Selçuk Candansayar
Türkiye’nin içinde debelendiği krizden çıkmak için politika geliştirmek yerine AKP içi bir krize bel bağlayanlar “Erdoğan sonrası” ya da “Reisin halefi kim” tartışmaları başlattılar. Oğul, damatlar, istihbarat şefi öne çıkan adaylar olarak ağızlara sakız edilmiş durumda. Kerameti kendinden menkul yorumcular Reis’in gönlünde yatan aslan totosu oynuyorlar. Dahası adayların birbirlerini itip kaktıkları, birbirlerinin kuyusunu kazdıklarına dair analizlerin bini bir para. Halef adaylarının yapıp ettiklerini, kendilerini öne çıkarırken rakiplerini tasfiye etme girişimi olarak yorumlayanlar, bu halin Reisi zayıflattığından yakınıyorlar. Daha aklı evveller de Reis’in artık haleflerini kontrol edemeyecek kadar güçsüzleştiğini sanıyorlar.
Gelişmiş küresel kuzey ülkelerindeki “yeni monarşi” tartışmalarına benziyor durum. Devlet ve devletin başta hukuk gibi kurumlarının siyasi partilerden görece bağımsız işlediği, serbest seçimle partilerin iktidara gelip gittikleri demokrasi çözülürken, iktidarı elinde tutan güç değişmeden sadece liderin değiştiği rejimi “yeni monarşi” olarak adlandıranlar var. Yeni monarşide, kan bağı dolaysızca halef olmayı sağlamıyor; Fidan, oğul Erdoğan ve diğerleri eşit adaylar.
Haleflerin selefle olan ilişkilerinin dinamiğini ve haleflerin ruh hallerini anlamak için padişahlık, aristokrasi, monarşi gibi sistemler yerine siyaset bilimcilerin “mafya devleti” dedikleri rejim tipinin karakter özellikleri yol gösterici olabilir.
Sopranos dizisini diğer mafya film ve dizilerinden ayıran ve daha değerli kılan özelliklerinden biri, bir mafya etnografisi olarak “çete ve çete karakterini” belgesel üslubuyla göstermesiydi. Dizi, seyirciyi “katılımcı gözlem” yapan bir antropolog kimliğine büründürüyordu. Böylece gözlemci/seyirci çetelerin iç işleyişini ve reisinden tetikçisine her üyenin çete içi ilişkilerdeki öznelliklerinin, çetenin yapısal özellikleriyle nasıl etkileştiğini gözlemleyebiliyordu.
Başta Tony Soprano olmak üzere dizideki hiçbir karakter, seyirciye kendisiyle özdeşleşme fırsatı tanımıyordu. Seyirci, karakterlerin özellikle şiddet eylemlerine tanıklık ederken zıt duyguları aynı anda yaşantılıyordu. Sevip, onaylamaya hazırlandığı ve anladığını hissettiği karakterin bir sonraki sahnede insanlık dışı bir şiddeti bile isteye, arzulayarak gerçekleştirdiğini görüyordu.
Baba’nın (Godfather) Vito ve Michael Corleone’leri koşulların onları istemeye istemeye mafya lideri yaptığı, yoksul ve ahlaklı bir göçmenle, vatanına bağlı, dürüst bir subay karakterini temel alır. Tony Soprano ise yaşadığı hayatın onu getirdiği yerden, geliştirdiği kimlikten “memnundur”. Psikanalisti ne yaparsa yapsın, ne kadar uğraşırsa uğraşsın Tony’in içinde bir “iyi” bulamaz. Tony, şiddet eylemlerini başka çaresi olmadığı için istemeye istemeye yapmaz, eylemi haklı ve doğru bulduğu için yapar.
VAROLUŞ NEDENİ
Soprano çetesi ve diğer çetelerin örgütlenme şekli, Tony’in gelir getirici işleri birim liderlerine pay etmesi ve herkesin Tony’nin belirlediği bölgede sürekli geliri artırmak için çalışmasına dayalıdır. Her birim şefinin çalışmasındaki (çalmasındaki) artış Tony’nin payını da artırır. Her şefin zenginleşmesi Tony’i zenginleştirir ve güçlendirir. Şeflerin Tony’in gözündeki değeri ve önemi Tony’nin zenginlik ve gücüne yaptıkları katkıyla doğru orantılıdır. Şefler, her ne yaparlarsa yapsınlar muhataplarına Tony adına yaptıklarının altını çizerler. Öldürürken Tony’nin selamını iletirler, haraç payını yükseltirken Tony’nin talimatı derler. Her şefin güçlenmesi Tony’nin güçlenmesi demektir; yoksa Tony’ ye karşı güçlenmek ya da Tony’nin rakibi olmak, onun yerine göz dikmek anlamına gelmez. Herhangi bir şef, Tony’e rakip olmaya kalkarsa, diğer şefler Tony’yi korurlar. Tony’nin alaşağı edilmesi kendi gelir alanlarını değiştirebilecektir. Bir șef, diğer şefe Tony’nin yerine ben geçersem sana daha çok pay veririm diye bir vaatte bulunamaz. Diğeri de o zaman, ben Tony’nin yerine geçeyim ve ben sana daha çok pay vereyim diyecektir. Çete, Tony’i varoluş nedeni olarak görür, dokunulmazlığının kaynağı bu özelliğidir.
Tony’nin liderliği ölene/öldürülene kadar sürer, emekliliği yoktur. Şefler arasından hiçbiri Tony sağken onunla liderlik mücadelesine girmeyi düşlemez bile. Diğer şeflerin onu anında alaşağı edip payına çökeceklerini ve Tony’i koruyacaklarını bilir. Bu yüzden şefler arası ilişki kimsenin diğerine güvenmediği bir paranoya ilişkisidir. Her şef, diğerinin açığını yakalayıp, Tony’i bilgilendirip, cezalandırmasını sağlayarak o payın Tony tarafından kendisine verilmesini umarak iş görür.
Haleflerin başa geçeceği umuduna bel bağlayanlar ya da bu çatışmanın çeteyi ve reisini zayıflatacağını umanları ağır cezalandırılma ve hayal kırıklığından başka bir şey beklemez. Hiçbir şef, kendisine bel bağlayanı ya da adamını Tony’e karşı korumaz. Tersine, Onunla arasına hemen mesafe koyar, kimi zaman kendi eliyle tasfiye eder.
ÇETECİLİKLE DAĞITILAMAZ
Tony, hangi şefin diğerlerinden ne kadar daha güçlü olduğuyla ilgilenmez bile, hiçbir şefini de kendisine tehdit olarak görmez. Tony için tek ölçüt ona gelen payı kimin ne kadar artırdığıdır. Kendisinden sonra kimin geleceğini de belirlemek istemez, bununla ilgilenmez bile. Nasılsa çete devam edecektir biri de başına geçecektir. Çözülüp daha büyük bir başka çete tarafından ele geçirilmesi riski de umurunda bile değildir. Kendisine de reislik altın tepside sunulmamıştır, emeğiyle o unvanı ele geçirmiştir.
Soprano çetesini ancak siz de çeteyseniz içeriden işbirlikçi bularak çökertebilirsiniz, o yüzden çete içi krize bel bağlayanların da çete olabileceklerini unutmamak gerekir. Çete, çetecilikle dağıtılamaz.




