Özcan Yaman
Yolumuz nereye düşerse düşsün onlara hep rastlıyoruz. Hastane köşelerinde, metro giriş çıkışlarında ana caddelerde, AVM girişlerinde, üst geçitlerde ve alt geçitlerde… Ülkenin neredeyse tüm şehirlerinde hatta ilçelerinde her yerdeler. Hep yoksul insanların dolaştığı yerlerde. Merak ettim, üst gelir sahiplerinin olduğu yerlerde varlar mı? Diye. Araştırmaya başladım. Mesela zenginlerin gittiği lüks yerler ve civarlarında yoklar. Örneğin Ankara’da bakanlıkların çevrelerinde, villaların, yüksek güvenlikli sitelerin çevrelerinde yoklar. Zannederim neyden bahsettiğimi hepiniz anladınız.
‘Valilik izinlidir’
“SMA hastası çocuğuma (çocuğun adı) umut olurmusun?” Ve İBAN numaraları ile iletişim telefonları yazılı stantlardan bahsediyorum. Hatta stantlar standartlaşmış. Renkleri farklı, hasta çocuğun ismini değiştirin hepsi birbirinin benzeri. Stant sektörü bile oluşmuş. Sesli yardım ve bağış kutuları genellikle zincirle bağlanmış olarak para toplanıp yurt dışına gönderilerek ya da yurt dışından ilaç almak için acıklı ve vicdanlara seslenerek para toplanmaya çalışan çocukları için çırpınan aileler.
Bir yurttaş olarak bu durumu sorguluyorum
Sosyal bir hukuk devletinde yaşadığımızı her fırsatta yenileyen, anayasasına yazan bir devlette bu gerçek nereye oturur? Holdinglerin vergilerini sıfırlayan, işsizlik fonunu holdinglere, sermaye olarak akıtan, işçi emekçilere gelince limon gibi sıkan, patronlara gelince vergi dahi almayan bir devlet ne kadar ‘sosyal’ ve ‘adaletli’ olabilir? Agari ücret, emeklilerin durumu ortada ama sadaka kültürüyle halkın vicdanını kanatarak (tabii gönüllülük esaslı!) SMA’lı hasta çocukların tedavi ve sağlık meselesini üstünden atan bir devlet…
Şatafat ve itibardan taviz vermeyen, orman, ağaç, hayvan, doğa demeden yerli ve yabancı sermayeye karlarına kar katsınlar diye meclisi emlakçı dükkanına çeviren, ülke nufusunun %15’inin refahı için çalışan bir devlet var.
Çocuklarının sağlığı için uğraşan ailelerle, meclis kapılarında doğanın zeytinin ormanın haklarını savunmak için açlık grevi yapan, mücadele eden köylülerin dertleri ortak ve birdir. Kısaca nufusun % 85’nin dertleri ortaktır.
Şimdi bazı arkadaşlar diyecekler ki; ya devlet değil, Akp ve hükümet sorumlu. Yıllardır devletin babalığı algısıyla kutsal bir ‘Devlet’ kavramı kavramına ulaşmış bulunuyoruz. Devlet denilen yapı bir zor ve baskı aracıdır. Yani devlet; sınıflı toplumlarda hakim olan sınıfın çıkarlarına hizmet eder. Kanunları, hukukları hakim sınıfın çıkarlarına göre yasal hale getirilir ama meşruluğu tartışılır. Artık devletin her damarı AKP-MHP olmuştur. Devlet AKP/AKP Devlet olmuştur. Azınlığın çıkarlarına çalışan bir devlet ne kadar halkın devleti olabilir?
Bu soru ve sorunların ışığında sadaka kültürünün yine yoksullara yıkılmasından, muhalefetin mecliste varlığının hissedilmemesinden doğal ne olabilir?




