Şebnem Korur Fincancı
İstanbul Tabip Odası seçimlerine bir ay kaldı. İki yıl hızla geçmiş demek isterdim ama ne yazık ki hem hekimler için hem de toplumsal düzeyde ne denli zor bir, iki yılı geride bıraktığımızı göz ardı etmiş olurum öyle söylersem. Çalışma koşullarından ortamlarına, idari kararlardan dayatılan sağlık politikaları ve şiddetin dalga dalga artışına her boyutu bir cendereye dönüşmüş sağlık ortamının topluma yansıması da alınamayan randevular, rüzgâr hızıyla geçen karşılaşmalar, ödenmeyen tedavilerle arttıkça artan cepten ödemeler, daha neler neler… Bu koşullarda Tabip Odası seçimleri de artık yalnızca hekimlerin meslek içi bir tercihi değil; sağlık alanında kimin söz söyleyeceğinin, kimin susturulacağının doğrudan bir göstergesi haline gelmiş durumda.
Özellikle İstanbul’da yürüyen tartışma, bu gerçeği bütün açıklığıyla ortaya koyuyor. İstanbul Tabip Odası’na açılan davalar, yöneticilerine dönük yargı süreçleri ve sürekli tekrar edilen “marjinal” yaftası, basit bir seçim rekabetiyle açıklanamayacak kadar sistematik bir müdahale görüntüsü veriyor. Burada hedef alınan şey yalnızca bir yönetim değil; eleştiren, itiraz eden ve sağlık politikalarına dair söz söyleyen bir meslek örgütü anlayışıdır.
İktidara yakın grupların seçim propagandasında dikkat çekici bir dil birliği var. Bu dil, mevcut yönetimi “siyaset yapmakla” suçlarken kendisini “siyaset dışı” bir konuma yerleştirmeye çalışıyor. Oysa ortada açık bir çelişki bulunuyor: Sağlık sistemi başlı başına politik bir alanken, bu alanda söz söyleyenleri “siyaset yapmakla” itham etmek, aslında onları susturmanın bir yolu olarak işlev görüyor.
Daha da önemlisi, bu propaganda dili çoğu zaman gerçekliği ters yüz ediyor. Pandemi döneminde ağır çalışma koşullarına dikkat çeken, sağlıkta şiddete karşı ses yükselten, özlük hakları için mücadele eden hekimlerin temsil edildiği bir yapı “marjinal” ilan ediliyor. Peki o zaman şu soruyu sormak gerekiyor: Bugün hastanelerde yaşanan yoğunluk, hekimlerin yurt dışına gitme eğilimi, sağlık hizmetinin niteliğinde yaşanan aşınma “merkez” mi, yoksa bunlara itiraz etmek mi marjinal?
Son yıllarda hekimlerin gerçekleştirdiği iş bırakma eylemleri, kitlesel açıklamalar ve grevler de bu tartışmanın önemli bir parçası. Bu eylemler, yalnızca ekonomik taleplerin değil, aynı zamanda nitelikli sağlık hizmetinin savunusunun ifadesiydi. Ancak bu tablo, mücadele sonucu elde edilen kazanımlar seçim sürecinde bilinçli bir şekilde görmezden geliniyor ya da itibarsızlaştırılıyor. Hekimlerin talepleri yerine, onları temsil eden yapıların “uygunsuzluğu” tartışmaya açılıyor.
Seçimlere dönük propagandanın bir diğer boyutu da “hizmet odaklılık” söylemi üzerinden kuruluyor. Meslek örgütlerinin yalnızca idari ve teknik işlerle sınırlı kalması gerektiği ima ediliyor. Oysa tabip odaları tarihsel olarak yalnızca belge düzenleyen kurumlar değil; toplum sağlığını savunan, sağlıkta dönüşüm adı altında bugün içi boşaltılmış ve işlemez hale gelmiş iktidar politikalarına karşı söz söyleyen yapılardır. Bu işlevi ortadan kaldırılmış bir tabip odası, geriye sadece adı kalmış bir kurumsallıktan ibaret olur.
İstanbul Tabip Odası üzerinden yürüyen bu tartışma, aslında daha geniş bir soruyu önümüze koyuyor: Meslek örgütleri bağımsız ve eleştirel yapılar olarak mı var olacak, yoksa daha uyumlu, daha sessiz ve denetlenebilir kurumlara mı dönüştürülecek? Bu sorunun yanıtı yalnızca hekimleri ilgilendirmiyor. Çünkü bugün tabip odalarının sesi kısılırsa, yarın hastanelerde, polikliniklerde ve sağlık sisteminin tamamında yaşanan sorunlara itiraz edecek alan da daralır.
“Marjinal” denilerek hedef gösterilen, gerçekte etik değerlerin korunduğu nitelikli hekimlik ve kamusal sağlık hakkının savunusudur. Ve bu savununun zayıflatılması, yalnızca bir meslek grubunun değil, toplumun tamamının kaybı anlamına gelir. Bugün Tabip Odalarına yönelen bu baskı ve itibarsızlaştırma çabası, toplumun sağlık hakkını savunan son kamusal mevzilerden birini zayıflatmayı amaçlıyor. Çünkü susturulmak istenen şey hekimlerin sesi değil, o sesin dile getirdiği gerçeklerdir. O nedenle mesele bir seçim değil: Ya bağımsız ve sözünü sakınmayan bir hekimlik geleneği korunacak, ya da sağlık alanı bütünüyle sessizliğe teslim edilecek. Bu yüzden Tabip Odası seçimleri, sandıktan çıkacak isimlerden çok daha fazlasını ifade ediyor: Sağlığın bir hak mı yoksa yönetilmesi gereken bir alan mı olacağına dair bir tercihi. Seçim sizin!




