Hüseyin İrfan Fırat
Geçtiğimiz hafta, milyonlarca çalışanın gözü kulağı asgari ücret tespit komisyonundaydı. Sonuç; 28 bin 75 TL olarak ilan edildi. Bu rakam açıklandığında, asgari ücretlinin açlık sınırının bile altında kalacağı, “asgari yoksulluğun” tescillendiği konuşulmuştu. Ancak açıklanan enflasyon rakamları gösterdi ki; asgari ücretli “açlık sınırında” bir yaşam savaşı verirken emeklilerde o sınırın fersah fersah altına, tam bir sefalet çukuruna itildi.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), milyonların kaderini belirleyen Aralık ayı enflasyonunu açıkladı. Rakamlara göre; aylık enflasyon yüzde 0,89, yıllık ise yüzde 30,89. Bu verilere dayanarak SGK (4A, 4B) kapsamındaki işçi ve esnaf emeklisine yüzde 12,19, memur emeklisine (4C) ise toplu sözleşme farkıyla birlikte yüzde 18,60 zam yapılacak. Oysa bağımsız ekonomistlerden oluşan ENAG, Aralık ayında yıllık gerçek enflasyonun yüzde 56,14 olduğunu haykırıyor.
EMEKLİ AYLIĞINDA “DOĞUM TARİHİ” PİYANGOSU
Türkiye’de emekli maaşı alıyor olmanız, ne kadar prim ödediğinizden çok, hangi tarihte emekli olduğunuzla anlam kazanıyor. Bugün SGK sisteminde üç farklı dönem (2000 öncesi, 2000-2008 arası ve 2008 sonrası) için üç farklı hesaplama yöntemi uygulanıyor.
2000 öncesi emekli olanlar, katsayı sistemi ve yüksek Aylık Bağlama Oranı (ABO) sayesinde nispeten daha insani bir maaş alırken 2008 sonrası sisteme girenler, adeta bir “cezalandırma” sistemiyle karşı karşıya.
Aynı fabrikada, aynı tezgâhta, aynı yıl çalışan iki işçiden biri 1999’da, diğeri 2009’da emekli olduysa, aralarındaki maaş farkı bugün uçuruma dönüşmüş durumda. Bu durum, Anayasa’nın “eşitlik” ilkesine aykırıdır. Milyonlarca emeklinin yıllardır beklediği “İntibak Yasası” işte bu yüzden bir lütuf değil, çalınan bir hakkın iadesidir. Hükümet bu talebe kulak tıkadıkça, emekliler arasındaki “gelir adaletsizliği” büyümeye devam ediyor.
ABO VURGUNU
Emeklinin bugün 19 bin lira bandına hapsolmasının temel sebebi, sadece düşük zamlar değil; ABO oranındaki sistematik düşüştür. 2000 öncesinde yüzde 70’lerde olan bu oran, bugün yüzde 28’lere kadar geriledi. Yani sistem, vatandaşa “Ne kadar çok çalışırsan, o kadar az emekli maaşı alırsın” diyor. Prim ödedikçe maaşın düştüğü bu trajikomik sistem dünyada sadece bize mahsus
SINIRLARIN ALTINDA BİR YAŞA
Türk-İş’in Aralık 2025 verilerine göre açlık sınırı 30 bin 143 TL, yoksulluk sınırı ise 98 bin 188 TL olmuşken en düşük emekli aylığını 18 bin 938 TL seviyesinde tutmak, milyonları resmen açlığa mahkûm etmektir. Üstelik bir de memur emeklisi ile işçi emeklisi arasında yaratılan 6 puanlık zam farkı, emekliler arasında bir “kast sistemi” yaratıldığının en açık ispatıdır.
DUL, YETİM VE UNUTULANLAR
Bu tablodan daha acısı, “kırıntının kırıntısıyla” yaşamaya mahkûm edilenlerdir:
Dul Aylığı (%75): 14 bin 203 TL
Yaşlılık Aylığı: 6 bin 393 TL
Yetim Aylığı (%25): 4 bin 734 TL
Açlık sınırının 30 bin lirayı aştığı bir ülkede, bir yetime 4 bin 734 TL “aylık” vermek, sosyal devletin cenaze namazını kılmaktır. Bir kilo etin bin lirayı geçtiği bu düzende, bu rakamlar birer “hak” değil, yok sayma bedelidir.
Sonuç itibarı ile TÜİK’in pembe tabloları, marketteki etiketi değiştirmiyor. İntibak bekleyen milyonlarca emekli, buharlaşan ABO oranları ve gerçeklikten kopuk enflasyon verileriyle kendi ülkesinde “görünmez” kılınmıştır. “Asgari ücretliden sonra emekliye de açlık” bir kehanet değil, bugünden itibaren milyonların yaşadığı acı bir gerçektir. Bu bir ekonomik zorunluluk değil, bir siyasi tercihtir.




