Okültizm, genellikle “gizli” ya da “örtük” olduğu varsayılan bilginin araştırılması ve bu bilgiye erişim doğrultusunda yürütülen teorik-pratik uğraşlar bütününü ifade eder.
Terim, Latince occultus (gizli/örtülü/saklı) kökünden türemiş olup tarihsel olarak ezoterik, mistik ve doğaüstü addedilen inanç ve uygulamalarla sıkı bağlar içinde gelişmiştir.
Popüler tasavvurlarda çoğu kez tarot kartları ve Ouija tahtası gibi “ruhlarla temas”ı mümkün kıldığı iddia edilen araçlarla özdeşleştirilse de okültizm daha geniş bir alanı kapsar; simya, kehanet ve büyücülük/“cadılık” gibi pratikler bu çerçevede sayılabilir.
Tarihsel düzlemde Batı okültizmi, Hristiyanlık öncesi pagan geleneklere dayandırılır; Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte bu geleneklerin önemli ölçüde bastırılmasına karşın, okült ilgilerin bütünüyle ortadan kalkmadığı, özellikle 19. yüzyılda (özellikle Viktorya dönemi bağlamında) belirgin bir canlanma yaşadığı sıkça vurgulanır.
Batı geleneğinde okültizm, özellikle ruhsal içgörü elde etmek ya da kişisel kudret/etki alanı kazanmak amacıyla “gizli bilgi”nin ve “gizli enformasyon”un incelenmesi veya takibi olarak tanımlanır. “Okült” ile “kült” kavramları zaman zaman karıştırılsa da etimolojik bakımdan birbirleriyle akraba değildir; okült pratiklere adanmış toplulukların halk dilinde “kült” diye anılması, bu karışıklığın başlıca nedenlerinden biridir.
Kitle kültürünün etkisiyle okültizm, “normal bilgi süreçleriyle erişilemeyen” türden bir bilgiyi edinmeye ya da ruhlarla ilişki kurmaya aracılık ettiği ileri sürülen nesnelerle bağlantılandırılmıştır; astrolojik haritalar, kristal küreler, Ouija tahtaları ve tarot kartları bu örnekler arasındadır. Bununla birlikte alanın başka boyutları, simya, ruhlarla temas (medyumluk), kehanet ve büyücülük gibi etkinliklere odaklanır. Okültizmin Hristiyan şeytanıyla komünyon kurma fikri etrafında tasvir edilmesi ise çoğu yorumda abartılı ve indirgemeci bir temsil olarak değerlendirilir.
Kısa Tarihçe
Batı’daki okültizm tasavvurları, Hristiyanlığın Avrupa’da yaygın kabulünden önce icra edilen pagan inanç geleneklerine önemli ölçüde yaslanır. Bölgesel farklılıklar belirgin olsa da bu dinlerin çoğu genel olarak politeist karakterleri (çoktanrıcılık) ve fal/alamet okuma, kehanet ve büyü gibi pratikleri meşrulaştırmalarıyla betimlenebilir.
Orta Çağ’ın sonlarına gelindiğinde, Hristiyanlık Avrupa’nın manevi ufkunda baskın konum kazanmış; Kilise otoriteleri geleneksel pagan dinlerini “batıl” ve “sahte tanrılara” dayandığı gerekçesiyle profan/ahlakdışı sayarak küçümsemiş ve bu geleneklerin azalan mensupları zaman zaman fiili takibata uğramıştır. Bazı tarihsel yorumlara göre, okültizm ile “Hristiyan şeytanı” arasındaki görünür bağlar, paganizmin erken Hristiyan kozmolojisinde “kutsal-dışı” olarak konumlandırılması ve bunun Şeytan figürü üzerinden simgeselleştirilmesiyle ilişkilidir.
Bununla birlikte, Hristiyanlığın kültürel hegemonyasına karşın Hristiyanlık öncesi manevi miras Avrupa’da bütünüyle sönümlenmemiştir. Simya ve astroloji gibi antik “psödo-bilimsel” uğraşlar ile pagan esinli ritüel majisi ve büyücülük, eğitimli bazı çevrelerde, kimi din görevlileri ve soylular arasında sınırlı da olsa sürdürülmüştür. Ne var ki özellikle büyü ve cadılıkla ilişkili pratikler, çoğu bağlamda küfür ve sapkınlıkla irtibatlandırıldığından ağır yaptırımlara konu olabilmiştir. Erken modern Avrupa’daki cadı avları ile sömürge Massachusetts’teki Salem cadı yargılamaları (1692–1693), Batı dünyasında Orta Çağ sonlarından Viktorya çağına dek inişli çıkışlı seyreden “okült paranoya”nın simgesel örnekleri olarak anılır.
19. yüzyılda ise okültizm, kamusal alanda ve dönemin popüler kültüründe kayda değer bir yeniden yükseliş yaşamıştır. Viktorya dönemi (1837–1901) bazı değerlendirmelerde Batı okültizminin “altın çağı” olarak görülür. Helena Blavatsky ve Aleister Crowley gibi figürler, bu dönemin ürünü sayılır ve okültizmin pagan köklerden modern görünümlere evrilmesinde etkili oldukları belirtilir.
Günümüzde okült pratikler, çoğu zaman büyük dinî geleneklere alternatif manevi yönelimler ve doğaüstü ilgilere sahip birey/gruplar için bir araştırma alanı gibi işlev görür. Aktif kovuşturma koşullarından görece “azade” olan okült çevreler, tanımlanması güç bir çeşitlilik içinde farklı uğraşlara yönelir. Kimi okültistler, eski Avrupa pagan dinlerini diriltmeye ya da paganist esinle yeni dinî biçimler geliştirmeye çalışmıştır; Wicca bu ikinci tipe sık verilen bir örnektir.
Çağdaş okültizmi en isabetli biçimde, “ruhsal ve doğaüstü olana yönelik temel bir kabul” üzerinde yükselen ve buradan farklı patikalara ayrılabilen bir yönelimler matrisi olarak görmek mümkündür. Bu patikalar arasında Gnostisizm, Hermetisizm, Kabala, Satanizm, Thelema ve Wicca gibi daha örgütlü inanç sistemleri ile simya, astroloji, kehanet, medyumluk, numeroloji ve şamanizm gibi kadim pratikler sayılabilir.
Okült bilginin mahiyeti çoğu anlatımda üç biçimde tasnif edilir:
- “Gizli kutsal bilginin” muazzam gücü ve hazırlıksız olanlara verebileceği zarar nedeniyle kitlelerden saklanması gerektiği fikri; bu anlayış, usta-çırak ilişkisine dayalı hiyerarşik aktarım modelleriyle dile getirilir.
- Okült pratikleri İbrahimî geleneklerle irtibatlandırarak, Tanrı’nın fiziksel ve ruhsal varoluşu yöneten “yüksek hakikatler”e yalnızca “layık” azınlığın erişebilmesi için karmaşık ve şifreli bir izler sistemi kurduğu düşüncesi.
- “Görünmeyen boyutlar”, enerji kuvvetleri ve bilgi sistemlerinin ancak belirli teknik ve disiplinler aracılığıyla, onları etkin biçimde arayanlara açılabileceği kabulü.
Bu üç tasavvur arasında önemli örtüşmeler bulunduğu, sınırlarının nerede başlayıp bittiği konusunda ortak bir mutabakatın olmadığı da sıklıkla belirtilir.
Dünya genelinde okült çalışma ve pratiklere adanmış çok sayıda örgütlenme mevcuttur; Hermetic Order of the Golden Dawn, Rosicrucian gelenekleri (Gül-Haç), Ordo Templi Orientis (OTO), Society of the Inner Light ve Theosophical Society bunlar arasında anılır. Ayrıca Masonluk gibi bazı seküler gizli cemiyetlerin de üst derecelerinde kadim okült bilgi ve hikmeti koruduğuna inanan yorumlar bulunmaktadır.
Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım




