Erkan Aydoğanoğlu
Çalışma Bakanı Vedat Işıkhan İşsizlik Sigortası Fonundan (İSF) imalat sektöründeki işverenlere destek amacıyla 51 milyar TL tutarında devasa bir kaynak aktarılacağını açıkladı. İşsizler için kurulduğu iddia edilen İSF, zaman içinde işçiyi işsizlik riskine karşı koruyan bir ‘geçici sigorta’ olmaktan çıkıp; sermaye için kaynak sağlayan, eğitim maliyetlerini üstlenen ve istihdam maliyetini düşüren bir finansal destek mekanizmasına dönüştü.
İSF’nin işçilerden çok patronlar için kullanılması riskin işçilerin sırtına yüklenerek toplumsallaşmasına, fon kaynaklarının ise “istihdamı teşvik” adı altında sermaye sahiplerine aktarılarak oluşan kârın bireyselleştirilmesine hizmet ediyor. İşçinin brüt ücretinden kesilen her kuruş, hükümet tarafından “tersine Robin Hood” uygulaması ile patronun kasasına aktarılıyor.
Resmi veriler İşsizlik Fonunun aslında hangi amaç için kullanıldığını ve nasıl bölüşüldüğünü net bir şekilde gösteriyor. 2025 yılı verilerine göre patronlara sunulan toplam teşvik tutarı 97 milyar TL’yi aşarken, asıl hak sahibi olan işçilere ayrılan pay 80 milyar TL’de kalmış. On yıl önce fondan işverenlere aktarılan pay yüzde 20 civarındayken bugün bu oran yüzde 50’ye dayanmış durumda.
İŞKUR verilerine göre İşsizlik Fonunun “aktif işgücü programları” kalemi üzerinden harcanan tutar 43.7 milyar TL. Bunun 29 milyar TL’si doğrudan MESEM gibi “işbaşı eğitim programları” kapsamında sermayeye ucuz iş gücü sağlamak için kullanılmış.
MESEM kapsamındaki 9-10-11. sınıf öğrencilerinin asgari ücretin yüzde 30’u, 12. sınıf (kalfa) öğrencilerinin ise yüzde 50’si İSF üzerinden ödeniyor. Fonun MESEM üzerinden işletilme biçimi, “Emeğin kendi sömürüsünü finanse etmesi” gerçeğinin en sarsıcı örneği aslında. Bu durumu bir örnekle açıklayalım; İşçi bir anne veya babanın her ay ücretinden İşsizlik Fonu adı altında yapılan zorunlu kesintiler bir havuzda (İSF) toplanıyor. Aynı ailenin MESEM kapsamında çalışan çocuğu, aslında ebeveyninin fonda birikmiş parasıyla patronu için “bedava iş gücü” haline getirilmiş oluyor.
İşveren, öğrencinin maaşını kendi kârından ödemek yerine çalıştırdığı MESEM öğrencisinin anne babasının fona yapılan kesintisinden karşılayarak maliyeti sıfırlıyor. İşçi ailesi farkında olmadan kendi parasıyla kendi çocuğunun ucuz iş gücü olarak sömürülmesini finanse ediyor.
2025 yılı verileri gösteriyor ki; işsiz kalanların yüzde 81’i çeşitli nedenlerle işsizlik ödeneğinden yararlanamazken, patronlar fonun yarısından fazlasına doğrudan ve dolaylı teşviklerle adeta el koymuşlar. Bir anlamda her fırsatta işçi ve işveren arasında “hakem” rolü oynadığını iddia eden devlet, işsizler için oluşturulmuş olan İşsizlik Fonunu adeta patronların yağması haline getirmiş.
Asıl tehlikeli olan durum, benzer ve çok daha büyük bir mekanizmanın Kıdem Tazminatı Fonu üzerinden kurulmak istenmesi. Hükümetin kıdem tazminatını fona devretme ısrarı, işçiye güvence sağlamak ya da kıdem tazminatından herkesin yararlanmasını sağlamak değil; sermayenin iştahını kabartan o devasa kaynak havuzunu büyütme hedefinden besleniyor.
Kıdem tazminatının fona devri, işçinin cebindeki son kaleyi de sermayenin “Kendi parasıymış gibi” kullanabileceği denetimsiz bir kaynak havuzuna dönüştürme operasyonu. İSF nasıl bir sosyal güvenlik aracı olmaktan çıkarılıp “sermayeye kaynak transferi aygıtına” dönüştüyse, aynı şey Kıdem Tazminatı Fonu için de geçerlidir.
İşsizlik Fonundaki bu “başarılı” yağma modeli, hükümetin kıdem tazminatını fona devretme çabasının en gerçekçi nedeni olarak karşımıza çıkıyor. Eğer bu çarpık uygulama bu şekilde sürdürülürse, işçinin “kara gün akçesi” patronların düşük maliyetli yakıtı olmaya devam edecek.




