Ceren Sözeri
Trump’ın ilk seçildiği dönem ABD’de gazeteciliğin yeniden yüceltildiği bir dönem olarak da okunabilir. 2017 yapımı, Nixon Hükümeti’nin Vietnam Savaşı ile ilgili halkı ve Kongre’yi nasıl yanılttığını gösteren Pentagon Belgelerini yayınlayan Washington Post ve New York Times gazetelerinin direnişini konu alan The Post filmi, 2018’de En İyi Film Oscar’ını almıştı. İlk gösterimde filmin yönetmeni Steven Spielberg “1971 ve 2017 yıllarını yansıtmanın aciliyetini hissettim, çünkü bu iki yıl birbirine çok korkutucu bir şekilde benziyordu… Hedef kitlemiz, son 13, 14 aydır gerçeği öğrenmek için susamış ve açlık çeken insanlar. Onlar dışarıda ve iyi haberlere ihtiyaçları var” demişti. New York Times, Guardian, Washington Post gibi gazetelerin abone sayıları hızla artmış, toplumu hırslı popülist liderlerden ancak gerçekleri söyleyen gazetelerin ve gazetecilerin kurtaracağına dair, filmin bahsettiği geleneğe yaslanan inanç güçlenmişti.
Amazon’un da sahibi Jeff Bezos 2013’te Washington Post’u 250 milyon dolara satın almıştı. 2018’de verdiği bir söyleşide bu satın almanın arkasında rakamlar, analizler değil sezgilerinin olduğunu söylüyor ve şöyle diyordu: “90’ıma geldiğimde, en çok gurur duyduğum şeylerden biri olacak: ‘Washington Post’u devralmış ve onlara bu zor dönemden geçişte yardımcı olmuştum.” Güçlü sezgilere sahip Bezos önce İngiltere’den Will Lewis’i CEO olarak transfer etti o da Trump’a yakın medya devi Ruper Murdoch hakkındaki haberleri sansürledi. Bunun üzerine gazetenin genel yayın yönetmeni Sally Buzbee istifa etti. 2024 seçimlerinde gazetenin geleneksel olarak Demokrat Parti’ye ve dolayısıyla Kamala Harris’e destek metnini ve köşe yazarlarının seçimlere dair yorumlarını engelledi. Son olarak Washington Post’ta şubat ayı başında 300 gazetecinin işten çıkarıldığını okuduk. Gerekçe olarak gazeteciliğin düşen gelirlerinin mecbur ettiği küçülme gösterildi. Daha bir ay önce Bezos’un Melania Trump’ı yücelten belgesel için 40 milyon dolar verdiği hatırlanınca bile kimse bu gerekçeyi inandırıcı bulmadı. Guardian medya yazarı Margaret Sullivan gazetenin gerçekten okuyucu ve dolayısıyla gelir kaybettiğini söylüyor ve ekliyor, Post’un Cumhuriyetçi okuyucuları bile Bezos’un Amazon ve uzay şirketi Blue Origin de dahil ticari çıkarlarını editöryel bağımsızlığa tercih ettiğini, gazetenin Trump’ı öven köşe yazılarıyla dolduğunu görüyor.
İşin ilginç yanı, eski Post yazarı Ashley Parker gazetenin bugünkü durumunu “Bir cinayete tanık oluyoruz” diye tanımlarken kimsenin elinden bir şey gelmemesi. Gazetecilik, deyim yerindeyse artık yalnız, geçmişin günahları omuzlarında. Dünyayı kurtaracak kudreti yok, zaten parasız ve güvencesiz. Hiçbir şey bulunamazsa Alican Uludağ gibi cumhurbaşkanına hakaretten tutuklanabiliyorlar. Türkiye artık başka coğrafyalarda olabileceklerin sahnesi, dolayısıyla gazetecilerin Uludağ’ın tutuklanmasının gazeteciliğe baskılarda bir paradigma değişimi olduğuna dair yorumları son derece gerçekçi.
Alican Uludağ sosyal medyada aktif ama medyada haberleri dışında konuşan, görünen bir gazeteci değil. Ancak haber yaptığı konular, haberlerine gelen erişim engelleri nedeniyle iktidar tarafından hedef alınacağı neredeyse herkes tarafından biliniyordu. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada Uludağ hakkında “Cumhurbaşkanına alenen hakaret” ve “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlarından soruşturma başlatıldığı söylendi. Ankara’da oturan ve çalışan Uludağ evi polislerce basılarak İstanbul’a getirildi. Bu garabeti hukukçular yeterince açıkladı zaten. Tutuklanmasına karar veren sulh ceza hakimliği “şüphelinin kolluk marifetiyle yakalandığı ve bu anlamda kaçma şüphesinin bulunduğuna dair tespitler” gerekçesini gösteriyor. Evden gözaltına alınan, yani çağrılsa ifadeye gelebilecek; zaten çalışma yeri adliye olan bir gazeteci için bu gerekçelerin doğru olmadığı açık. Daha vahimi belli ki Uludağ’ın sosyal medya paylaşımlarında “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma”ya dair bir suç bulunamamış. Ve bu iktidar, bir gazeteciyi haber paylaşımları nedeniyle cumhurbaşkanına hakaretten tutuklamakta beis görmüyor. Bu durum çok değil birkaç sene önce bile tuhaf karşılanır, tepki çekerdi. Buradaki vahamet Uludağ’ın daha önce cezaevine girmiş ya da halen cezaevinde bulunan gazetecilerden daha iyi, daha değerli olmasından kaynaklı değil tutuklanmasına sebep olan paylaşımlarının bir kısmının haber olması, bir kısmının da sosyal medyada hemen herkesin dile getirdiği sıradan eleştirilerden ibaret olması. Bazı paylaşımlar bir yıl öncesinden, o günden bu yana ne bir soruşturma açılmış ne ifadeye çağrılmış, ancak sonuncusu mühim; çünkü yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ve devir töreninde kadraja giren Furkan Torlak’la ilgiliydi. Gürlek artık savcı değil, topluma hesap vermesi gereken bir siyasetçi ve belli ki gazeteciliği mülakat vermeye doyamadığı iktidar medyasında eşitlemek istiyor.
Alican Uludağ bedel ödemeyi göze aldığı mücadelesinde elbette yalnız değil, onunla dayanışan meslektaşları, okuyucusu var. Ancak madem paradigma değişiyor o zaman gazetecilik mesleğini bu yalnızlıktan kurtarmak gerekiyor. Tarih her zaman Hollywood’un anlattığı gibi yazılmıyor.




