Vedat İlbeyoğlu
Halep’te iki Kürt mahallesi üzerindeki askeri muhasara ve işgal hedefine ulaştı. 10 Mart ve akabinde Nisan 2024’teki SDG-Şam anlaşmalarıyla üzerinde anlaşılmış, Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerindeki fiili Kürt özerkliği zorla sona erdirildi. “SDG, 10 Mart Anlaşmasına uymuyor” diye söylenip duranlar, anlaşmaya uymayıp Halep’i Kürtsüzleştirme operasyonuna girişenleri canla başla desteklediler. Başta ABD olmak üzere emperyalist dünya nezdinde meşruiyetini daha da pekiştirmeye başlaması ve elbette Türkiye’nin açık destek ve yönlendirmeleri, Colani yönetimini 10 Mart’tan bu yana değişen dengeleri kendi lehine realize etmesi için motive etti. Hele Halep saldırısının hemen ön gününde Paris’te, ABD’nin gözetiminde (Türk Dışişleri’nin de bilgisi dahilinde) kotarılan İsrail-Şam işbirliği anlaşması bir işaret fişeği oldu. Tanklarla toplarla sarılan yüzbinlerin yaşadığı iki mahalleye kan kokusu almış selefi canavarlar salındı. Yıkılmış Gazze görüntülerinin yaşandığı ve on binlerce sivilin canını zor kurtarıp terk etmek zorunda kaldığı bu alanlarda hepi topu 500 kişiden oluşan Kürt silahlı gücü (‘Asayiş’) bulunuyordu. Siviller de dahil, birçoğu öldü, yaralandı ve kalanlar, SDG yönetiminin de kararıyla, Halep’i terk edip Rojava bölgesine geçti.
Söz konusu bu iki mahalle öylesine yerleşim yerleri, öylesine mahalleler değildi. Tarihsel olarak Ortadoğu’nun önemli ticaret merkezlerinden Halep’in ‘halklar beşiği’ niteliğini pekiştiren unsurlardı. Daha Osmanlı döneminden başlayıp başı dara düşenlerin, göç edenlerin sığınaklarıydı adeta. Sadece Kürtler de değil, 1915 tehcirinden canını kurtaran Ermenilerin bir bölümü de bu iki kadim mahalleye gelip yaşama tutunmaya başlamışlardı. 20 Ocak’ta 8. yıldönümü olacak ‘Zeytindalı Harekâtı’ sonrası cihatçıların eline geçen Afrin ve Tel Rıfat’tan göç eden on binlerce Kürt de Şeyh Maksud ve Eşrefiye’ye sığınmışlardı. Şimdi bu son saldırıyı “Halep’teki YPG işgali bitirildi” şeklinde okuyanların es geçtiği, Şam’ın 20-30 km. güneyine kadar Suriye’yi işgal etmiş İsrail askeri güçleri değildi sadece. İdlib’ten getirilip Şam’a, Halep’e konumlandırılan cihatçılardan çok önce buraları yurt edinmiş yerleşik bir halktan söz ettiklerini de unutuyorlar. Atış serbest nasılsa, yalan yanlış konuşuyorlar. Halep’i terk eden sadece üç yüz küsur silahlı değil ki. Şimdilik 140 bin kişiden bahsediliyor. Ve şimdi cihatçıların kontrolündeki iki mahallede yaşayan nüfusun bu koşullarda ne kadar kalıcı olabilecekleri malum! Kürt göçü sürecektir yani. Bu, Halep operasyonunun lokal değil, genel bir saldırı stratejisinin parçası olması gerçeğiyle de uyumlu olacaktır. Fiziki olarak Kürtsüzleştirilecek Fırat’ın batısından başlayıp siyasal olarak Kürtsüzleştirilecek bütün bir Rojava’ya genişlemesi beklenilecek bir strateji bu. Örgütlü, kolektif kimlikli bir Kürt realitesi istenmiyor; ne ölçüde başarılacağını göreceğiz ama temel hedef bu! Startı Halep’te verilmiş oldu.
Halep’in Kürtsüzleştirilmesine dair konuşulacak çok şey var elbette. ABD-Rojava ilişkisinin seyri, İran gündeminin Suriye sahasına yansıması, Colani’yle anlaşan İsrail faktörü ve tabi ki Türkiye’nin kayıtsız koşulsuz desteği… Bugün gelinen noktada Ankara’da ‘komisyon’a havale edilmiş ‘süreç’, en üst merciden “Kürt-Türk-Arap ittifakı” mottosuyla tarif ediliyordu. Halep’te yaşanan kimin, neyin ittifakıydı peki? 140 bin Kürdün göçertilmesi, cihatçıların şehvet hali görüntüleri, işlenen insanlık suçları ve Türk devletinin harekâta her düzeydeki desteği, kurgulanan bu ittifakta Kürtlerin ancak buharlaşmış haline (!) yer verilebileceğini göstermiyor mu sizce de?!
***
Halep’e dair not etmeden geçemeyeceğimiz bir boyut da Türkiye’de muhalefet rolündeki bazı çevrelerin, kelimenin gerçek anlamıyla, sefaleti!
“Halep terör örgütünden temizlendi” şeklinde manşet atıp haber yapan, kendilerini “laik, Kemalist, seküler, çağdaş, Cumhuriyetçi”, vb. sıfatlarla tanımlayıp Kürtlerin Halep’ten kitlesel sürgününü alkışlayan herkese şunu öneririz: Göç ettirilen Kürtlerin fotoğraflarına, video filmlerindeki görüntülerine bir bakın, ne görüyorsunuz? Bir de “Suriye Ordusu” diyerek selam durduğunuz ‘zafer kazanmış’ cihatçıların tekbirli, kin ve nefret dolu naralar eşliğinde yaptıkları nümayişleri yansıtan görüntülü haberlere, paylaşımlara bakın. Yanına, tank ateşiyle yakılıp yıkılmış Kürt mahallelerinin görüntülerini de ekleyin. Vicdanınız, aklınız, ahlakınız, inançlarınız, değerleriniz, her neyse, örtüşüyor mu bu gördüklerinizle? Siyasal İslamcı iktidara (laik olmadığı için) muhalif olduğunu söyleyen ama Suriye’yi kendi çizgisine uygun olarak dizayn etmek için yıllardır cihatçı/selefi grup ve unsurları koruyup kollamış, üzerlerine titremiş, maaş, silah vb. her türlü yardımı esirgememiş olanların yolunu döşediği bütün bu görüntüler size sizin gerçeğinizi de anlatıyor, anlamıyor musunuz? Cumhuriyet gazetesinde “Şam ordusu, terör örgütü SDG’ye geniş kapsamlı operasyon başlattı” (9 Ocak 2026) üst başlığını atıp bu çizgi ve bu üsluba uygun “haber” yapanlar; gazetesiyle, televizyonuyla iktidar medyasıyla yarışan Sözcü’ye yön veren o stratejik ‘akıl’; Halk TV’de her gün çıkıp “SDG terörü” söylemli iktidar tezlerini satmaya çalışan bazı akıl fikir fukaraları… Şeyh Maksud Mahallesi’nde kaydedilmiş ve bizzat (Sizin ‘Suriye ordusu’ dediğiniz) çetecilerce paylaşılmış bir görüntü var ya, hani öldürülmüş Kürt kadınının işkenceye uğramış cansız bedeninin bir binanın üst katlarından tekbir sesleri arasında aşağıya atılması… Sizin laikliğinizin, sekülerliğinizin, muhalifliğinizin sınırlarını da anlatıyor işte o görüntü. Colani’nin kravat takması, takım elbise giymesi bir şeyi değiştirmedi, “Biz aynıyız, bildiğiniz gibiyiz” diye bağırıyor aslında tekbirle galeyana gelenler. Sahilde Aleviler, güneyde Dürziler nasıl kesildiyse, Ankara’da/Suruç’ta barış savunucuları nasıl bombalarla paramparça edildiyse, Şengalli Êzidi kadınlar nasıl köle pazarlarında satıldıysa, ‘aynı yerdeyiz’ diyorlar. Peki siz neredesiniz? Her daim ‘aynı yerde’ duranlara sözümüz yok elbette, ya diğerleri? Suriye’de kimi, neyi savunduğunuzu yüzünüze çarpan o görüntüler, o fotoğraflar sizi hiç mi utandırmıyor? Kürt fobisi ya da içinize sinmiş o ‘devlet aşkı ve kölece biat’ insanlık değerlerinizi bu kadar mı geriye itiyor? Yalova’da polisleri öldüren IŞİD’lileri lanetlemek iyi de bu katillerin Halep’te cansız kadın bedenine işkence yapanlarla aynı ‘zihnî, fikrî, zikrî’ dünyadan olduklarını nasıl görmezden gelebilirsiniz? ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü’nü yüzyıllardır Halep’te yaşayan Kürtlerin sürülmesi mi sağlıyor? İsrail’in işgal ettiği bölgeleri Suriye haritasından çıkaran Colani yönetimine verdiğiniz gözü kara bu destek “Suriye’nin bütünlüğü” için midir gerçekten? Yoksa ‘Kürt anasını görmesin’ şeklinde ifade edilecek o kayıtsız şartsız ‘kırmızı çizgi’li refleks midir söz konusu olan?
***
Konuşacak çok şey var elbette ama Halep’teki sonuçtan edindikleri motivasyonla SDG ve Rojava özerkliğine karşı ‘silahlı çözüm’ün daha bir öne çıkarılacağı öngörüsüne dair bir hatırlatmayla bitirelim.
Yeterince deneyimimiz var çünkü buralardan. ‘90’ların ilk yarısında uygulanan özel savaş ile göçertilen Kürt köylüleriyle birlikte sorun çözüldü mü? Yoksa kentlere sığınan yoksul Kürtler soruna dair daha da boyutlanarak yükselen siyasetin kentlerdeki taşıyıcıları ve temsilcileri mi oldular? Şimdi en az 140 bin Kürdün Halep’ten göçertilmesi ve bir anlamda Halep’in Kürtsüzleştirilmesi, Suriye’deki Kürt sorununun çözümünü (elbette Türkiye’deki ‘sürecin’ yol almasını da) kolaylaştırdı mı peki? Ya da Türkiye’yi yönetenlerin o çok sevdiği “Suriye’nin bütünlüğünün korunması” hedefi bakımından ‘Kürtsüz Halep’ nasıl bir anlam dünyasına denk düşüyor? Bütün dünya Kürtlerinin (Metiner ve Miroğlu gibi AKP’liler bile!) tepkisini çeken, onları daha bir konsolide eden “Halep’in Kürtsüzleştirilmesi” operasyonu, Şam rejimi ve kollayıcılarının Kürt, Alevi, Dürzi, Süryani ve diğer Suriye halklarının boynuna da takmak istedikleri (Ankara’dan hediye) Colani kravatının ikna gücünü, Colani yönetiminin Suriye’de istikrarı, bütünlüğü sağlayacağı beklentileriyle birlikte, hepten paçavraya çevirmedi mi?




