ABD’nin 26 trilyon doları aşan net Uluslararası Yatırım Pozisyonu açığı, küresel finans sisteminin en kırılgan fay hattına dönüşmüş durumda. Dolar varlıklarından olası bir çıkış, teknoloji hisselerinde yaşanabilecek sert bir satışla birleşirse, Wall Street’ten başlayacak dalga tüm dünyayı etkileyebilir. Türkiye’de ise UYP açığındaki daralma altın fiyatlarındaki artış ve varlıklı kesimlerin servet transferiyle açıklanıyor; tablo geniş toplum kesimleri için bir iyileşmeye işaret etmiyor.
Hayri Kozanoğlu
Uluslararası Yatırım Pozisyonu (UYP) bir ülkenin yurtdışı aleme olan tüm varlık ve yükümlülüklerini gösterir. Uzun yıllar dış borçlar bir ekonominin dışa bağımlılığının en yaygın kabul gören ölçütüydü. Ne var ki, finansal küreselleşmenin yaygınlaşmasıyla birlikte doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını ve portföy hareketlerini de kapsayan UYP’nin daha anlamlı bir gösterge olduğu görüşü ağır basmaya başladı.
Ancak bugün dışa bağımlı az gelişmiş bir ülkenin değil, ABD’nin UYP pozisyonundaki açığın dünya ekonomisi için büyük bir risk olduğu konuşuluyor. Dolar hala rezerv para konumunu korusa da dolar varlıklarından olası bir çıkışın tüm küresel finansal sistemi alt üst etme riskinin var olduğu düşünülüyor.
Son verilere göre halihazırda ABD’nin yurtdışında park edilmiş varlıkları 39,56 trilyon dolar civarında seyrediyor. Buna karşın yükümlülükleri 65,72 trilyon doları buluyor. Demek ki ABD’nin UYP’si net anlamda ikisinin farkı -26,16 trilyon dolar. Doların son bir yıldaki değer kaybı, hesaplamalar dolar cinsinden yapıldığı için hem varlıkları hem de yükümlülükleri kabarttı. Her iki grubun da dökümüne bakıldığı zaman, piyasa değeri anlamında hisse senedi ve tahvil yatırımlarını içeren portföy yatırımları, doğrudan yatırımlar ve büyük ölçüde dış borçlardan oluşan diğer yatırımlar şeklinde sıralandıkları görülüyor.
UYP pozisyonu açığı Finansal Times’tan Gillian Tett’in hesaplamalarına göre ABD GSYH’sinin yüzde 91’ine kadar ulaşıyor. Bu oran 20 yıl önce yine eksi yönde olsa dahi GSYH’nin -11’i dolaylarındaydı. En büyük tehlike, özellikle ABD teknoloji devlerine yapılan müthiş düzeyde yatırımların, riski bir ölçüde azaltmak için geldikleri yere geri dönmesi, ABD dışı ve teknoloji dışı bir küresel portföy dengeleme hareketinin başlaması.
2019-2024 arasında ABD hisse senetleri endeksleri yüzde 83 artarken ABD dışındaki borsalardaki yükseliş sadece yüzde 9 olarak gerçekleşmiş. Şu ana kadar ABD şirketlerine yönelen yatırımcılar kârlı çıkmış. En yüksek UYP pozisyonuna sahip ülkeler Norveç, Çin, Japonya, Kanada, Güney Afrika ve İsveç şeklinde sıralanıyor. Tüm bu ülkelerin yatırım fonlarından ve özellikle ulusal varlık yatırım fonlarında (Sovereign Wealth Fund) keskin bir çıkış Wall Street’i çökertebilir. Dünyadaki jeopolitik gerginlikleri, finansal varlıkların giderek bir koz haline geldiğini düşünürsek bu olasılık ekonomi dışı nedenlerle de pek düşük değil. Ancak bu karşılıklı berhava (mutual destruction) anlamına da gelir. Çünkü ABD borsalarındaki meteorik yükselişten söz konusu ülkelerin de GSYH’lerinin yüzde 20 ile 40’ı arasında çok yüksek miktarda nemalandıkları biliniyor.
Faiz cephesindeki son gelişmeler de doların değer kaybetme riskini artırıyor. Çünkü halen dolar faizleri avro ve Japon yeni faizlerinin üzerinde seyretse de bu açığın kapanma olasılığı oldukça yüksek. Trump’ın FED Başkanlığına Kevin Warsh’ı aday göstermesi cumburlop bir faiz indirimi olasılığını dağıtmış görünse de “işi bu vaatle kaptı” yolundaki demeçleri endişeleri artırıyor.
ABD teknoloji hisselerinde, korkunç yatırımlarına denk düşecek ölçüde kar elde edememeleri kaynaklı bir panik sonucu özellikle YZ (Yapay Zeka) şirketlerindeki bir satış dalgası küresel bir krizi tetikleyebilir. 2007-2008 küresel finansal krizini hatırlarsak bizlerin de “nasıl olsa param yok, yatırımım yok, özellikle YZ şirketlerinde pozisyonum yok” demek gibi bir şansımız da yok. Çünkü bu akıbet dalga dalga diğer borsaları, oradan reel ekonomiyi de vuracağı, işsizliğe ve ücretlerde gerilemeye yol açacağı için “çekirdek çitleyerek” gelişmeleri dışarıdan izleme lüksümüz de bulunmuyor. Ayrıca özellikle Batı ülkelerinde çalışanlar dahil toplumun büyük bölümü emekli fonları aracılığıyla finansal sisteme göbekten bağlı. Dolayısıyla borsalardaki bir çakılma doğrudan geleceklerini etkiliyor.
ZENGİNLERİN YURT DIŞINA SERVET TRANSFERİ
UYP demişken isterseniz geçtiğimiz hafta açıklanan Türkiye’nin durumuna da bir göz atalım. UYP 2025’in son çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre 2 milyar dolar daralarak 325 milyar dolara geriledi. Varlıklar 413 milyar dolarken, yükümlülükler 738 milyar dolar civarında dalgalanıyor.
Varlıklar son 1 yılda 57 milyar dolar artış göstermiş. Bunun 28 milyar doları rezervlerdeki yükselişten kaynaklanıyor. Tahmin edilebileceği gibi bu durum altın fiyatlarındaki yukarı doğru sert hareketin bir sonucu. Diğer rezerv varlıklar gerilerken, parasal altın varlığı 48 milyar dolar sıçramış.
Yükümlülüklerdeki artış ise 35,5 milyar dolarla sınırlı kalmış. Ülkeye yönelik doğrudan yatırımlar stoku 20 milyar dolar gerilerken, portföy yatırımları 10,6 diğer yatırımlar 46 milyar dolar kabarmış. Portföy yatırımlarında hisse senedi stoku 34 milyar dolarla yerinde sayarken, borç senetleri stoku 91,2 milyar dolardan 101,9 milyar dolara yükselmiş. Buradaki en büyük ağırlık 45,4 milyar dolarla Hazine Eurobondlarına ait.
Türkiye’nin UYP’sinin orta vadede daralması dikkat çekiyor. UYP’yi dışa bağımlılığın bir yansıması kabul edersek durumda bir iyileşme meydana geldiği söylenebilir. Ancak şeytan ayrıntıda gizlidir sözünü hatırlayarak sevinmeye fazlaca yer olmadığı sonucuna varabiliriz. Şöyle ki, açığın en fazla olduğu 2014 yılına göre -441,7 milyar dolardan, -324 milyar dolara çıkmış.Pozisyon açığı 117 milyar dolar daralmış. Yükümlülükler 46 milyar dolar artarken, varlıklarda 163 milyar dolarlık bir yükseliş meydana gelmiş. Bunun 92 milyar doları altın rezervlerindeki, büyük ölçüde fiyat kaynaklı değerlenme sonucu gerçekleşmiş. Öte yandan geri kalan 71 milyar doları Türkiye’deki varlıklı kesimlerin başta 34.2 milyar dolarlık gayrimenkul alımı gelmek üzere servetlerini yurtdışına aktarmalarından, kendilerini garantiye alma kaygılarından kaynaklanmış. Dolayısıyla ortalama züğürt yurttaşın sevineceği bir durumdan söz etmek olanaksız.




