Can Öztürk
Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli entelektüellerden, tarihçi ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, akademisyenlik yaptığı Galatasaray Üniversitesi’ndeki anma töreni ve Fatih Camii’ndeki cenaze töreniyle bugün son yolculuğuna uğurlanıyor. Üniversitedeki törende konuşan kızı Tuna Ortaylı Kazıcı, “Düşününce, hayatını dolu dolu yaşamış ama hala yaşamaya doyamamış bu adamla baba olarak daha gezilecek çok yer, torunlarıyla geçireceği çok vakit, yapılacak çok iş ve gülünecek çok an vardı.” dedi.
Bir süredir Koç Üniversitesi Hastanesi’nde yoğun bakımda tedavi gören tarihçi, ve yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı, 13 Mart günü 79 yaşında hayatını kaybetti. Ortaylı için bugün Galatasaray Üniversitesi’nde anma töreni düzenlendi. Saat 11.00’de başlayan tören için Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Özgür Özel, Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, CHP Grup Başkan Vekili Ali Mahir Başarır, Ortaylı’nın kardeşi Nuriye Ortaylı, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, AKP Hatay Milletvekili Hüseyin Yayman, gazeteci Fatih Altaylı, Prof. Dr. Celal Şengör, çok sayıda akademisyen ve vatandaş üniversiteye geldi.

Mansur Yavaş ve Ali Mahir Başarır
Tören öncesi konuşan İlber Ortaylı’nın Kızı Tuna Ortaylı Kazıcı, “Bu kadar sevildiğini bilmek onun ve bu kadar bu tepkiyi görebilmek bizi de çok mutlu ediyor, acımızı dindiriyor. Çok sağ olun geldiğiniz için” ifadelerini kullandı.
“Hatırası daima yaşayacak”
Törende konuşan Galatasaray Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. A. Muhammed Uludağ, “Geçtiğimiz cuma günü kaybettiğimiz Türkiye’nin önde gelen tarihçisi İlber Ortaylı’yı uğurlamak için bir araya geldik. İlber Hoca sadece bir tarih hocası değildi, hocanın engin kültürü, hafızası ve keskin zekâsı bir yana, hitabeti çok kuvvetliydi. İyi bir hikâye anlatıcıydı ve bu dünyada iyi bir hikâyeden daha güçlü hiçbir şey yoktur. Tarih bilgisini geniş kitlelerle paylaştı. Tarihi kitlelere sevdirdi. Bugün gördüğümüz itikata mazhar olmasının sebebi bence budur. İtiraf etmeliyim, bir tarihi vakadan diğerine geçişine, engin bilgi dağarcığındaki hikâyeleri takip etmekte ben de sizler gibi zorlandım. Akademik açıdan en etkileyici yönü ise hem doğuya hem de batıya hâkim olmasıdır. Ayrılık günü geldi çattı. Kaybımız, üzüntümüz çok büyük. Hatırası daima yaşayacaktır.” diye konuştu.
“Yaşamaya doyamamış bu adamla daha gülünecek çok an vardı”
Ortaylı’nın kızı Tuna Ortaylı, “Bu kurumun bir parçası olmaktan büyük bir mutluluk ve onur duymuş bu meslektaşınızı sizler de her zaman sevgi ve saygıyla kucakladınız. Bunun için sizlere minnettarım. Babamın evi olarak gördüğü Galatasaray üniversitesinde babamın anısını paylaştığınız için hepinize teşekkür ederim. Hastane sürecinde etrafı kitapları, sözlükleri ve gazetelerle çevriliyken bir yandan da çıkacak kitabının tashihini yapıyordu. Dün Kronik Kitap’taki odasına girdiğimde masasının üzerinde yarım kalan tashihi görmek içimi acıttı. Düşününce, hayatını dolu dolu yaşamış ama hala yaşamaya doyamamış bu adamla baba olarak daha gezilecek çok yer, torunlarıyla geçireceği çok vakit, yapılacak çok iş ve gülünecek çok an vardı. Ben kendisiyle ilgili olarak bir tek bunlara hayıflanıyorum. Umarım sizler de İlber Hocayı düşününce sadece birlikte yapılmamış şeylerin burukluğunu hissediyorsunuzdur.” dedi.

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın kızı Tuna Ortaylı Kazıcı
“Dersleri genel kültür yağmuru gibi geçerdi”
Törende konuşan GSÜ İİBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Enis Tulça, “Dersleri adeta bir genel kültür yağmuru gibi geçerdi. Zihnini, hafızasını adeta öğrencisiyle paylaşırdı. Biz de girerdik derslerine zaman zaman. 25 yılım dolu dolu onunla geçti. Ruhu şad olsun.” ifadelerini kullandı. Ortaylı’yla katıldığı bir panelde yaşadıklarını anlatan Tulça, “Panelde Yunan bir akademisyen, Makedonya’ya sürekli ‘Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti’ diyordu. İlber Ortaylı da konuşurken Yunanistan demek yerine ‘Eski Osmanlı Yunanistan Cumhuriyeti’ dedi. Sözünü esirgemediği başka bir noktaydı.” diye konuştu.
Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, “Ben İlber Hoca’yı bundan 35 sene önce tanıdım. Bana hep Tatar kardeşim diyordu. Her davetime geldi, konuşmalar yaptı. Mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın.” dedi.

Eski KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar
GSÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eylem Aksoy Retornaz, “Bugün müstesna bir bilim insanını, düşünceleriyle geleceğe yön veren kıymetli bir rehberdi. İlber Hoca coşkun ve berrak akan bir nehir gibiydi. Bilgisi ve eserleriyle yalnızca akademi dünyasını değil hayatlarımızı da derinden etkiledi. Hayatı dolu dolu yaşamanın önemini de öğrendik. Hocamızla geçirdiğimiz zamanlar yalnızca akademik tartışmalarla sınırlı değildi, hocamdan öğrendiklerim için minnettarım. Kendisini yakından tanıyabilmek benim için en değerli hatıralarımdan biri olarak kalacaktır. Fakültemizin koridorlarında artık İlber Hoca’mızın sesinin ve kahkahasının yankılanmayacak olmasının tarifsiz hüznünü yaşıyoruz.” diye konuştu.
Galatasaray Üniversitesi’nde yapılan anma törenine; tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan çelenk gönderdi.

Ortaylı için hazırlanan taziye defterini doldurmak isteyen vatandaşlar metrelerce uzun kuyruk oluşturdu

İETT otobüsü İlber Ortaylı’nın fotoğrafıyla kaplandı
Ortaylı’nın cenazesi, Fatih Camii’nde İkindi namazını müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Fatih Camii haziresine defnedilecek. Ancak Fatih Camii Haziresi’nde devam eden restorasyon çalışmaları nedeniyle hazire alanına yalnızca aile yakınları ve görevli kişiler alınacak. Ortaylı için çiçek göndermek isteyenlerin Türk Eğitim Vakfı’na bağışta bulunmasını rica eden ailesi, taziyeleri 17 Mart saat 10.00–20.00 arasında Divan İstanbul Otel’de kabul edecek.
Tören için bazı yollar trafiğe kapatıldıSabah saat 09.00’dan program bitimine kadar İtfaiye Caddesi, Büyük Karaman Caddesi, Mıhçılar Caddesi, Aslanhane Sokak, Manisalı Fırın Sokak, Taylasan Sokak, Hulusi Noyan Sokak, Nalbant Demir Sokak, Hattat Nazif Sokak ve Fatih Türbesi Sokak trafiğe kapatılacak. Kapatılan yollara alternatif güzergah olarak Kız Taşı Caddesi ile Haydar Bey Caddesi kullanılabilecek. |
İlber Ortaylı’nın T24 Yıllık Buluşmaları’ndaki konuşmasını ilk kez yayımlıyoruz“Bu münevver kitleden talep edeceğim bir şey vardır, nepotizmle mücadele edin”İlber Ortaylı, Cumhuriyet’in 100. yılının kutlanacağı hafta düzenlenen T24 konferansının ikincisinde açılış sunumunu gerçekleştirmiş; Türkiye’ye ilişkin önemli sorular gündeme getirmiş, Türkiye’nin geleceğine ilişkin dikkati çeken değerlendirmelerde bulunmuştu: “Türkiye’nin en büyük tehlikesi nepotizmdir. Bununla mücadele etmek zorundasınız. Ben bu münevver kitleden talep edeceğim bir şey vardır. Buna hakkım vardır. Çünkü 76 yaşındayım ve bu ülkenin bütün ağırlığını çeken insanlar grubundanım. Söyleyeceğim şey şudur: Bir kere nepotizmle mücadele edeceksiniz. Umumi kurgulardan, sosyal inşaattan vazgeçmemiz lazım. Nepotizm Türkiye’yi eritiyor. Kaçan insanların çoğu bundan dolayı kaçıyor ve bununla sadece okur yazar takımı mücadele eder.” “Gelecek yüzyılda bizi hiç de çok rahat ve tatlı bir hayatın beklemediği açık. Yerküredeki sıkıntıların bazı alanlarda iki mislini çekmeye hazır olmalıyız. Bütün mesele oturduğumuz toprağa sahip çıkmak. Buradan kaçışın veya buradan kalışın kuru milliyetçilikle alakası yok. Buradan kaçtığınız ve bilinçli bir şekilde dışarı kuvvet aktardığınız takdirde —ki beyin göçü 1940’ların sonundan itibaren Türk toplumunun en büyük derdidir— bu, en büyük zenginliğimizin yağmalanması anlamına gelir. Ben hastanede dayak yiyen doktorların olayının sadece deli ve terbiyesiz insanların saldırısından ibaret olduğuna inananlardan değilim. Bu hareket organize ediliyor. Çünkü Batı’da sağlık sektörüne insanlar girmek istemiyorlar. O Almanya’nın veya Hollanda’nın kendi kusuru veya ayıbıdır. Sağlık sektörüne iyi hayat, iyi meslek şartları vadetmiyorsa bunu düzeltmeleri lazım. Düzeltmek yerine buralardan hekim, mühendis, yazılımcı çekmeyi tercih ediyor olabilirler. Yakında göreceksiniz; Türkiye’de bütün sektörlerde benzer bir faaliyetin açığa çıktığı ortaya çıkacak.” Ortaylı, T24 yazarı Ebru Dedeoğlu’na verdiği söyleşide “Fatih Sultan Mehmed: Doğu’nun ve Batı’ının Efendisi” adlı kitabını anlatmış; kendi ifadesiyle “çağının fevkinde bir hükümdar” olan Mehmed’in sadece kendi zamanını değil, gelecek yüzyılları da etkileyen hikâyesine ışık tutmuştu. |
Sosyal bilime adanmış 79 yıllık bir ömür: Tarihçi, akademisyen, yazar Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın hayatı…Geride koca bir külliyat ve tarih bilinci bırakan İlber Ortaylı’nın, 1947 yılında Avusturya’da başlayan yaşam öyküsü, Türkiye’nin entelektüel hafızasına kazınacak pek çok dönüm noktasına sahipti. Günümüz tarihine ışık tutan çalışmalarıyla Türkiye’nin yetiştirdiği en tanınmış ve önde gelen tarihçilerinden biri olan Prof. Dr. İlber Ortaylı, 21 Mayıs 1947 yılında Avusturya’nın Bregenz kentinde, Kırım Tatarı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ortaylı, henüz iki yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye geldi ve çocukluk yıllarını İstanbul ile Ankara arasında geçirdi. Annesi Şefika Ortaylı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde uzun yıllar hocalık yapmış bir Rus dili ve edebiyatı uzmanıydı. Babası Kemal Ortaylı da Kırım tarihi üzerine çalışmaları ve çevirileri de bulunan bir uçak mühendisiydi.
|
“Belki de dilin yönlendirdiği bir organizmayız”Ortaylı, dil bilmenin önemini sık sık vurgulardı, dile yaklaşımını şu sözlerle anlatmıştı: “Bir Avrupa üniversitesindeki tarih veya hukuk profesörü ne kadar dil biliyorsa o kadar biliyorum. Mükemmel, iyi derecede, efsanevi diye bir şey yok; buna gerek de yok. Önemli olan kaç dil bildiğim değildir. Bir dili konuşmanın, onu yaşamanın hazzı daha önemlidir. Ben bu işten haz alıyorum. İnsanoğlunun en büyük icadı dildir diyeceğim ama belki de dil insanoğlunun icadı değil, biz onun yönlendirdiği bir organizmayız.” |
Akademik kariyerine nasıl başladı?
1973 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde asistan olarak göreve başlayan Ortaylı, 1977 yılında arşiv çalışmaları için Almanya’nın Bonn kentine gitti, ardından Chicago Üniversitesi’nde Halil İnalcık’ın danışmanlığında yüksek lisans yaptı.
İlber Ortaylı, Chicago Üniversitesi, 1975
İlber Ortaylı, Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi, Siyaset ve İdare Sınıfı’ndaki öğrencilerle birlikte, 12 Mayıs 1979
Neredeyse hukukçu olacaktıOrtaylı, 2020’de Hürriyet’e verdiği söyleşide, Mülkiye’ye girişini ve neredeyse hukukçu olacağını şöyle anlatmıştı: “Bizim zamanımızdan beri bu üniversite imtihanı var. Ben ilk tercih olarak ‘Hukuk Fakültesi’ni yazdım. Sonra tarih, arkeoloji diye sıraladım. Aslında bu bölümleri yapmak istiyorum ama tarihin liseden sonra yapılamayacağına kanaat getirmişim. Muhtemelen validemin Ankara Dil Tarih Bölümü’nde hoca olmasının da etkisi vardı. O pek teşvik etmiyordu; ‘Erkek çocuk mühendis, avukat, doktor, hukukçu olur’ düşüncesi vardı. Hukuku da seviyordum aslında, yatkınım. Sonunda gittim, girdim. Çok da iyi puanla kazandım ama okul beni çok sıktı. Talebelerle anlaşamadık. Dört sene bu tiplerle aynı yerde okumak zor geldi. O dönemin Maarif Bakanı Cihat Bilgehan’ın çıkardığı yasaya göre yazdığınız yer değil puanınız önemliydi. Bu değişiklik pek çok kişinin hayatını değiştirdi. Ben de Mülkiye’nin öğrenci şefi Hüseyin Bey’e gittim. Bana önce, ‘Efendim, müracaatlar bitti maalesef’ dedi. Sonra, ‘Ama henüz kurul toplanmadı, sen yaz ver!’ dedi ve böylece Mülkiye’ye girdim…” “Gençliğimin en güzel dönemi, Mülkiye yıllarıydı”Ortaylı, gençliğinin en güzel dönemini geçirdiğini söylediği Mülkiye yıllarını anlatırken şu ifadeleri kullanmıştı: “Mülkiye hakikaten İstanbul ve Anadolu’dan çok seçkin ve zeki çocukların geldiği ve o yüzden de şartlara hemen intibak edebildikleri, kendine göre esprisi olan bir yerdi. Daha ilk sene, ‘İnek Bayramı’ndan başlardı. Çok enteresandı, herkes katılırdı! Sağcı ve solcu birbirini tanırdı ve o tanışma sayesinde biz 12 Mart ve 1980’den sonraki krizi atlattık. Mesela Uluç Gürkan ile Hasan Celal (Güzel) bir araya gelebiliyordu. ‘Biz Mülkiyeliz, bizim idealimiz devlet’ diye düşünülürdü. O ‘devlet’ fikri fevkalade önemli bir şeydi. Mülkiye bir imparatorluk kurumudur ve sağlam bir temel verir. Türk bürokrasisinde, özellikle de Maliye, Dahiliye ve Hariciye’de uzun yıllar Mülkiye hakim oldu. Bugün onlar kaybolunca eski liyakat da kayboldu. Velhasıl, Mülkiye’de eğlenceli bir talebe muhiti vardı. Sonra ODTÜ Bölge Planlamaya geçtim. O da çok verimli bir zamandı. Ortamı da daha iyiydi.” |
TIKLAYIN – Sarayda, sokakta, çarşıda, pazarda, müzede; görmediğiniz özel fotoğraflarıyla İlber Ortaylı
| “İki tavsiye hayatımda çok etkili oldu: Mülkiye ve milletvekilliği” Ortaylı, hayatındaki en önemli iki tavsiyeyi akademisyen, yazar Bozkurt Güvenç ve eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den aldığını ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır?‘ adlı kitabında şöyle dile getirmişti: “Aldığım en önemli tavsiye okul konusundaydı. Bozkurt Güvenç, Hacettepe yerine Mülkiye’ye girmemi tavsiye etti. Üstelik kendi fakültesinin kurucu sekreteri olarak söyledi. Benim için çok önemliydi, bunu unutmadım. Süleyman Demirel’den aldığım tavsiye hayatımdaki ikinci önemli tavsiyedir. Bir dönem bana milletvekilliği teklif etmişlerdi. O sırada Demirel ile bir Bakü ziyaretinde bir araya geldik. Cumhurbaşkanlığı görevi henüz sona ermişti. “Kabul etmeyin, sizin gibi insanlar bu ülkenin vicdanıdır, kabul etmeyin” demişti. Bu iki tavsiye hayatımda çok etkili oldu. Biri beni Mülkiye’ye yolladı, diğeri de akademik hayatta kalmamı sağladı.” |
İlber Ortaylı ve Halil İnalcık
Akademik kariyeri nasıl başladı?
1983 yılında Türkiye’deki akademik politikalara tepki olarak Ankara Üniversitesi’nden istifa eden Ortaylı, dünya genelinde çok sayıda üniversitede ders ve seminerler verdi.
Paris’te Ecole des Hautes Etudes, Berlin Freie Universität, Princeton Üniversitesi başta olmak üzere; Viyana, Moskova, Roma, Münih, Strasbourg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus’taki üniversitelerde misafir öğretim üyeliği yaptı.
1989 yılında Türkiye’ye dönerek profesörlük ünvanını kazandı.
Ortaylı, 1988 yılında ODTÜ’de kısa süreli çalıştıktan sonra tekrar Ankara Üniversitesi’ne döndü, 1989-2002 yılları arasında SBF İdare Tarihi Bilim Dalı Başkanlığı görevini yürüttü.
2002 yılında Galatasaray Üniversitesi’ne geçen Ortaylı, 2005 yılında Topkapı Sarayı Müzesi’nin başkanlık görevini de üstlendi. Yedi yıl bu görevde kaldıktan sonra 2012 yılında emekli oldu.
Kariyeri boyunca Galatasaray Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi’nin de arasında olduğu pek çok üniversitede dersler verdi.
2018 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’na danışmanlık yaptı.
| “Bugünkü aklım olsaydı…” Ortaylı, okuduğu okullara ve hayat tercihlerine ilişkin pişmanlığını, kitabında şöyle anlatmıştı: “Bugünkü aklım olsa, ABD’de veya Avrupa’da okuyarak vakit kaybetmezdim. Orta Doğu’da, İsrail’de okurdum. Çünkü bu ülkenin üniversiteleri hem çok iyi hem de Batı ve Doğu’yu bir arada öğretiyor. Bir de İtalya’da uzunca yaşardım. Ama böyle bir şey olmadı, bunun aksi programla Türkiye’de kaldım. Bütün mesele yaptığımız seçimlerle ilgildir. Türkiye’de yaşayan insanlar bazı konularda, özellikle de eğitimde maalesef yanlış tercihler yapıyor. Yanlış imajlara kapılıp gidiyorsunuz, gereği yok, çünkü sonrası pişmanlık.” |
Hangi alanlarda çalışmalar yapmıştı?
Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın çalışmaları, Osmanlı İmparatorluğu’nun idari yapısı, modernleşme süreci, hukuk sistemi, milliyetçilik, toplumsal dönüşüm ve diplomasi gibi konulara odaklandı. 16. ve 19. yüzyıllar arasındaki Osmanlı ve Rus tarihi üzerine uzmanlaştı.
Ortaylı’nın yerel yönetimler, şehir tarihi, aile yapısı, Osmanlı-Rus ilişkileri gibi konularda hem akademik hem de popüler düzeyde yayımlanmış çok sayıda çalışması bulunuyordu.
İlber Ortaylı, 2008
İlber Ortaylı, hayatı boyunca akademik derinliğiyle geniş kitlelere ulaştı, çok sayıda esere imza attı:
|
| “En çok çocukluğumda mutluydum, sonrasında çok sıkıldım” Ortaylı, 2019 yılında yayınlanan kitabında, en çok rahat ve mutlu hissettiği dönemleri şu sözlerle anlatmıştı: En çok çocukluğumda mutluydum. Sonrası zordu, çünkü ben çok sıkılırım. Mülkiye’de mutlu bir zamanım oldu ama o da sonra beni sıkmıştır. Özellikle de doçent olduktan sonra epey bunaldım, bir ara meslekten bile bezdim, bezgin bir şekilde ayrıldım. ODTÜ’ye o ara gittim, altı aylığında gitmiştim, başta iyi geçiyordu, sonra o da sıktı. “İsteğim, mutluluğu yaşlılıkta yakalamak” 2000 yılında Galatasaray Üniversitesine geçtim. O sıralarda çok hoştu. Mülkiye’yi benimsediğim kadar benimsedim. Ama maalesef o da yavaş yavaş değişiyor. Öyle bir mutluluk dönemi kalmadı. Şimdi isteğim, mutluluğu yaşlılıkta yakalamak. Allah nazardan saklasın, doğrusu iyi bir yaşlılık dönemine giriyorum. |
Pek çok ödüle layık görüldü
Ortaylı, hayatı boyunca pek çok ödüle layık görüldü. Bunlardan bazıları; Aydın Doğan Vakfı Ödülü (2, Avrupa ile Akdeniz Arasında Lazio Ödülü, bizzat Putin tarafından verilen Rusya Devlet Başkanlığı Puşkin Nişanı, Avusturya Devlet Kültür Nişanı, Fransa Devlet Kültür Nişanı ve İtalya Solidariata Şövalyeliği…
Bununla birlikte kendisi; Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Onursal Profesörü, Makedonya İlimler Akademisi Onur üyesi, Uluslararası Osmanlı Etütleri Komitesi Başkan yardımcısı ve Avrupa İran Tetkikleri Cemiyeti üyesiydi.
1981 yılında Ayşe Özdolay ile evlendi
1981 yılında Mersin senatörü Dr. Talip Özdolay‘ın kızı Ayşe Özdolay ile evlendi ve bu evlilikten Tuna adında bir kızı oldu. On sekiz yıllık birliktelikten sonra 1999 yılında boşandı.
| “Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz!” Ortaylı, ‘Bir Ömür Nasıl Yaşanır’ kitabında özel hayatıyla ilgili şu tavsiyeyi vermişti: “Ben çok kararsız bir insanımdır. Güvendiğim insanlara en özel, en mahrem konuları bile sorarım. Bir yol ayrımına geldiğimde, ikili bir seçim karşısında kaldığımda mutlaka 40 kişiye sorarım. Bunca yıldan, bunda tavsiyeden çıkardığım kanaat şudur: Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz! Anneniz, babanız dahil.” |
İlber Ortaylı ve kızı Tuna, 1982
‘Cehalet’ çıkışlarıyla sıkça gündeme gelmişti: Bu benim mesleğim, onlar da yönelmek istiyor…
Çeşitli televizyon kanallarında düzenli olarak programlara katılan Ortaylı, renkli kişiliğiyle de Türkiye genelinde de tanınan popüler bir isim haline geldi.
İlber Ortaylı denince akla gelen en ikonik kavram, hiç şüphesiz popüler kültürün bir parçası haline gelen “cahil” ve “cehalet” çıkışlarıydı. Ortaylı, bu ifadeyi entelektüel tembelliğe, tarih bilincinden yoksunluğa ve liyakatsizliğe karşı bir “teşhis” olarak kullandığını söylüyordu.
Özellikle televizyon programlarında yarı-aydın kesime ve akademik disiplinden uzak yorum yapanlara karşı takındığı tavır, onu sadece bir tarihçi değil, aynı zamanda toplumsal bir eleştirmen konumuna taşıyordu.
Onun literatüründeki cehalet, bilmemekten ziyade, bilmediğini bilmemek ve buna rağmen iddia sahibi olmakla tanımlanıyordu. Ortaylı, “Cahil olabilirsiniz yarı cahil olmaya hakkınız yok” diyordu.
Ortaylı, kısa bir süre önceye kadar Kafa TV’de ‘Cahille Sohbeti Kestim’ adlı YouTube programı yapıyordu.
| Ortaylı, ‘cahillik’ üzerine yaptığı çıkışlarla ilgili şunu söylemişti: “Zeki, hem de çok zeki ve meraklı bir milletimiz var. Evet, arada bir iğneli sözler de söylüyorum ve bu ifadeler kabul görüyor. Çünkü merak öyle yönlendirilir. Bizim millet biraz çocukluktan geç çıkar, geç büyür. Ama çocuğun da zekâsı ve kabiliyeti önemlidir. Çoğu insan etrafa cahil dememin üzerinde durdu. Peki gençler bu lafa neden bir şey demiyor, bunu neden kabulleniyor? Demek ki söylediğim bazı şeyleri kabul ediyor ve seviyorlar, bunları işitmek hoşlarına gidiyor. Dahası, arada bir duymak istiyorlar. Bu benim mesleğim, doğrusu onlar da yönelmek istiyor.” |
İlber Ortaylı, renkli kişiliğiyle de Türkiye genelinde tanınan, tarihi kitlelere sevdiren popüler bir isim haline gelmişti
“En iyi yol, insanın kendi işini yaparak ilerlemesidir”
Ortaylı, ‘İnsan Geleceğini Nasıl Kurar?’ isimli kitabında da yaşama dair şu görüşlerini dile getirmişti:
“Bakın azizim, hayat dediğimiz bir süredir. Yaşam ise o süreyi nasıl kullandığınızdır. Bizde bu iki sözcüğü dönüşümlü kullananlar var; bu çok yanlış. Burada iki ayrı sözcük olması boşuna değil. O süreyi nasıl geçirdin, nasıl davrandın, üslubun neydi? İşte o yaşamındır. Şimdi sana bir süre veriliyor. Bir sanatçı sahnede en fazla iki defa imtihan edilebilir değil mi? İlkinde moralin iyi değildi, tutturamadın diyelim; ikinci fırsat yaratılırsa bunu iyi kullanmak zorundasın. Ya da bir yerde yolu kaçırdın mı, başka yerden tırmanmak zorundasın. Dolambaçlı da olsa gidilecek yere varmak gerekir.
Çok çok az insanın hayatını bedava, az zahmetle yaşama imkânı bulunur. O imkâna sahip olanın şanslı sayılıp sayılmayacağı da belli değildir. Ak bahtlılar, kara bahtlılar… Ak bahtlıların hepsi padişah çocuğuysa, kaçına taht sırası geldiğini, gelmeyenlerin de hangi akıbete uğradığını bir düşünün. Bizde de böyleydi, Fransız monarşisinde de. Politika herkesin ikballe gezindiği bir koridor değildir, bazıları o koridorda sıkışıp kalır. Demem o ki babadan kalma imkânların bile insanları daralttığı bir gerçektir. Onun için galiba en iyi yol, insanın kendi işini yaparak ilerlemesidir.”
Gençlere tavsiyesi: Ümitsizliğe kapılıp hayata küsme, dünyanın tadına bak, bitecek zaten!
Ortaylı, 6 yıl önce verdiği bir söyleşide gençlere yönelik ‘umutsuz olarak hayata küsmeme’ tavsiyesi vermiş, “Glmişsin bir kere dünyanın tadına bak, bitecek zaten!” demişti:
“Zamanlarını çok iyi kullanmalarını öneririm çünkü genç insanın kapasitesi çok yüksek. Enerjisi çok, hafıza çabuk emiyor ve çok iş yapıyor. Ben bu halimi bir saatte kaldırıp koşana kadar, genç insan eğer enerjisi ve niyeti varsa bütün işi bitirir; flört de edebilir, spor da yapabilir, hepsini yapabilir. 24 saat onun için çok değerli ve uzundur ama niyeti yoksa bir köşeye göçüp oturursa şimdikiler gibi bir devre yazık olur. Sağlığınız gençlikte çok yardımcıdır, bizimki gibi değildir. Gençken aldıklarınızı iyi öğrenebiliyorsun, sonrakiler uçup gidiyor. Tuğlayı ve temeli sağlam atacaksın.
Ümitsizliğe kapılacak bir şey yok. Dünyaya geldin bir kere. Ne kadar yaşayacaksın belli değil. Buraya gelmek bir şans, milyarda bir şans, piyango kutusuyla bile izah edilemez… Kimle kimin hücresinden geleceksin, sağlıklı mı olacak, ölü mü geleceksin, nasıl geldiğin bile önemli. Bir yere kadar gelen insanın ümitsizliğe kapılıp hayata küsmesini tabiata ve seni yaratan kişilere karşı bir nankörlük olarak görüyorum. Gelmişsin bir kere dünyanın tadına bak, bitecek zaten!”


İlber Ortaylı; babası Kemal Ortaylı ve annesi Şefika Ortaylı’nın kucağında (1948)







