Mustafa Yalçıner
Her koşulda yakıcı ve vazgeçilmez olan birlik ihtiyacı her zaman hemen herkesin gündeminde ilk sıralarda yer almış ve hep vurgulana gelmiştir.
Konu politik mücadeleyse, hiç kimse birlik ve birleşme ihtiyacını görmezden gelememiş, birlik, hem de en geniş birlik, bu ihtiyaca uygun davranmasa bile her koşulda herkesin dilinde olmuştur. İttifaklar politikası izlemeyi gerekli görmeyen ve hatta ittifaklara karşı çıkan kerameti kendinden menkul en sekter örgüt ve kişilerin dahi kendi meşreplerine uygun birlik yaklaşım ve tutumları olmuştur. Ancak yine bir gerçektir ki her kişi ve politik örgütün birlik anlayışı “kendine göre” olagelmiştir ve politik “piyasa”da çok sayıda “birlik” ve ittifak tutumuna rastlanır.
Kuşkusuz AKP ile MHP’nin bir “birlik” politikasıyla tutumu var. Boşuna “İç cephenin güçlendirilmesi” ihtiyacına vurgu yapmıyorlar. En yukarıdan, en sınıfsızlaştırılmış bir bakışla bile iç cephe güçlendirilecekse, bunun dışa, dışarıdan gelmesi olası saldırılara karşı “ulusal” bir temele oturması, ulusun birliğini esas alması olağan olandır. Ancak herkes bilmekte ve bu iki partinin sözcülerinin “İç cephenin güçlendirilmesi”nden söz ederken aynı zamanda başta kendileri için “yakın tehdit” gördükleri CHP olmak üzere muhalefeti en sert sözlerle suçlayarak dışlamaktadır ki, yaklaşım ve tutumlarının ulusal birliğin savunulmasıyla en küçük bir ilgisi yoktur. Ne denli “yerli ve milli” lafları etseler de ulusal çıkar ve değerlere karşı politikalar izleyerek kendilerinin çoktan ulus ve ulusallıkla bağlarını koparmış olmaları bir yana birlikçi tutumlarının özü “Cumhur İttifakı”nı güçlendirecek türden birliklere duydukları özlemdir. “İç cephe” dedikleri “Cumhur İttifakı”ndan ibarettir! Her politik gücün aval aval peşlerine takılmasının adını “birleşme” takmışlardır. DEM Parti örneğinde hayali “zeytin dalları” uzatıp beklenti yaratarak, “topuklu efe” lakaplı belediyeci örneğinde zorlayıp tehdit ederek kendilerine katılmaya ya da peşleri sıra yürümeye “ikna” tutumu, onların birlikçiliğini tanımlıyor.
CHP de birlikten yana. Önce “6’lı masa” kurmuştu “birlik” diyerek. Şimdi “Türkiye ittifakı” diyor ve başına taktığı farklı sıfatlarla “demokratlar”a birlik çağrısı yapıyor ya da “demokratların birliği”ni savunuyor. Birliğin politik yönünün vurgulanması açısından şüphesiz yanlış denemez. Dönemin ihtiyacı olan birlik “demokratik” içerikli olmalıdır, bu doğru. Ancak soru odur ki, henüz çeşitli nedenlerle örneğin AKP’nin peşine takılmış durumda olan ama çıkarları bu partinin izlediği politikalarla çelişen hâlâ en az yüzde 20’lik bir büyüklük oluşturan geniş kesimler ne olacaktır? Emekçilere, emeklilere… Çıkarları ve mücadelelerine yaptığı vurguyla CHP’nin bu geniş halk kesimlerinin birleştirilmesi ihtiyacının farkında olduğu görülüyor, ama birliğe ilişkin formülü bu ihtiyacı karşılamıyor. Herhalde doğrusu işçi ve emekçileri, esnaf ve hatta faşizan dayatmalara karşı çıkıp mücadeleden yana olan burjuva kesimleri de kapsayacak geniş bir birliğin oluşturulmaya çalışılmasıdır, ancak CHP’nin sınıf karakteri böyle bir birlikle uyuşmuyor.
DEM Parti’nin de birlik yanlısı olduğu biliniyor. Son genel seçimlere örneğin ittifak politikası izleyerek birlikçi bir yaklaşım ve tutumla girdi. Yine Ortadoğu’da örneğin Türk, Kürt, Arap… halklarının birliğini savunup bu yönde davranmaya çalışıyor.
DEM Parti açısından dönemsel zorluk, adı hâlâ ortaklaşa takılamamış ve Cumhurcular tarafından “terörsüz Türkiye” süreci olarak tanımlanan sürecin gerektirdiği şekilde davranmaya çalışmakla Kürt sorununun çözümü de içinde olmak üzere ülkenin karşı karşıya olduğu tüm sorunların ancak demokrasi mücadelesi verilerek çözülecek olması arasındaki açı farkıdır. Hak eşitliği sorunu olarak Kürt sorunu ve faşist inşanın önlenmesi, yoksulluk ve sefaletin derinleşmesi, yolsuzluklar ve yasaklardan kurtulmak iktidara karşı mücadeleyi dayatırken “Barışın devletle yapılabilecek oluşu”nun var ettiği beklentiler iki arada bir derede tutumunu koşulluyor. Birlik açısından “Herkes birleşmeli” tutumuna yol açıyor ki bu nesnel olarak olanaksız olduğu gibi “Devletle bütünleşerek” ne Kürt sorunu ne başka bir temel sorun çözülebilir!




