TTB, 2025’in sağlık ve yaşam hakkı açısından “kara bir yıl” olduğuna dikkat çekti. Sağlıkta şiddetten ticari çeteleşmenin yarattığı skandallara, özlük hakları sorunlarından halkın sağlığa erişimine dek piyasacı politikaların toplumu ve sağlık emekçilerini hedef aldığını söyleyen Prof. Azap ‘‘Kamusal sağlık mümkün’’ dedi.
Sibel Bahçetepe
Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Alpay Azap, 2025 yılı boyunca işçi sağlığından birinci basamak hizmetlere, sağlıkta şiddetten çevre tahribatına kadar çok sayıda alanda yaşanan hak ihlallerini ve yapısal sorunları olduğunu söyledi. Sağlık sisteminde piyasalaşmanın derinleştiğini, hekim emeğinin değersizleştirildiğini söyleyen Azap, toplumun sağlık hakkının ciddi biçimde zedelendiğini vurguladı.
SORUNLAR ÇÖZÜLEMİYOR
2025 yılının sağlık karnesini BirGün’e değerlendiren Prof. Dr. Azap, sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasından vazgeçilmesi, hekim emeğinin korunması ve toplumun sağlık hakkının güvence altına alınması çağrısında bulundu. “Başka bir sağlık sistemi mümkün ve bu ancak kamusal, eşitlikçi ve toplumcu bir anlayışla hayata geçirilebilir” diyen Azap, geride kalan bir yılı özetle şöyle değerlendirdi:
• HEKİME BAŞVURU 12.2 OLDU
Sağlık Bakanlığı 2024 yılı Sağlık İstatistikleri’nin özetini yayımladı. Özetteki en çarpıcı veri 2024 yılında doktora başvuru sayısının kişi başına 12.2’ye çıkmış olmasıydı. Bu 2023’te 11.4 başvuruydu. OECD ortalamasının iki katına ulaşan başvuru sayısı tek başına ülkemizdeki sağlık sisteminde yanlış giden şeyler olduğunu göstermeye yetiyor. Genç nüfusuyla Türkiye’nin bu düzeyde doktor başvurusu ilk başvurularda sağlık sorunlarının çözülemediğine işaret ediyor. Bakanlık bunun nedenlerini araştırmak yerine 2025’te daha da artacağını müjdeliyor! İstatistiklerde bebek, anne ve çocuk ölüm hızının Avrupa ülkelerinin üzerinde olduğu göze çarpıyor. OECD’nin Sağlığa Bakış Raporu’na göre ortalama yaşam süresi Türkiye’de OECD ülkelerinin ortalamasından neredeyse 4 yıl (3.8 yıl) daha kısa.
• EZİYET YÖNETMELİĞİNE KARŞI İŞ BIRAKMA
Sağlık emekçilerinin görüşleri yok sayılarak 1 Kasım 2024’te hayata geçirilen, birinci basamak sağlık hizmetini piyasacı anlayışla şekillendirmeyi amaçlayan Aile Hekimliği Sözleşme ve Ödeme Yönetmeliği’ -sağlık emekçilerinin tabiri ile “eziyet yönetmeliği”- 2025 yılının başında ülke çapında güçlü bir karşı duruşla karşılandı. TTB’nin öncülüğünde, Aralık ayında yapılan iş bırakma eylemlerinin devamı olarak 6–10 Ocak 2025 tarihleri arasında aile hekimleri ve aile sağlığı çalışanları iş bırakma eylemleri gerçekleştirdi. Bu eylemler; hekimleri güvencesizliğe mahkûm eden, performans ve ceza mekanizmalarıyla mesleği baskı altına alan, koruyucu sağlık hizmetlerini zayıflatan düzenlemelere karşı bir itiraz olmanın ötesinde, kamusal ve nitelikli sağlık hakkı mücadelesinin bir parçasıydı.

• YENİDOĞAN SKANDALI
Kamuoyunda “Yenidoğan Skandalı” olarak anılan olayın etkileri 2025’te de devam etti. TBMM’de kurulan araştırma komisyonuna bilgi veren TTB, yaşananların münferit hatalar değil; sağlık hizmetinin ticarileştirilmesi, denetimsizlik ve performans odaklı politikaların yarattığı yapısal bir sonuç olduğunu vurguladı.
• DEPREMİN 3. YILINDA DA KRİZ
6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmiş ve bir ay sonra üçüncü yıl da bitecekken deprem bölgesinde barınma, sağlık, eğitim ve güvenli yaşam koşullarına erişim halen sağlanabilmiş değil. Geçici barınma alanlarının kalıcı hale gelmesi, birinci basamak sağlık hizmetlerinin ve ruh sağlığı desteklerinin yetersizliği, halk sağlığını doğrudan tehdit etmektedir. Bu koşullar, bölgede yaşayan milyonlarca insanın temel yaşam haklarını etkilemektedir. Depremin yarattığı yıkımın doğal bir afetin değil, bilimsel planlama ve kamusal sorumluluktan uzak politikaların sonucu olduğunu vurgulayarak, toplumun sağlık ve güvenli yaşam hakkının acilen güvence altına alınması gerektiğini kayda geçirdi.
• İŞ BIRAKMA
14 Mart Tıp Bayramı’nda ülke genelinde bir günlük iş bırakma eylemi yapıldı. Eylemle, hekimlerin mesleki bağımsızlığına, insanca çalışma koşullarına ve sağlık hizmetinin kamusal niteliğine yönelik talepler güçlü bir biçimde dile getirildi.
• TORBA YASALAR
Sağlık alanına ilişkin düzenlemeler içeren torba kanun Temmuz ayında Meclis’ten geçirildi. Kanunla, sağlıkta özel sektörde hekim kadrosu, özellikli hizmet, tıbbi cihaz, hastane yatağı ve hastaneler için gerekli planlama uygunluk belgelerinin açık artırmayla satılması yoluyla sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasında yeni bir aşamaya geçildi. Özel sağlık sektöründe hekim emeğini ucuzlatacak büyük sermayeyi destekleyecek, tekelleşmenin önünü açacak, etik değerleri yıpratacak düzenlemeler bununla sınırlı kalmadı. Muayenehanesi olan hekimlere kota konuldu, sağlık turizmi yönetmeliği ile yurt dışına reklam yapmak serbest bırakıldı, özel hastanelere sponsorlu reklam izni verildi. Bakanlık kurduğu Uluslararası Sağlık Hizmetleri A.Ş (USHAŞ) şirket ile düzenleyici olmaktan çıktı piyasa aktörü oldu.
• EMEK DEĞERSİZLEŞTİ
Ağustos ayında 3 yılda bin 502 ameliyata giren çocuk cerrahı bir hekim: ‘‘Geçinemediğim için özel hastaneye gidiyorum’’ diyerek kamudan ayrıldığını duyurdu. Hekimlerin gelirlerinde yaşanan ağır kayıp, kamuda hekimlik yapmayı geçim açısından olanaksız hale getirdi. Ücretlerin erimesi ve artan güvencesizlik, şiddet tehdidi, yetersiz ekip, ekipman ve süre nedeniyle mesleğini hakkıyla yapabileceği ortamın bulunmaması yüzünden çok sayıda hekimin kamu sağlık kurumlarından istifa ederek özel sektöre yönelmesine yol açtı. TTB, hekim emeğinin sistematik biçimde değersizleştirilmesinin kamu sağlık hizmetini çöküşe sürüklediğini ve toplumun sağlık hakkını doğrudan tehdit ettiğini vurguladı.
• ŞİDDET TEŞVİK EDİLDİ
Sağlıkta şiddet hız kesmeden sürerken, AKP Kırklareli milletvekilinin bir aile sağlığı merkezi açılışında vatandaşa “Doktorların boğazına sarılın” çağrısında bulunması, şiddetin siyasi düzeyde meşrulaştırıldığını bir kez daha ortaya koydu. Sağlık çalışanları açık biçimde hedef gösterildi. Sağlıkta şiddetin sorumluları yalnızca saldırganlar değil, bu iklimi yaratan politikalar ve söylemlerdir.

TTB Merkez Konseyi Başkanı
∗∗∗
BAŞKA BİR SAĞLIK SİSTEMİ MÜMKÜN
TTB Merkez Konseyi de yayımladığı yeni yıl mesajında sağlık sisteminde yaşanan sorunlara dikkat çekerek, 2026 yılında da “Başka Bir Sağlık Sistemi Mümkün” iddiasını sürdürme sözü verdi. Açıklamada, özetle şöyle denildi: “Mesleğimizin de, halk sağlığının da büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığı bir yılı daha geride bırakıyoruz. Sağlıkta ticari çeteleşmenin yarattığı skandallar, halk sağlığını tehdit eden vakalar, sağlık kurumlarında bir gün bile eksik olmayan şiddet, özlük haklarımızdaki kayıplar, kamu otoritesinin sağlık hizmet sunumunu nitelik yerine nicelik ile ölçme çabası ve daha nicesi… Özetle, sağlık sistemindeki çöküşün biraz daha derinleştiği ve sürdürülemezliğin daha da görünür hale geldiği bir yıl oldu 2025. Ne var ki aynı 2025, bu zorlukların üstesinden gelme kararlılığımızı ve “Başka bir sağlık sistemi mümkün!” iddiamızı ülkenin dört bir yanında yükselttiğimiz bir yıl da oldu. Hekimlik mesleğinin bağımsızlığını ve onurunu, iyi hekimlik değerlerini, meslektaşlarımızın haklarını ve halkın sağlık hakkını savunmak için bir an bile geri durmadık. Ama yetmez! Biliyoruz ki; daha yapacak çok iş, gidilecek çok yol, elde edilecek çok kazanım var. Biliyoruz ki; hekimlerin ve sağlık emekçilerinin yaşama ve çalışma koşullarının iyileştiren, mesleğimizin hak ettiği değeri görebilmesini sağlayan, halk sağlığını önceleyen bir sağlık sistemi mümkün. Biliyoruz ki; böyle bir sağlık sistemini ancak her bir meslektaşımızın emeği, hep birlikte ördüğümüz mesleki dayanışmamız ve ortak mücadelemiz ile inşa edebiliriz.”
∗∗∗
EĞİTİMDE ALARM
Bitlis’te ülkenin 121. tıp fakültesi açıldı. Türkiye, nüfusa oranla tıp fakültesi sayısında dünyada ilk sırada. Buna karşın tıp fakültelerinin yalnızca yarısı yeterli eğitim verebildiğini kanıtlayarak akredite olabildi. Uzmanlık eğitiminde yaşanan derin sorunlar, TUS’ta cerrahi branşlar ve çocuk hastalıkları kadrolarının boş kalmasıyla açıkça ortaya çıktı.
∗∗∗
SAĞLIK HAKKI İHLALLERİ
Sağlık durumları kötü olan çok sayıda tutuklu ve hükümlünün, tedaviye erişim, sevk ve bağımsız sağlık değerlendirmesi gibi en temel haklarının ihlal edildiği bir süreç yaşandı. TTB, özgürlükten yoksun bırakılmanın sağlık hakkının ortadan kaldırılması anlamına gelmeyeceğini vurgulayarak, bu ihlallerin insan hakkı ihlali olduğununa dikkat çekti.
∗∗∗
ÜCRETSİZ VE EŞİT SAĞLIK
İstanbul Tabip Odası ‘‘Yeni yıl umut demek. Umutların hayata geçebilmesi ancak mücadeleyle mümkün. 2026’nın eşit, ücretsiz, nitelikli bir sağlık sisteminin hayata geçtiği, hekimlerin insanca yaşayabileceği koşullarda alıştığı, barışın ve adaletin egemen olduğu bir Türkiye için umutlarımızın mücadelelerimizle gerçeğe dönüştüğü bir yıl olmasını diliyoruz” denildi.




