Meltem CAN
Gündelik hayatta kurulan pek çok sosyal etkileşim, toplumsal cinsiyet algısının nasıl yeniden üretildiğini açık biçimde ortaya koyuyor. İnsanların birbirlerini tanımlarken hangi özellikleri öne çıkardığı, neyi değerli, neyi önemsiz saydıkları; erkekliğin nasıl yüceltildiğini, kadınlığın ise nasıl sessizleştirildiğini ele veren güçlü ipuçları taşıyor.
‘’güçlü ‘’ fiziksel özellikleri, yaşadığı semt, mezun olduğu eğitim kurumu, çalıştığı yer gibi göstergeler, erkeğin toplumsal değerini belirleyen ölçütler olarak sunuluyor. Bu ölçütler, erkekliği güç, istikrar ve gelecek vaadi ile ilişkilendirirken; erkeği bireysel özelliklerinden ziyade, taşıdığı sembolik sermaye üzerinden anlamlandırır. Böylece erkek, özne olmaktan çok, toplumsal olarak onaylanmış niteliklerin taşıyıcısı hâline gelir.
Kadının konumu ise bu çerçevede açık biçimde tanımlanmaz; ancak tam da bu belirsizlik, onun hangi yere itildiğini anlamak açısından önemlidir. Kadın, ne erkek gibi makbul bir özne olarak kurulur ne de doğrudan nesneleştirilir. Bunun yerine, makbul erkeği ayırt etmesi ve doğru değerlendirmeyi yapması beklenen bir figür olarak konumlandırılır. Bu konum, kadına sınırlı bir faaliyet atfeder; bu faaliyet, patriyarkal ölçütlerin dışına çıkma imkânı tanımaz.
Bu bağlamda kadın, değerlendirici konumda olmasına rağmen kendi değerleri, sınırları, arzuları, beklentileri tartışma dışı bırakılan bir özneye indirgenir. Kadının arzusu, sezgisi ya da duygusal tepkileri başlı başına meşru kabul edilmez; rasyonel gerekçelerle desteklenmediği sürece geçerlilik kazanamaz. Böylece kadın öznel deneyimini ifade edebilen bir fail olmaktan çok, sistemin belirlediği kriterleri doğru uygulaması beklenen bir aracıya dönüşür.
Dikkat çekici olan bir diğer nokta, kadının niteliklerinin sistematik biçimde görünmez kılınmasıdır. Kadının eğitimi, ekonomik durumu ya da yaşam hedefleri açıkça tartışılmaz; bu unsurlar, kadının zaten belirli normlara uygun olduğu varsayımıyla arka plana itilir. Erkek, kazanılması gereken bir değer ya da ödül gibi konumlanırken; kadın, bu değere erişip erişemeyeceği örtük biçimde sınanan taraftır.
Feminist bir perspektiften bakıldığında bu tablo, patriyarkanın yalnızca erkekler aracılığıyla değil, gündelik pratikler ve söylemler yoluyla da yeniden üretildiğini gösterir. Kadınlar, çoğu zaman farkında olmadan bu düzenin dilini içselleştirir ve sürdürür.
Sonuç olarak, makbul erkeğin merkezde olduğu bu toplumsal kurguda kadın, özneleşme imkânı sınırlı, arzusu denetlenen ve değerleri konuşulmadan varsayılan bir konuma itilmiştir.
____________________________________________________
Kaynakça:
Bourdieu, P. (1986). The forms of capital. In J. G. Richardson (Ed.), Handbook of theory and research for the sociology of education (pp. 241–258). Greenwood.
Butler, J. (1990). Gender trouble: Feminism and the subversion of identity. Routledge.
Butler, J. (2004). Undoing gender. Routledge.
Connell, R. W. (1995). Masculinities. University of California Press.
Connell, R. W., & Messerschmidt, J. W. (2005). Hegemonic masculinity: Rethinking the concept. Gender & Society, 19(6), 829–859. https://doi.org/10.1177/0891243205278639




