Mem-u Zin oyunu ile tanıdığımız Kürt Yazar Cuma Boynukara’nın yazdığı, Yüksel Memiş’in rejisini üstlendiği ‘Beceriksizler’ oyunu il il dolaşarak tiyatro severlerle buluşuyor. “Ben ölmekten çok aklımdan geçenleri öldürmek istedim, beceremedim” diyor ‘Beceriksizler’. Oyun köşeye sıkışmış, değersizleştirilmiş, ölmeyi becerememiş iki insanın nedensiz yaşama çabasını anlatıyor. Bu nedensizlik çabası insanın yaşadığı çelişkileri trajikomik bir şekilde anlatma olanağı sunmuş. Oyun boyunca oyuncuların yüzünde intihar edip ölmeyi beceremeyen iki kişinin amaçsız yaşama çabası ile içinde amaç taşıyan çabalama, çırpınma, halini seyrediyoruz. Çocuğu öldürülmüş bir kadın beceriksizlerin yaşamına dahil olduğunda her şey yeniden şekil alıyor.
Cuma Boynukara’nın ‘Beceriksizler’ adlı oyunu ‘90’lardan beri çeşitli oyunlarda görev alan Yüksel Memiş’in Devlet Tiyatrolarında sahnelediği ilk rejisi. Yönetmen birikimlerini ustaca oyuna yansıtmış. Yönetmen Yüksel Memiş’in hem yaratıcı, hem de yorumcu birikimi bu oyunla birlikte izleyiciye ziyadesiyle yansımış. Diyarbakır Devlet Tiyatrosunda ilgiyle izlenen oyun birçok ilde gösteriliyor. Adana’ya da gelen Yönetmen Yüksel Memiş ile konuşma fırsatı yakaladık.
Devlet Tiyatrolarındaki ilk rejiniz. Oyuna hazırlık süreciniz nasıl oldu?
Genel Müdürlüğün teklifinden hemen sonra Cuma Boynukara’nın ‘Beceriksizler’ oyununu sahnelemek üzere 20 güne yakın dramaturgumuzla birlikte ön çalışma yaptık. Diyarbakır’da başlayan prova sürecimiz, oyunumuz 31 Ekim’de seyircisiyle buluştuğunda son buldu. ‘Beceriksizler’, benim Devlet Tiyatrolarında yaptığım ilk rejim. Bilgi, seçmeyi bilmeyi gerektirdiğinden; birikimlerimin demlendiğini hissettiğim bu süreçte karşıma çıkan Cuma Boynukara’nın ‘Beceriksizler’ini sahneliyorum.
YAŞIYORSAK KENDİMİZDEN KAÇAMAYIZ
Sartre diyor ki; “Yokluk tasarısı tasarıların yokluğuna varır” ölüm bir amaç içermez ama amaçsız da yaşanmaz denebilir belki. Oyun, ölümü seçip bunu beceremeyen bu iki kişinin amaçtan ve değerlerden yoksun yaşamasının imkansızlığını anlatıyor diyebilir miyiz?
Sartre benim sevdiğim bir yazardır. Varoluşçuluk felsefesi beni hep ilgilendirmiştir. Kim olursak olalım hayatın anlamını sorgulamaz mıyız? Bireyin değerinin ne olduğunu anlamaya çalışmaz mıyız? Ölümlü bir varlık olduğunu bilen insan, daha anlamlı bir hayat arayışına girmez mi? Bu soruların cevapları bazılarımızı umutsuzluğa, yılgınlığa ve amaçsızlığa sürükler. O halde kimileri için ölüm bir varoluş biçimi midir? Ölmek isteyip de ölememek de var elbette. Ölemiyorsak, ölmeyi beceremiyorsak suçlu muyuz? Yaşıyorsak amaçsız, umarsız, duygusuz bir hiç olabilir miyiz? Yaşıyorsak; ne yaparsak yapalım kendimizden kaçamayız.
Karakterler oyun boyunca sahneye, kaçtıkları dünyadan bir takım eşyalar taşıyorlar. Kaçtıkları dünya onların peşini bırakmıyor. Sizce kaçmak insanı özgürleştirir mi?
Birinci adam ve ikinci adamımız oyun boyunca kaçtıkları dünyadan gelen nesneleri-şeyleri taşırlar kıyıdan. Onlar yasaklı dönemlere tanık olmuşlar, kadınların yok sayıldığını görmüşler, ihaneti tatmışlar, ötekileştirilmişler ve değersizleştirilmişlerdir. Varoluşlarını sorgulamışlar ve ölmeyi tercih etmişlerdir ama ölemezler. Bir kez daha kaçtıklarına yakalanırlar. Bence kaçmak insanı özgürleştirmez. Kaçmak; kaçtığınıza tekrar tekrar katmerleşerek yakalanmaktır. Hiçbir zaman tam özgür olamayacağımızı düşünüyorum. Yapabildiğimiz şey, özgür olma denemeleriyle ve özgürlüğe öykünerek yaşamımızı geçirdiğimizdir. Mutluluk ise bu denemelerdeki ‘bir an’lar toplamıdır bence.
KAPİTALİZM İNSANI SİNSİCE YIKAR
Taşıdıkları şeylerden biri nükleer variller. Burada kişisel özgürlük dışına çıkan bir şeyler var. Birey olarak insanı değersiz hissettiren, yalnızlaştıran, boğan kapitalist dünya, toplum olarak da insanı yok ediyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
İnsan yıkımında en önemli faktörlerden biridir kapitalizm. Bireyleri yavaş yavaş yok eder. Gizlidir, sinsidir. Karakterlerimiz bu ölüm yöntemine karşı çıkarlar çünkü ölüm tercihini bireyler kendileri yapmalıdır.
“Yaşama tutunan kadın, yaşam veren kadın” gibi tamamlarsak kadına dair vermek istediğiniz mesaj neydi acaba, hayatın anlamı kadın mı oyunda?
Birinci ve ikinci adamımız yakalandıklarında bu durum onlar için bir yıkım değildir. Aksine bu durumu araç olarak görüp oyunlarını oynarlar. Esas yıkım dünyalarına bir kadın girdiğinde gerçekleşir. Çünkü kadın; üretimdir, çoğalmaktır, var olmaktır ve onlar için en vahimi yaşamdır, yaşamaktır.
(Evrensel)



