Erkan Aydoğanoğlu
Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2026 yılı asgari ücreti belirlemek için ikinci toplantısını bugün yapacak. Aralık ayı boyunca, bütün ücretli emekçilerin gözü kulağı devlet, patronlar ve işçi temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonunun yürüteceği tartışmalar ve 2026 yılı için açıklayacağı asgari ücret rakamlarında olacak.
Asgari ücret, en basit tanımıyla, iş gücünün yeniden üretimi için gerekli olan maliyetin alt sınırını yasal olarak belirleyen ücreti ifade eder. Bu sınır, işverene, işçinin ürettiği değer ile kendisine ödenen ücret arasındaki fark olan artı değeri (sömürüyü) yasal bir çerçevede kâr olarak realize etme olanağı sağlar. Bu yönüyle asgari ücret, işçinin çalışma ve yaşam koşullarını yasal güvence altına almaktan çok, sefaletin ve emek sömürüsünün “asgari” ölçüye indirgenerek kurumsallaşması anlamına geliyor. Ancak bu temel çelişkiye rağmen, asgari ücret uygulaması işçiler için hayatta kalmanın en kritik güvencesi olmayı sürdürüyor.
Türkiye gibi işsizliğin ve iş gücü bolluğunun yaşandığı ülkelerde, asgari ücret olmasa, işverenler maaşları işçinin zar zor geçineceği seviyenin bile altına çekebilir. Türkiye’de yıllardır tam da böyle bir durum yaşanıyor. Asgari ücret yasal sınır olmasına rağmen, resmi asgari ücretin altında çalışan milyonlarca işçi var.
Asgari ücret, bir yandan işçinin alım gücünü ve yaşam standartlarını doğrudan belirleyen bir araçken, diğer yandan toplumsal ücret ortalamasını yukarı çekme potansiyeli taşıyan en temel ekonomik etkenlerin başında geliyor. Bu kritik önemi nedeniyle, asgari ücret, “en büyük toplu sözleşme” ifadesinin hakkını verircesine işçi sınıfı mücadelesinin en merkezi ve kritik gündem maddesi olmayı sürdürüyor.
Asgari Ücret Yönetmeliği’nde asgari ücret; “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanıyor. Resmi tanım, asgari ücretin sadece işçiye göre hesaplandığını, o işçinin aile bireylerinin hiç dikkate alınmadığını gösteriyor.
2025 yılı başında, bekar bir işçi için belirlenen asgari ücret 22 bin 104 TL idi. Kasım 2025 (11 ay) itibarıyla asgari ücretteki reel erime (sadece enflasyon), TÜİK’in resmi enflasyon verilerine göre: 6 bin 574 TL. Başka bir ifade ile söyleyecek olursak yıl başında 22 bin 104 TL olan asgari ücret enflasyon etkisiyle reel olarak net 15 bin 530 TL’ye gerilemiş durumda. Ocak başında 12 aylık verilerin netleşmesiyle yıllık kaybın daha fazla olduğu görülecek.
Asgari ücret, ücretlerin belirli bir düzeyin altına inmesinin engellenmesi, işçi sınıfının kendi içindeki rekabetin ve sermayenin bunu fırsat bilerek yoğunlaştırdığı sömürünün, “asgari yaşam” pazarlığı üzerinden kısmen de olsa sınırlandırılması fikrine dayanıyor. Ancak bu durum Türkiye gibi “düşük ücret” politikasının yıllardır temel politika olduğu ülkelerde kağıt üstünde kalıyor.
Türkiye ekonomisinde, enflasyonla mücadele gerekçesiyle ücretlerin baskılanmasını temel alan ve yıllardır tavizsiz uygulanan “kemer sıkma” politikaları 2026’da devam edecek. Bu koşullar altında, asgari ücretin belirlenmesi amacıyla yapılan toplantıların nasıl bir sonuç çıkacağını tahmin etmek hiç zor değil. Hükümet ve patronların asgari ücretlilerin beklenti ve talepleri karşısında takınacağı tutum, ekonomik sorunların yarattığı devasa yükün kimlerin sırtına nasıl yıkılacağını gösteren önemli bir gösterge olacak.
Kamu kaynaklarının büyük bir kısmının kriz çığırtkanlığı yapan patronlara, batık müteahhitlere ve resmi olarak “tefecilik” yapan bankalara aktarıldığı bir dönemde, asgari ücretlinin hak talepleri karşısında benimsenecek yaklaşım, hükümetin ekonomik önceliklerini bir kez daha çarpıcı bir şekilde gözler önüne serecek.




