Sultan Özer
Bu haftaki yazıma, değerli meslektaşım Sedat Bozkurt’un yazısından şu alıntı ile başlamak istedim: “Milletvekili seçimlerinin üzerinden 2 yıl 8 ay geçti. Bu süre içerisinde partilerinden 37 milletvekili istifa etti. Bunların 14’ü AKP’ye 14’ü de CHP’ye katıldı. 9’u halen bağımsız.
Seçim ittifakı dışında partilerinden ayrılarak başka partiye geçme sadece etik dışı olarak nitelendirilemez. Burada daha büyük bir ayıp vardır. Bu ayıbı işlerken hele hele ‘seçmene sordum’ gerekçesinin arkasına saklanmak bu ayıbı birkaç kat arttırır.”
Sedat’ın yazısında da geçen, 1977’de siyasi literatürümüze giren Güneş Motel olayı da var. Serpil Çelenk Güvenç ile yazdığımız ‘Filistin Kartalları’ adlı kitabımızda da (sf. 122) bu konuya değiniyoruz; “Güneş Motel Olayı veya 11’ler Olayı, 1977 seçimlerinde Adalet Partisinden milletvekili seçilen 11 vekilin o yılın sonunda partilerinden istifa ederek, CHP’ye katılmaları ve CHP’nin hükümet kurmasının sağlamasını getiren, hatta transfer olan bu vekillerin bakanlık aldığı bir olay…”
Geçen hafta parlamento bir milletvekili transferi seremonisine daha ev sahipliği yaptı. Yukarıdaki hatırlatmalar da bunun için. Gelecek Partisinden İsa Mesih Şahin, DEVA Partisinden İrfan Karatutlu ve CHP’den Hasan Ufuk Çakır’ın AKP’ye katılması ve rozetlerini bizzat Erdoğan’ın takması… İstifa edip AKP’ye gitmese CHP’den atılacak olan Hasan Ufuk Çakır’ın asker selamı vererek Erdoğan’ı “ikinci başkomutan” ilan etmesi ve sarılıp şapur şupur öpmesiyle, “siyasi ahlak” tartışması yeniden gündeme geldi. Kaldı ki, AKP’ye geçen diğer milletvekilleri ve belediye başkanları gibi Çakır’ın da öncesinde AKP’ye asla geçmeyeceğine dair sözler sarf etmesine rağmen, Erdoğan’ı bile şaşırtacak söylem ve öpme girişimleri…
***
Aslında bu transferler, dün söylediğini bugün ‘unutup’ iktidarlar karşısında “hazır olda” durmalar yeni değil. Söz konusu bu transferlere, kamuoyunda “Fikir değişikliği mi, siyasi çıkar mı” sorularını beraberinde getiren birkaç örnek verelim:
Erkan Kemaloğlu 1995’te ANAP’tan Muş milletvekili seçiliyor, o zamanki ANAYOL hükümeti sona erdikten birkaç gün sonra RP ile hükümet kurmaya karar veren DYP Lideri Tansu Çiller’in yanında yer alarak, DYP’ye transfer oluyor. Belki Çakır’a ilham veren(!) hareketi ile transfer töreninde Tansu Çiller’in elini kaldırarak, “Haydi Türkiyem ileri” diye haykırıyor. Öyle ki bu slogan uzun süre DYP’nin sloganı haline de geliyor. Aynı Kemaloğlu daha sonra Refahyol hükümetinin yıkılışı ile birlikte de yine iktidarda gördüğü eski partisi ANAP’a dönüyor.
Yine tarihe “Fırıldak Kubi” olarak geçen ve bu köşede daha önce de değinilen Kubilay Uygun olayı… 1995 yılında DSP’den milletvekili seçilen ve iki yılda altı kez parti değiştiren, bu durumu Der Spiegel dergisine dahi konu olan, hatta “Fırıldak Kubi” adlı belgesele de konu olan Kubilay Uygun’un parti değiştirmeleri…
Şimdilerde yine diğer partilerden veya halen bağımsız olan milletvekillerinden AKP’ye geçişler olması bekleniyor. Zira Erdoğan’ın talimatı bu yönde ve anayasa değişikliği için gerekli çoğunluk sağlanana dek, partilerin içine oynama, milletvekili transferleri durmayacak gibi…
***
Meclisin yasama tarihine şöyle bir baktığımızda, son 32 yıllık süreçte “siyasi ahlak ve etik” başlığı altında 20’den fazla kanun teklifi, içtüzük değişikliği ve komisyon çalışması bulunuyor. Ancak bu çalışmaların hiçbiri yasalaşmadı.
Bu alandaki ilk girişim, Ankara Milletvekili Ali Dinçer ve arkadaşlarının 17 Kasım 1993’te verdiği, “Ahlaklı Siyaset İlkeleri, Kamu Yönetiminde Rüşvetin ve Yolsuzlukların Önüne Geçilmesi ve Mal Bildirimi Verilmesi Hakkında Kanun Teklifi”… Bu teklif, Meclis tarihinde siyasi ahlak başlığı altında verilen ilk kapsamlı düzenleme olarak kayda geçerken, sonuç ne oldu? Teklif tozlu raflarda ‘unutuldu’.
Ardından 20’nci yasama döneminde, Kütahya Milletvekili Mustafa Kalemli, İstanbul Milletvekili Bülent Akarcalı ile birlikte “Siyasi Ahlak Komisyonu” kurulmasını önerdi. Aynı dönemde Van Milletvekili Mahmut Yılbaş ve arkadaşları, kamu yönetiminde etik davranışları düzenleyen bir başka teklif sundu. Sonuç yine değişmedi. Dosyalar öbürlerinin yanına, tozlu raflara kaldırıldı.
Transfer siyasetinin hâlâ gündemde olduğu 21’inci yasama döneminde de Bülent Akarcalı teklifini yeniledi. Uluç Gürkan da “Meclis üyeliğiyle bağdaşmayan işler ve mal bildirimi” konusunda düzenleme istedi. M. Emrehan Halıcı ve arkadaşları da “rüşvet ve yolsuzlukla mücadele” başlığı ile Meclise bir teklif sundu. Hepsinin ortak noktası, siyasetin, siyasetçinin denetlenmesi idi ama bu düzenlemelerin de kaderi öncekiler gibi tozlu raflar oldu.
2002 sonrasında da tablo ne yazık ki değişmedi. 22’nci ve 23’üncü dönemlerde Algan Hacaloğlu, Ayhan Sefer Üstün ve birçok milletvekili “Siyasi Etik Komisyonu” kurulmasını tekrar gündeme getirdiler. Bu, Meclis İçtüzüğü taslaklarına bile girdi. Ancak iktidar-muhalefet fark etmeksizin, konu her seferinde “uygun zaman olmadığı” gerekçesiyle ertelendi.
24’üncü dönemde Cemil Çiçek’in çağrısıyla kurulan Siyasi Etik Uzlaşma Komisyonu, belki de en sembolik örnek oldu. Herkes uzlaşma sözü verdi, herkes etik vurgusu yaptı ama bu komisyon da sonuçsuz kaldı. Çünkü etik, uzlaşılması kolay bir başlık değildi; doğrudan çıkar ilişkilerine dokunuyordu, doğrudan sistem sorunuydu.
26, 27 ve 28’inci yasama dönemlerinde Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Mahmut Tanal, Kemal Kılıçdaroğlu ve arkadaşları, siyasi ahlak yasasını yeniden Meclise sundu. Bugün hâlâ Anayasa Komisyonu raflarında bekliyor bu öneriler de.
***
Bu tarihsel hatırlatmadan sonra yeni transferlere dönersek, AKP’ye katılan milletvekillerini ya da belediye başkanlarını yalnızca kişisel tercihleri üzerinden eleştirmek kolay ama sistemi görmemek olur. Dün DYP’den CHP’ye geçen 11’ler ya da Çiller döneminde yaşananlar, bugün farklı farklı isimlerle devam ediyor.
İsimler, “fırıldak”lar değişiyor ama rüzgâr hep aynı yönden esmeye devam ediyor. Çünkü siyasi ahlak, siyasi etik bir sistem sorunu ve Türkiye’de bu bir ilke, etik değil, bir temenni olarak kalıyor, aynı sistem sürdürülüyor…
Asıl sorulması gereken soru ise “32 yıldır konuşulan, defalarca teklif edilen, herkesin ‘gerekliliğinde’ uzlaştığı bir yasa neden hâlâ çıkarılmıyor?” Çünkü hepsi de bu sistemden besleniyor…




