Geçen hafta Halep ve Şam’dan gelen iki görüntüden sözedeceğim. Halep’ten gelen görüntüde, iç güvenlik güçlerine bağlı bir Kürt kadının cansız bedeni cihatçı çeteler tarafından, yıkık bir binanın balkondan atılıyordu. Şam destekli cihatçılar, zafer çığlıkları eşliğinde “Allahuekber” diye bağırıyordu.
Diğer görüntü Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa‘nın Suriye başkentinde Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara ile görüşmesinde çekilmişti. El-Şara, kadınlarla el sıkışmadığı için elini göğsüne götürmüş, von der Leyen de aynı şekilde karşılık vermişti.
Cihatçı Nusra geleneğinden gelen el-Şara, Şam’da iktidarı devraldıktan sonra taktığı kravatla “Batılı”lardan övgü almıştı. Ancak manzara, onun Batılılaşmasından ziyade, Batılıların onun çizgisine yaklaştığını gösteriyor. Bu, sadece ikinci fotoğrafın verdiği izlenim değil; Batı’nın ilk görüntüdeki barbarlığa kayıtsız kalması da bunun işareti…
Halep, Suriye’de at koşturan bütün aktörler (Şam, Rojova, Ankara, Washington, Kandil, Tel Aviv, Paris, Londra) için bir sınav yeri oldu. Güçler dengesinde herkes sınırlarını test etti. Şam, gerektiğinde yine cihatçı çeteleri devreye sokabileceğini gösterdi. SDG, Rojova’yı korumak adına Halep’ten çekilmek zorunda kaldı. Kandil, SDG’nin tavrına rağmen direniş çağrısı yaparken, Washington, Kürtleri Rojova dışında korumayacağının işaretini verdi. Ankara ise “İhtiyaç olursa müdahaleye hazırız” mesajı vererek “fabrika ayarları”na döndü.
Önce IŞİD’e karşı uluslararası koalisyonun Suriye’deki IŞİD mevzilerini bombalaması, ardından Paris’teki Suriye-İsrail anlaşması, Türkiye’nin Şam üzerinde kurmayı hayal ettiği hâkim rolü oynayamadığının göstergeleri… Ankara’nın bir buçuk yıldır geliştirdiği “çözüm süreci”nin ana motivasyonunun Suriye’deki gelişmeler olduğu düşünülürse son gelişmeler, Ankara-İmralı hattını da olumsuz etkileyecektir. Bu denkleme bir de giderek tırmanan İran yangınını ekleyin, bölgeyi nasıl bir kargaşanın beklediğini öngörebilirsiniz.
BİZE DAİR
Avrupa’nın hemen her ülkesinde sosyal demokratlar uzun süredir ciddi bir gerileme yaşarken, Türkiye’de neredeyse bütün kamuoyu anketleri, sosyal demokratları iktidar adayı olarak gösteriyor. CHP lideri Özgür Özel, geçen haftaki konuşmasında, “Ayıptır söylemesi, CHP, son seçimdeki oy oranıyla (yüzde 37,8), dünyada en çok oya sahip sol sosyal demokrat partidir” dedi. Peki neden? “yeni CHP” ne yaptı da onyıllardır yüzde 25’i aşmakta zorlanırken Erdoğan karşısında öne geçti? Bunun pek çok nedeni var ve bunlar Almanya’da da yakından inceleniyor. Nedenlerden birinin, partinin laiklik, din ve siyasal İslam’la ilgili yeni yaklaşımı olduğu kanısındayım. Geçen hafta bu konudaki görüşlerimi laiklik savunusuyla bilinen “Der Arbeitskreis Politischer Islam (“Siyasal İslam Çalışma Grubu”nun) internet sitesinde yazdım. Tavsiye ederim. Diğer nedenleri de içeren daha geniş bir yazı da yakında yayınlanacak.
Hepinize iyi haftalar.