A. Cihan Soylu
ABD Adalet Bakanlığının onayı ile açılan Jeffrey Epstein davası ve açıklanan 3 milyon sayfalık belge, 180 bin fotoğraf ve iki bin videoda yer aldığı belirtilen bilgiler, henüz ancak çok küçük bir bölümü açıklanmışken bile, burjuva-kapitalist dünyanın uluslararası çürümüşlüğünün yeni kanıtlarını sergiledi. Aralarında ABD, Fransa, Norveç, İngiltere, Danimarka, Türkiye’den devlet yöneticisi ya da büyük sermaye sahibi şirketlerin temsilcisi düzeyinde kişilerin de bulunduğu bu belgeler, kapitalist piyasanın çocuk, yaşlı, kadın-erkek bedeni üzerine iğrenç kavramının yetersiz kaldığı işlemlerinin binleri, on binleri ve belki de yüz binleri bulan yeni örneklerini açığa vuruyor. Bu belgelerin bazısında, 2008’de “çocuğa karşı cinsel istismar suçu”ndan yargılandığı dönemde dahi “birçok ünlü ismin Epstein ile görüşmeye devam ettiği”ne dair bilgiler bulunuyor. Türkiye dahil birçok ülkeden küçük yaştaki kız çocuklarının kaçırılarak Epstein’in kendisine ait adada kurduğu fuhuş organizasyonuna meta olarak sunulduğunun iddia edildiği bu belgelerde, uluslararası sermaye şirketleri yöneticileri ve sahiplerinden en ünlü olanlarla Donald Trump, Bill Gates, Bill Clinton, Emanuel Macron, Elon Musk, İngiliz Prens Andrew gibi devlet yöneticilerinin adları da yer alıyor. Söz konusu belgelerde, “Türkiye’den küçük kız çocuklarının istismar adasına götürüldüğü”; bu kız çocuklarının İngilizce bilmedikleri için “çok zorluk çektikleri” de belirtilmiş.
Temel karakteristik özelliği kâr-daha fazla kâr olan bir sistemin varlığını kendilerinin yaşam koşulu ve sermayelerini çoğaltma kaynağı olarak gören burjuva dünyasının kodamanlarının resmi fuhşun yanı sıra gayriresmi fuhşu kapitalist kâr sisteminin besleyici saçaklarından biri sayması şaşırtıcı olmasa da, burjuva dünyasını boğazına değil başının üstüne dek foseptik çukuru haline getiren bu insan eti ticareti bile tek başına, gerçekte ve esasen dünya halkları için ayağa kalkma nedenidir. Bu sistem çünkü yalnızca milyarlarca işçinin emek gücünü kâr aracı ve kaynağı olarak kullanmıyor. Yalnızca yüz milyonlarca insanı açlığa, susuzluğa, konutsuzluğa mahkum bırakmıyor. Yalnızca ikide bir şurada ya da burada savaşlara yol açıp yüz binlerin kırımına, yaralanmasına, sakat kalmasına, kültürlerinin, tarihsel birikimlerinin yok edilmesine sebep olmuyor. Tüm bu yıkımlara yol açarken çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere insan bedeninin iğrenç cinsel güdülerin aracı olarak kullanılmasını da sağlıyor. Bu işlerin ticaretini yapanlarla onların tüccar müşterileri, Epstein ve adı bu belgelerde açığa çıkan ya da çıkacak olan ünlü sermayedarlar, devlet-hükümet yöneticileri, Mengele türü doktorlarla insanlık düşmanı maskeli bilim insanlarıyla sınırlı değildir. ‘Pedofili Jeffrey Epstein’ adlı insan -ve özellikle de çocuk bedeni tüccarı, kapitalist sömürü sisteminin bir temsilcisi, temsilcilerinden sadece biridir. Farklı sektörlerdeki başkaca temsilcileri arasında-örneğin uyuşturucu sektörünün uluslararası boyutlarında, toplamında yüzlerce milyar dolarlık sermayenin pay edilmesi, bu sistemin, hayatın tüm alanlarında insan canı-kanı pahasına işlerliğini sürdürdüğünün kanıtıdır. Epstein ve ona “müşteri olmuş” her kim varsa, kadın ve çocuk bedeni satıcılığında yalnız değillerdir. Yılda yüz binlerce çocuğun kaybından, IŞİD çetelerinin Êzidî kadınlara tecavüzü ve köle pazarlarında satışından, 6 yaşındaki kız çocuklarıyla evlenilebileceği fetvalarından, tarikat yurtlarındaki çucuk istismarlarından sorumlu olanlar aynı çarkı çevirmektedir. Okul-iş yeri tuvaletlerine kamera yerleştirip görüntü sapıklığı yapanlar, sokaklarda, resmi kurumlarda ve işletmelerde, kadınları “cinsel obje” olarak kullananlar aynı kanalizasyonun akıntısını oluştururlar.
Bu dünya, bu ilişkiler sistemi, bu sömürü çarkı bu kişileri biçimliyor. Yaşananlar, “İnsanlık suçu” denip geçilecek türden olaylar değildir. Dün Vietnam’da, günümüzde Ortadoğu’da ülkeler işgal edip kitle kırımlarına imza atanlar, Venezuela’dan devlet başkanı kaçırıp İran’ı vurmaya soyunanlar, Gazze’yi yakıp yıkanlarla Kürtleri imha tehdidiyle boyun eğmeye zorlayanlar aynı cehennemin bekçileridir.
Yol ise mücüdele yoludur. Binlerin, on binlerin, yüz binler ve milyonların hayatını bunca zindana çevirenlerin iğrenç saltanatlarını sürdürmelerinin bu denli kolay olmaması gerekir. Kadınlar ve çocuklar, kadınlar ve erkekler dünyanın her yerinde bu zulme hayır demeden Epsteinler ve müşterileri işlerini sürdüreceklerdir. Çok sayıdaki ülkede sürmekte olan irili-ufaklı direnişler bu vesileyle birleşebilirse, İtalya, İspanya, Yunanistan, Fas ve Türkiye’den liman işçilerinin, “Liman işçileri savaş için çalışmayacak” diyerek 6 Şubat’ta 21 limanda grev ve protesto kararı almasına benzer direnişler yapılabilirse, kapitalist barbarlığa karşı günümüze dek süren mücadelede toprağa düşen devrim savaşçılarının, ocak-şubat aylarında yitirdiğimiz yoldaşlarımızın anılarına da layıkıyla sahip çıkmış olunur.




