L. Doğan Tılıç
10 Ocak günü Ankara’nın mitingler meydanı Tandoğan’a giden yol, her mitingde olduğu gibi, Beşevler tarafında da üç büyük ABB kamyonu tarafından kapatılmıştı. Boyları kamyonların yarısından da kısa kalan üç polis, bir yandan geçmek isteyen araçlara müdahale ediyor, bir yandan da kendi aralarında sohbet ediyorlardı.
Yine bir miting, fakat hava biraz farklı: Sakin bir kararlılık, neşeli bir isyan! Ülkenin dört bir yanından gelen kadınların; “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganlarından yayılan bir bulaşıcı cesaret. “Karanlıktan korkuyorsan bu şehri ateşe veririz!” uyarısı.
Tarih bilgisi diğer bilgileri gibi sıfır olan Trump, belki 29 Nisan – 4 Mayıs 1992 arası Los Angeles’ı ateşe veren öfkeyi anımsar. Rodney King’i döverek öldüren dört polisin beraat ettirilmesine karşı patlayan siyah öfkeyi…
Şimdi de Renee Nicole Good! Bir ICE ajanının göz göre göre katlettiği 37 yaşındaki ICE gözlemcisi şair ve anne.
Kız kardeşleri Tandoğan’da haykırırken, ABD eyaletlerinin tümünde de 1000’den fazla “ICE Defol Hafta Sonu” eylemleri vardı.
Tandoğan Meydanı’nın “Tek Adama Karşı Çok Kadın” pankartı Trump ve rejiminin “kadın düşmanı” karakterini etinde kemiğinde hisseden ABD’lilerin ellerine de yakışırdı.
Venezuela haydutluğunu; “Dün gece inanılmaz bir şey oldu. Bunu (başka ülkelerde) tekrar yapmamız gerekiyor. Bunu yine yapabiliriz. Kimse bizi durduramaz”, diye selamlayan Trump şimdi tam bir savaş sarhoşluğu yaşıyor. Yağma adına sergilediği ve kendisini ne kadar çirkin gösterdiğini zerre umursamadığı şiddet gösterisinin sarhoşu!
Şiddet, savaş ve sarhoş… En ahlaksız hallerinde bu üçü de önce kadınlara musallat olur!
Bu üçü Trump’ın karakterinin sac ayağı gibi; kah bütün dünyanın izlediği basın toplantısında “Sus, Domuz” diyor kadın gazeteciye, kah rakibi K. Harris’e “geri zekâlı”, eski Temsilciler Meclisi Başkanı N. Pelosi’ye “tahtakurusu kadar deli” diyor.
Kadın düşmanlığı aşağılamakla sınırlı değil, ikinci başkanlık döneminin ilk gününden itibaren, vitrinlik istisnalar dışında, devleti kadınlardan arındırma peşinde.
İlk görevden alınanlar en üst düzeydeki kadınlar oldu: ABD Ulusal Arşivcisi C. Shogan, Federal Ticaret Komisyonu Başkanı R. Slaughter, Kongre Kütüphanecisi C. Hayden, Ulusal Çalışma İlişkileri Kurulu’na giren ilk siyah kadın G. Wilcox; Federal Rezerv Yönetim Kurulu’na giren ilk siyah kadın L. Cook, Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi’nin ilk siyah ve ilk kadın komiseri P. Carr, NASA’nın ilk kadın lideri J. Petro…
Savunma modundan savaş moduna geçiş de “kadın temizliği” ile başladı ve uzayıp giden listede Pentagon’un yüksek rütbeli kadınları da var. “Askerî hiyerarşinin en üst görevlerindeki tüm kadınlar tasfiye edildi; aktif görevde kadın dört yıldızlı subay yok ve üç ya da dört yıldızlı roller için bekleyen atama da yok.”
Trump’ın kadın düşmanlığı sağlık hizmetlerinde de kendini gösterdi. İlk 100 günü kadınların üreme sağlığı için tam bir yıkımdı. Tıbbi kürtaja erişimde ciddi bir düşüş yaşandı. Hamile kadınlar ve çocuklar için Covid aşısı tavsiyesini de kaldırdı.
Fordham Üniversitesi Ulusal Güvenlik Merkezi Direktörü K. J. Greenberg; “Yaraya tuz basarcasına, yönetim sadece kadınların devletteki pozisyonlarını ya da sağlık hizmetlerini değil, tarihsel kayıtlarını ve başarılarını da hedef aldığını açıkça ortaya koydu. Devlet veritabanları, müze sergileri ve arşiv koleksiyonları genelinde kadınlara dair bilgiler sistematik biçimde siliniyor”, diye yazdı.
“Kadının Adı Yok”tu, Trump yönetiminde kaydı da silindi!
Kadın düşmanlığı o noktada ki, en sadık kadın destekçileri arasından bile cılız da olsa Trump’a itirazlar başladı. Keşke kadının “kadının kurdu değil yurdu” olduğunu kanıtlayabilseler ve keşke biz de tüm o isyandaki kadınlara katılıp “Sen tek biz hepimiz!” diyebilsek.




