Linus Pauling, dünyanın en büyük kimyagerlerinden biriydi. İki Nobel Ödülü kazandı; hem kuantum kimyası hem de moleküler biyoloji alanlarında öncü bir isim oldu. Sonraki zamanlarda ise Pauling tıp hakkında konuşmaya başladı. “Mega-vitamin” terapilerine verdiği destek kapsamında, yüksek doz C vitamininin kanser gibi hastalıkları tedavi edebileceğini ve soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkları iyileştirebileceğini savundu. Bunu destekleyen güvenilir hiçbir kanıt yoktur. Tıp çevreleri bu iddiaları o zaman da şimdi de bütünüyle temelsiz, kanıtlanmamış ve tehlikeli olarak görüp reddetmektedir.
Pauling, filozof Nathan Ballantyne’ın “epistemik sınır ihlalcisi” (epistemic trespasser) adını verdiği şeyin bir örneğidir. Ve muhtemelen, tanıdığınız en zeki, en iyi eğitimli kişinin bazen neden en budalaca şeyleri söyleyip yapabildiğini de bu açıklar.
Epistemik sınır ihlali
Epistemik sınır ihlali, bir alanda uzman olan kişinin kendisini başka bir alanda da uzman sanmasıdır. Ballantyne’ın ifadesiyle:
Buna göre sınır ihlalcisi, kodlama, astrofizik ya da tıpta yetkin olup ardından siyaset, sosyoloji ya da antropolojide de aynı ölçüde yetkin olması gerektiğini hayal eden kişidir.
Epistemik sınır ihlali, teknoloji milyarderinin, bir sektörde başarılı olduğu için karmaşık bir jeopolitik krizi de çözebileceğini düşünmesi durumudur. Ya da parlak bir fizikçinin, matematikteki ustalığının kendisini halk sağlığı konusunda da otorite kıldığına inanmasıdır.
Ballantyne’a göre, yüksek derecede nitelikli ve onlarca yıllık emekle edinilmiş deneyime sahip kişilerde çoğu zaman, kendi sınırlarını görmelerini engelleyen bir tür entelektüel kibir gelişir. Uzun süre bir alanın “üstadı” olmuş oldukları için, ışıklarının her karanlık odaya taşıyabilecekleri seyyar bir fener olduğuna inanmaya başlarlar. Kendi uzmanlık alanlarının savanasında bir aslan olabileceklerini; ama başkasının ormanına girdiklerinde yalnızca şaşkın bir turistten ibaret olduklarını unuturlar.
Aktarılabilir beceriler
Elbette bazı disiplinler birbiriyle örtüşür. Biyolojide iyiyseniz tıbbı biraz daha kolay bulabileceğinizi düşünmek makuldür. Felsefede iyiyseniz sosyoloji ya da siyaseti bunun doğal bir uzantısı gibi görebilirsiniz. Aynı şekilde, açıkça “aktarılabilir beceriler” de vardır. Aktarılabilir beceri, hemen her yaptığınız işe taşıyabileceğiniz bir metabilişsel sezgisel kuraldır; yani “düşünme üzerine düşünme”ye ilişkin bir stratejidir.
Bu bakımdan okuma ve yazma, erken dönemde edinilen temel ve aktarılabilir bir beceridir. İlahiyatçılar, matematikçiler ve film yönetmenleri de okumayı bilir. Ama veriyi yorumlama, bir olguyu çapraz denetleme ve ikna edici bir deneme yazma daha üst düzey aktarılabilir becerilerdir.
Ballantyne’a göre sınır ihlali neredeyse her zaman, bir alandaki yetkinlik ve takdir görmenin, kişiye başka bir alandaki sorunları da kolayca çözebileceğini düşündüren bir tür entelektüel küstahlıkla tanımlanır. Kendi ifadesiyle:
Epistemik sınır ihlali tehlikeli de olabilir, son derece faydasız da olabilir; örneğin birinin “Bilmiyorum ama sanırım…” ya da “Bir deneyeyim” demesi gibi. Fakat çoğumuz için ve gündelik yaşamda, epistemik sınır ihlali daha çok sinir bozucudur. Kendi uzmanlık ya da bilgi alanınıza birinin dalıp başka bir alanda gerçekten daha bilgili olduğu için burada da sizden iyi bildiğini sanmasından daha yumruk sıktıran, göz devirten az şey vardır.
Epistemik sınır ihlalinden nasıl kaçınılır?
Ballantyne’ın çalışmasına göre Linus Pauling gibi olmamanın, sınır ihlali yapmamanın, bunu engellemenin iki kolay yolu vardır.
İlk olarak, başka alanlara yöneldiğinizde bilginizi daima tartın. Yetkinliğimizin nerede sona erdiği konusunda dürüst olmamız gerekir. Ballantyne’ın dediği gibi, “pek çok önemli sorunun doğru cevaplarına sahip olduğumuz konusunda çok daha az emin olmak için güçlü nedenlerimiz olduğunu bilerek entelektüel alçakgönüllülüğü” hedeflemeliyiz.
İkinci olarak, daha iyi bilen başkalarına saygı duymaya daha istekli olun. Başarı ve yetkinlik çoğu zaman sahte bir bağımsızlık duygusunu da beraberinde getirir. Yıllar ya da on yıllar boyunca başkaları size cevabın ne olduğunu ya da ne yapılması gerektiğini sormuşsa sonra dönüp başkalarına ne yapılması gerektiğini sormak zor gelir. Uzun yılların profesörü için yeniden birinci sınıf lisans öğrencisi olmak kolay değildir.
Platon’un Sokrates’inin dediği gibi, “Bilgeliğin başlangıcı, ne kadar az şey bildiğimizi bilmektir”; sesi yüksek çıkan kanaatlerle dolu bir dünyada, bir kişinin bir alanda dâhi olmasının onu başka bir alanda da otorite kılmadığını kabul etmemiz gerekir.
Yazan: Sosyolog Ömer Yıldırım



