Şebnem Korur Fincancı
Geçen hafta Achille Mbembe’ye atıfla ölümün yönetimi üzerine yazmıştım. Pandemide sağlık alanında yaşanan kayıpları, sağlık emek gücünü tüketen krizleri ve korunmaya değer bulunmayan yaşamları tartışmıştım. Bugün ise o çerçeveyi genişletmek gerekiyor. Çünkü korunmaya değer görülmeyen yaşamlar artık yalnızca belirli gruplarla sınırlı değil; tüm toplumu kapsayan bir düzene dönüşmüş durumda. Ölüm politikalarının yaşamlarımızı ele geçirdiğini, hayatın “normale döndüğü” sıkça söylense ve gündelik hayatın akışı, dolan hastaneler, açılan okullar, kalabalıklarla kriz bitmiş gibi yapılsa da veriler aksini söylüyor.
Son yıllarda yayımlanan kapsamlı uluslararası çalışmalar, bu anlatıyı ciddi biçimde sarsıyor. Otuz dört zengin ülkenin 2020-2023 verilerini inceleyen geniş ölçekli bir araştırma, “fazladan ölümlerin” hâlâ beklenen düzeyin üzerinde seyrettiğini ortaya koyuyor. Eğer pandemi yalnızca zaten ölecek olanların ölümlerini biraz öne çekmiş olsaydı, bugün ölüm oranlarının düşmesi gerekirdi. Ama düşmüyor ve bu geçici bir sapma değil. Üstelik bu artış yalnızca ileri yaş gruplarıyla sınırlı kalmıyor; çalışma çağındaki nüfusta da belirgin. Bu veriler, pandeminin yalnızca bir enfeksiyon krizi olmadığını gösteriyor. Sağlık sistemlerinin aksaması, geciken kanser ve kalp hastalığı tanıları, kronik hastalıkların yönetilememesi, artan stres ve ekonomik kırılganlık… Tüm bunlar, toplumun genel sağlık düzeyinde kalıcı bir aşınmaya yol açmış durumda.
Türkiye’deki veriler de bu gidişattan bağımsız değil. TÜİK’in yayımladığı ölüm istatistikleri, pandemi sonrasında da beklenen düzeye dönmeyen, yüksek seyreden bir ölüm eğilimine işaret ediyor. Eğer mesele yalnızca pandemi dönemine ait olsaydı, bugün ölüm oranlarında belirgin bir gerileme görmemiz gerekirdi. Ama görmüyoruz. Bu da bize şunu söylüyor: Pandemi bitmiş olabilir, ama onun yarattığı sağlık krizi bitmedi. Üstelik burada karşımıza yalnızca bir sağlık sistemi sorunu çıkmıyor. Daha derin bir meseleyle karşı karşıyayız.
O nedenle Achille Mbembe’ye tekrar dönmek, ortaya koyduğu nekropolitika kavramı üzerine düşünmek gerekiyor. Mbembe’ye göre modern iktidar, yalnızca yaşamı düzenlemekle kalmaz; aynı zamanda ölüm üzerinde de karar verir. Hangi hayatların korunacağına, hangilerinin gözden çıkarılabilir olduğuna dair sınırlar çizer.
Bugün tanık olduğumuz durum, ölümün tekil bir olay olmaktan çıkıp zamana yayılan bir süreç haline gelmesi. İnsanlar bir anda değil; sağlık sisteminin aksayan noktalarında, geciken teşhislerde, erişilemeyen tedavilerde, yetersiz bakım koşullarında yavaş yavaş ölüme itiliyor. Bu yüzden artık ölüm bir olay değil, bir dağıtım biçimi. Ve bu dağıtım rastgele değil.
Kimlerin daha erken öldüğüne, kimlerin hastalıklara daha açık olduğuna baktığımızda; yoksulluk, güvencesizlik, ağır çalışma koşulları, kırılgan yaşam alanları gibi etkenlerin belirleyici olduğunu görüyoruz. Sağlık sistemi zayıfladığında herkes eşit etkilenmez. Bazı hayatlar daha uzun, bazıları daha kısa yaşamak üzere organize edilir.
Bu durum, sadece sağlık alanına özgü de değil. Depremlerde, ekolojik krizlerde, ekonomik daralmalarda aynı örüntü tekrar eder. Bazı insanlar için risk istisna değil, süreklilik halidir. Bu da onları, düşük yoğunluklu ama kalıcı bir ölüm tehdidi altında yaşamaya zorlar. Bu nedenle bugün karşı karşıya olduğumuz tabloyu yalnızca “sağlık sisteminin yetersizliği” ile açıklayamayız. Bu aynı zamanda politik bir tercihtir. Hangi yaşamların korunmaya değer görüldüğüne, hangilerinin gözden çıkarılabilir olduğuna dair bir tercihtir.
Sağlık çalışanlarının yaşadığı tükenmişlik, artan şiddet ve hekim intiharları da bu tablonun dışında değildir. Aksine, bu düzenin en görünür uç noktasıdır. Yaşamı korumakla yükümlü olanların kendi yaşamlarını sürdüremez hale gelmesi, sistemin sınırlarını açıkça gösterir.
Bu düzen, çoğu zaman güvenlik söylemleriyle meşrulaştırılsa da gerçekte kimseyi korumaz. Çünkü nekropolitika yalnızca bazılarını öldürmez; herkesi daha güvencesiz bir yaşamın içine yerleştirir. Ölüm, bir kriz anının sonucu olmaktan çıkar, gündelik hayatın içine sızar. Pandemi bitmedi; sadece akut krizden, zamana yayılmış bir ölüm rejimine geçildi. Bu rejim, artık toplumun tamamını kapsayan nekropolitik bir düzen olarak işliyor.




