H. Tuğça Şener
Bir yanda hiç ayak basmadığı okullardan mezun olmuş gibi görünerek yüzyılların mirasını sular altında bırakanlar, diğer yanda ise yıldızının etrafında dolanırken dahi görülemeyen gezegenlerin varlığını tespit edebilen bilim insanları…
Sanatın bilime yol gösterdiği fikri, bilim kurgu eserleriyle sık sık gündeme gelir. Henüz Jetgiller’deki gibi uçan arabaları ya da ışınlanmayı çözebilmiş olmasak da, bir zamanlar yalnızca hayal ürünü olan pek çok fikir bugün günlük hayatımızın parçası haline gelmiş durumda. Ancak, bilimi yalnızca hayal gücümüzün sınırları zorlayan eserler değil, aynı zamanda bilim insanlarının yürüttüğü titiz araştırmalar da ileri taşıyor. Alışıldık beklentilerle yürütülen araştırmalardan kimi zaman aklımızın sınırlarını zorlayan sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Örneğin, yaşanabilir bölgede bulunan bir gaz devi gezegende hayatın nasıl var olabileceği sorusu gibi.
Her ne kadar henüz Avatar’a ev sahipliği yapan Polyphemus’un uydusu Pandora’ya dair bir emare olmasa da, Temmuz sonunda yayınlanan makalelerde yakın komşumuz alfa Centauri yıldızının etrafında yaşanabilir bölgede bir gaz devi keşfedilmiş gibi görünüyor. James Webb Uzay Teleskobu’nun (JWST) MIRI (Mid‑Infrared Instrument) adlı orta-kızılöte bölgede çalışan dedektörü ile yapılan gözlemlerde, Alpha Centauri A’dan gelen yıldız ışığı, koronagraf adı verilen bir alet yardımıyla engellenerek yıldızın çevresindeki yapılar incelenmiş. Yıldızdan kabaca 10.000 kat daha sönük olan “S1” adı verilen ve zayıf bir nokta kaynak olarak gözlemlenen cismin, gaz devi bir gezegen adayı olduğu öne sürülmekte.
Güney yarım kürenin en parlak yıldız sistemlerinden olan alfa Centauri aslında üçlü bir yıldız sistemi. Alfa Centauri A ve alfa Centauri B yıldızları birbirine çok benzer, ve Güneş ile de benzer sıcaklıkta ve yaşta, ikili bir sistem. Birbiri etrafında tamamladıkları her bir turun yaklaşık 80 yıl sürmekte olduğu bilinen bu ikilinin etrafında üçüncü bir yıldız daha yer alıyor: Proxima centauri adlı bu kırmızı cüce Dünya’ya Güneş’ten sonra en yakın yıldız olarak biliniyor. Biri yaşanabilir bölgede bulunan üç gezegene ev sahipliği yapan Proxima Centauri bizden yaklaşık 4,23 ışık yılı uzaklıkta ama çok sönük olduğu için çıplak gözle görülmesi mümkün değil. Zaten kütlesi ve büyüklüğü de Güneş’ten oldukça küçük.
S1’in, Dünya gibi kayalık bir gezegen değil, Satürn veya Jüpiter gibi gaz yapıda bir gezegen olması, üzerinde bizim anladığımız anlamda bir yaşamın nasıl var olabileceğini büyük bir soru işareti haline getiriyor. Bu konuda henüz sağlam teoriler olmasa da, yapılan analizler gelecekteki gözlemlerle doğrulanırsa, Güneş’e sıcaklık ve yaş bakımından bu kadar benzeyen bir yıldızın etrafında ilk kez bir gaz devi gezegen görüntülenmiş olacak. Bu, hem bilim dünyası için heyecan verici bir gelişme olabilir; hem de evrendeki yaşam arayışımız için yeni bir kapı aralayabilir.
PANDORA’DAN GERÇEĞE
JWST tarafından titizlikle planlanmış gözlemler, araştırma ekibinin dikkatli analizleri ve kapsamlı bilgisayar modellemeleri sayesinde JWST’den elde edilen görüntüdeki kaynağın bir gökada gibi arkaplanda yer alan bir nesne, yıldızlarla aramızdan geçen bir asteroit veya dedektörden kaynaklanan gürültünün bir eseri olmadığını, büyük olasılıkla bir gezegen olduğunu söylemek mümkün.
Ağustos 2024’te elde edilen gözlemlerdeki bu gezegeni daha sonraki Şubat ve Nisan 2025 gözlemlerinde tespit edemeyen ekip hemen pes etmek yerine gözlemlere devam etmiş ve sadece gezegenin görülebilir olduğu verileri değil, görülemediği verileri de kullanarak gezegenin olası yörüngesine ilişkin analizler yapmış.
Araştırma ekibi, Ağustos 2024’te elde ettikleri verilerde gezegeni tespit etmelerine rağmen, Şubat ve Nisan 2025’teki gözlemlerde bulamayınca pes etmek yerine gezegenin görülebildiği verilerin yanı sıra, görülemediği verileri de analiz ederek olası yörüngesini hesapladılar. Yapılan çalışmalarda JWST verilerinin yanı sıra 2019 yılında Avrupa Güney Gözlemevi ESO’nun VLT (Very Large Telescope) sistemi ile elde ettiği ve bir ötegezegen olabileceği olasılığını gündeme getiren verileri de kullandılar. Tüm bunların ışığında gezegenin bazı dönemlerde görünmemesinin şaşırtıcı değil, yörüngesinden kaynaklı beklenen bir durum olduğunu ortaya kondu.
Orta-kızılöte bölgede yapılan gözlemlere dayanarak bu gaz devi gezegenin kabaca Satürn boyutlarında ve yıldızına olan uzaklığının da Dünya’nın Güneş’e olan uzaklığının iki katı civarında olduğu tahmin ediliyor.
Mayıs 2027’de fırlatılması planlanan Nancy Grace Uzay Teleskobu ile yapılacak takip gözlemleri bu öngörüyü doğrulamak için gerekli veriyi sağlayabilecek nitelikte. Kuramlar doğrulandığı takdirde bu gezegen sadece ötegezegenlerle ilgili yeni bir çığır açmakla kalmayacak, aynı zamanda yıldızına en yakın gaz devi olma özelliğini taşıyacak. Çift yıldız sistemindeki bu dev gezegenin varlığı gezegenlerin kaotik ortamlarda nasıl oluştuğu, nasıl hayatta kaldığı ve nasıl evrimleştiği konusundaki ufkumuzu da genişletmeye yardımcı olacak.
Bir yanda hiç ayak basmadığı okullardan mezun olmuş gibi görünerek yüzyılların mirasını sular altında bırakanlar, diğer yanda ise yıldızının etrafında dolanırken dahi görülemeyen gezegenlerin varlığını tespit edebilen bilim insanları… Bilimin ve teknolojinin evrenin en derin sırlarını çözdüğü bir çağda, insan elinden çıkan aldatmacaların bu kadar akıl almaz boyutlara ulaşması acı bir tablo oluşturuyor. Teknolojinin sunduğu imkanların hem en büyük keşiflere hem de en büyük aldatmacalara zemin hazırlayabileceğini bir kez daha görüyoruz ve ne yazık ki aklımızdan şüphe etmemize neden olan şey bilim değil de, liyakat ve ahlak yerine geçen ihanet oluyor.




