Türkiye Cumhuriyeti’nin “Kürt sorunu” Cumhuriyet’le yaşıttır. Kimileri böyle bir sorun olmadığına inanır -ki bu da sorunun bir parçasıdır. Kimilerine göre bu, bir “güvenlik sorunu”dur; çünkü bir terör örgütü, devlete isyan etmiştir. Kimileri, o örgütün sebep değil, sonuç olduğunu savunur; çünkü devlet Kürtlere onyıllarca ayrımcılık uygulamış, dilini yasaklamış, kültürünü yağmalamıştır. Demokratik kanallar tıkanınca Kürtler, dağa çıkmış ve silahlı direnişe başlamıştır.
Onyıllardır süren bu tartışmada şimdi çok kritik bir aşamaya gelindi: Devlet, önceki yıl, çözüm yolunda radikal bir siyaset değişikliğine gitti: Daha önce Kürt sorununun varlığını reddeden, PKK liderinin asılmasını öneren milliyetçi MHP’nin başı çektiği, sürpriz bir barış süreci başladı. Çeyrek asırdır bir adada tecritte tutulan PKK lideri Öcalan ile müzakereler yapıldı. Öcalan, örgütün feshedildiğini, silah bırakılacağını açıkladı. Meclis’te bir çözüm komisyonu kuruldu. Savaş iklimi, bir anda yerini bir uzlaşma sürecine bıraktı.
Kısa zamanda anlaşıldı: Süreci tetikleyen, Suriye’deki gelişmeydi. Devlet, bölgede Kürtlerin iki önemli hamisi olan ABD’nin çekilme hazırlığını, İsrail’in yayılma niyetini görerek Kürtleri sahiplenme, yeni Suriye’de söz sahibi olma planı yapmıştı. Ankara’nın yıllardır silahlandırıp beslediği cihatçıların Şam’da iktidara gelmesi, bu süreci hızlandırdı. Erdoğan, -Trump’ın sözleriyle- “Suriye’yi alan lider” ilan edildi. Şam’ın Suriye Kürtleriyle müzakereleri, Ankara’nın Kürt sorununa çözüm müzakereleriyle bir süre paralel yürüdü.
Ancak son birkaç haftada yaşananlar, bütün tabloyu tersine çevirdi: Halep’te başlayan çatışmaların, Suriyeli Kürtlerin büyük toprak ve güç kaybı ile sonuçlanması, El Şara’nın Kobani’yi sıkıştırması, ABD’nin “Kürtlerle işimiz bitti” anlamına gelen açıklaması, dengeleri altüst etti. Şimdi Ankara, Suriye Kürtlerinin de tamamen silahsızlandırılmasını ve Şam ordusuna katılmasını istiyor. Müzakere yürüttüğü Öcalan’ı onlar üzerindeki nüfuzunu kullanmaya zorluyor. Kürtler ise öfke ve hayalkırıklığı içinde, “son kale” Kobani’yi sonuna kadar savunmaya çalışıyor.
Ankara’nın Şam’daki cihatçılarla birlikte Suriye’deki Kürt bölgesini kuşatması, Türkiye’deki barış sürecini de bir anda soğuttu. Suriye motivasyonuyla başlayan süreç, Suriye’deki gelişmelerle sonlanır mı? Sonlanırsa köşeye sıkıştırılmış Kobane ve feshedilmiş PKK ile Kürtleri nasıl bir gelecek bekler? Eşit yurttaşlık vaadiyle masaya oturmuş Kürtlerde bir kopma hissi doğar mı? Günün önemli soruları bunlar…
BİZE DAİR
Suriye’de cihatçıların iktidara taşınması konusunda iki önemli tanıklığı, geçen hafta COSMO için yaptığım yorumda hatırlattım.Buradan da tavsiye etmek isterim: Tanıklıklardan biri Amerika’nın eski Suriye elçisi Robert Ford’un, El Kaide lideri olduğu dönemde El Şara’yı nasıl legal siyasete hazırladıklarına dair anlattıkları… Diğeri, Suriye’ye Ankara adına silah satan bir silah tüccarının mahkemedeki itirafı… Nuri Gökhan Bozkır, bir duruşmada El Şara’dan “dostum” diye bahsederken “ülkemizin çıkarı için ona yıllarca silah sattım” dedi.
Son gelişmeleri bu iki tanıklık çerçevesinde değerlendirince, Suriye’de ABD-Türkiye ortaklığıyla cihatçılara nasıl bir yatırım yapıldığı net şekilde çıkıyor ortaya… Erdoğan iktidarı, sınırında bir Kürt devleti korkusuyla sınırında bir İslam cumhuriyeti kurulmasına önayak oldu. Erdoğan için zafer olabilir, ama Türkiye için vahim bir sonuç.
Hepinize iyi haftalar.