Kansu Yıldırım
TÜSİAD’ın “genel kabul görmüş iktisat bilimi kuralları” diye tarif ettiği rasyonel piyasa anlayışına göre “Bir ülkede hukukun üstünlüğü yoksa” yabancı sermayenin “O ülkeye yatırım yapmayacağı” görüşü muhalefetin ağzına sakız olmuş bir sözdür. Buna göre yabancı sermayenin bir ülkenin hukuk ve demokrasi parametrelerine göre yatırım portföyünü çeşitlendireceğine ve şekillendireceğine dair genel kanı bulunur.
Ne var ki, uluslararası sermaye açısından “demokratik istikrardan” önce birikim koşullarını tesis edecek, “hukukun üstünlüğünden” önce özel mülkiyeti garanti altına alacak, “insan haklarından” önce emek hareketini zayıflatacak bir siyasal rejim her zaman hayati öneme sahiptir.
Uluslararası sermaye için bir ülkedeki rejimin ölçütü ve işlevi demokratik normlarla değil;
- Üretimin ve dolaşımın maddi koşullarının oluşturulmasıyla,
- Emek ile sermaye arasındaki çatışmanın patronlar lehine düzenlenmesiyle,
- İktidar bloğu içerisindeki sermaye gruplarının bileşkesiyle,
- Uluslararası iş bölümünde ülkenin pozisyonuyla ve sahip olduğu kaynaklarla hesaplanır.
Siyasi, hukuki ve iktisadi bunalım dönemleri, toplumsal çalkantılar ve derin istikrarsızlık koşulları çekinceden ziyade başlı başına yatırım motivasyonuna dönüşebilir. Korkut Boratav bu duruma yıllar önce güzel bir örnek vermiştir. Finans-kapital spekülatörlerinden Timothy Ash, 2014 yerel seçimlerinden üç gün Financial Times gazetesinde müşterilerine hitaben “Erdoğan seçimlerden başarıyla çıkarsa, burnunuzu tıkayıp Türkiye’ye girme zamanıdır. Fiyatlar yeterince düştü…” diye yazmıştı. Sermayenin temel hareket prensibi birikim için birikimdir.
Öncelikle Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi verilerine göre Türkiye’deki uluslararası sermayeli şirketlerin sayısı 2002 yılında 5 bin 600’den, 2024 yılı sonu itibariyle 86 bin 418’e yükseldi. Depremler, referandumlar, siyasi tutuklamalar, kayyımlar, darbe girişimi, salgın ve daha nice olağanüstü döneme rağmen finans, imalat, gayrimenkul, bilişim, hizmetler gibi pek çok sektörde uluslararası sermayenin yatırım trendi devam ediyor.
Rekabet Kurumunun 2025 yılı “birleşme ve devralma görünüm raporu”nda yer alan veriler de “Hukuk olmazsa sermaye gelmez” söyleminin sanılanın aksine çalışmadığını, iktidarın siyasi ve hukuki baskıyı artırdığı dönemlerde uluslararası sermayenin yoğunlaştığını gözler önüne seriyor.
Rekabet Kurumu tarafından 2025 yılında 416 birleşme ve devralma işlemi incelendi.
Birleşme ve devralma işlemlerinin 95’inde tarafların tümü Türk menşeli, 219’unda ise tarafların tümü yabancı ülke yasalarına göre kurulmuş şirketler. 74 işlemde ise Türk ve yabancı kökenli ortaklıklar yer alıyor.
Tüm tarafları Türk olan 162 şirkete ait satın alma ve birleşme işlemlerin toplam bedeli 466 milyar 113 milyon TL (11.81 milyar dolar).
Yurt dışı işlemlerde ise 226 şirket yurt dışında kurulurken işlem bedeli toplamı 18 trilyon 882 milyar TL (478.31 milyar dolar) oldu.
Raporda dikkat çekici nokta, 2025 yılına ait işlem hacmi gerek TL gerekse dolar bazında birleşme ve devralma görünüm raporlarının hazırlanmaya başlandığı 2013 yılından beri kaydedilen en yüksek değere ulaştı. İşlem hacimleri bir önceki yıla kıyasla TL bazında nominal olarak yaklaşık yüzde 142.9; dolar bazında yüzde 101.8 artmıştır.

Uluslararası sermaye 2025 yılında 55 ayrı birleşme ve devralma işleminde Türk şirketlerine yatırım yaptı. Türkiye kökenli hedef şirketler için yapılan bu gruplamada ilk sırada 9 işlemle Almanya, ikinci sırada 6 işlemle Fransa, 4’er işlemle ABD ve Birleşik Arap Emirlikleri, 3’er işlemle Çin, İsveç, Birleşik Krallık kökenli şirketler yer alıyor.
55 işlemde yabancılar tarafından yapılması öngörülen toplam yatırım tutarı yaklaşık 277 milyar 462 milyon TL (7.03 milyar dolar). 2024 yılına göre yüzde 132 artışla 4 milyar dolarlık bir artış söz konusu.
Rekabet Kurumu raporuna göre birleşme ve devralma işlemleri kapsamında yabancı yatırımcılar tarafından Türk şirketlerine yapılması öngörülen toplam yatırım değerlerinin son on yılda belirgin dalgalanmalar sergilemekle beraber, özellikle 2023 yılı sonrasında güçlü bir artış eğilimi gözleniyor.
2023 yılında 68 milyar TL’ye, 2024 yılında 99 milyar TL’ye yükseldiği ve 2025 yılında ise bir önceki yıla kıyasla yaklaşık üç kat artış göstererek 277.5 milyar TL seviyesi ile incelenen dönemin en yüksek düzeyine ulaşmıştır.

Sıcak paraya bağımlı Türkiye ekonomisi için geçici çözümlerin başında gelen “Yabancı yatırım çekme” çabalarının tümü uzun vadede siyasal ve ekonomik angajman ilişkilerine yol açtığı gibi, ekonomideki bağımlılık ilişkilerini de pekiştiren bir etkendir. Yabancı sermaye ülkeler arası hareketinde sadece nakdi olarak değil, siyasi temsil ilişkisini de beraberinde getirir.




