimini bizzat açtığım zarflara konulmuş kumbara paraları da az “bir şey” değildi!
O “bir şey”e ihtiyaç hiç azalmadı! Yoluna sorunsuz devam edebilmesi için en az 15.000 abonesi olmalı bu gazetenin ve ondan uzağız. Ne yazık ki, “Bir şey yapmadık!” diye hayıflanan dostların çoğu hiç değilse abonelik gibi “bir şey” yapmayı düşünmemişlerdi!
Sanat ve bazı sanatçılar, iyi ki varlar, yapılması gereken “bir şey”leri çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruyor.
Mayıs’ta Cannes Film Festivali’nde konuşan Robert De Niro, şimdi bize meşruiyet bahşedecek başkanları Trump’ın demokrasi ve özgürlüklere düşman olduğunu vurgulayarak, sanat ve sanatçıların da “otokratlar ve faşistler için” tehdit olduğunu söylemiş ve “Sadece oturup izleyemeyiz. Harekete geçmeliyiz ve hemen şimdi harekete geçmeliyiz. … Özgürlük için kaygı duyan herkesin örgütlenme zamanı geldi” demişti.
Harry Potter’da Professor Sprout’u oynayan Miriam Margolyes’in, “Sizin için şimdilerdeki asıl mesele ne?” sorusunu soran The Big Issue dergisine yanıtı da tokat gibi: “Gazze! … Özellikle Yahudi olduğum için böyle hissediyorum… Sanırım yüzleşmek zorunda olduğum korkunç şey, Hitler’in kazandığı gerçeği. Bizi değiştirdi. Bizi kendisine benzetti!”
Margolyes gibi hissetmemek ve yarın kötülere benzeme utancı yaşamamak için şimdi “bir şey” yapmak gerekiyor!
Neyse ki “bir şey” yapanlar da az değil! Onlar Küresel Sumud Filosu’nda, dünyanın sokaklarındalar… Nallıhan, Güdül ve Ayaş’ın köylerindeler.
Tatil bitti. Ankara büromuza gittim. Büronun bütün bilgisayarlarının göçtüğünü duyan dostların katkısıyla bilgisayarlar yenilenmiş, Mürsel de elinde “bir şey”le gelmişti!
Ankara’nın Nallıhan, Güdül ve Ayaş ilçelerinin bazı köylerinden, gazetenin zorda olduğunu duyan yurttaşların aralarında topladığı, anlamı miktarından çok büyük “bir şey” olan paraydı Mürsel’in elindeki.
Hepimiz şimdi “bir şey” yapacağız ve bir gün mutlaka kazanacağız!




