Trump her gün açıklamalarıyla birbiriyle taban tabana zıt iddialarını sürdürürken Körfez’deki yı-ğınağını da artırıyor.
Trump’ın söylediklerine kimse inanmıyor. Ama borsa spekülatörleri, uluslararası petrol firmaları, silah-mühimmat tekelleri ondan ve açıklamalarından çok memnunlar!
Savaşın 34’üncü gününde “ulusa sesleniş” dedikleri kapsamda kameralar karşısına çıkan Trump, bu konuşmasında da önceki ayaküstü yaptığı çelişik açıklamalar ötesinde bir şey söylemedi. Nitekim bu konuşmasında da Trump’ın savaşı bitirmek mi yoksa şiddetini daha da artırarak kara harekatı ile de büyütmek mi istediği anlaşılmadı! Ama Trump, İran rejiminin çökertildiği, zafer-den zafere koşan bir savaş sürdürdüğünde ısrarlı.
ABD savaşı ‘kara harekatı’na mı taşıyacak?
Sahadan gelen haberler ise Trump’ın söylediklerini doğrulamıyor. Hatta tam tersini gösteren ha-berlerin sayısı giderek daha da artıyor.
ABD ve İsrail’in İran’a (ve İsrail’in Lübnan’a) yönelik saldırıları sadece askeri hedeflere, uran-yum zenginleştirme ve nükleer tesislere değil elektrik iletim ve üretim tesislerine, rafinerilere, okullara, köprülere, yollara ve hatta sivil insanların oturduğu evlere yönelik olarak da sürmektedir.
İran ise; balistik füzeler ve çeşitli türden dronlar kullanarak İsrail’in Tel Aviv ve Hayfa gibi önemli merkezlerinde “demir kubbe”yi aşarak hedef gözeten vuruşlarını gün geçtikçe artırmaktadır. Son günlerde İran, iki ABD savaş uçağını da düşürdü. Pilotları aramak için gönderilen ilk helikopterin de İran tarafından düşürüldüğü belirtiliyor. Dahası İran Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Bahreyn, Suudi Arabistan (SA) ve Katar’daki ABD üsleri yanında bu ülkelerin stratejik kimi tesisleri ve askeri amaçla kullanılan büyük bazı otellerini vurmaktadır. Nitekim İran’ın bölge ülkelerindeki saldırılarının etkili olduğunu ABD ve İsrail propagandası da inkar et-miyor.
Ama ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaş Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasıyla dünya ölçüsünde bir petrol-enerji krizi olarak da yeni girişimlere yol açmaya başladı.
İran, “Hürmüz Boğazı kapalı değil, sadece İran’ın düşmanlarına kapalı” diyor. Ama bir yandan İran’ın sınırlamaları öte yandan ABD’nin bölgeye “kara harekatı” için denilen deniz piyadeleri ve amfibik güçler göndermesi, silah ve asker yığınağını artırması, Hürmüz Boğazı’na yakın kimi ada-ları ele geçirmeyi amaçladığına dair haberler; petrol ve doğal gaz fiyatlarını olağanüstü artırmak-tadır.
Trump, cumartesi günü yaptığı “Cehennemin üstlerine inmesine kırk sekiz saat kaldı!” açıklamasıyla İran’ın enerji tesislerini vurma ve kara harekatı için verdiği 10 günlük sürenin biteceğini (bugün) hatırlatarak, yeni saldırıların duyurusunu yaptı!
Trump atıp tutuyor ama manevra alanı iyice daralmış bulunuyor
İçerde tek ayak üstünde on yalan söyleyen tutumuyla sahada olup biteni saklamaya çalışsa da ge-lişmeleri izleyen gazetecilerden diplomatlara, bölge ile az çok ilgilenen ülkelerin yöneticilerine herkesteki genel kanı; Trump’ın zafer ilan edebileceği bir adım atabilse “Savaşı bitiriyorum” diyebileceği. Ama böyle bir imkanın da olmadığını söylüyorlar.
Özellikle İran’ın beklenenden dirençli çıkması ve Hürmüz Boğazı silahını kullanması karşısında ABD’nin çok zorlandığı apaçık.
Çünkü Hürmüz Boğazı’nı açmak için Çin’den NATO ülkelerine, Japonya’dan Hindistan’a herkesi yardıma çağıran Trump, hiçbir ülkeden olumlu yanıt alamadı. Dahası en kadim dostlu İngiltere’nin Başbakanı Keir Starmer, “Bu bizim savaşımız değil” demekle kalmayıp 40 ülkenin dışişleri bakanlarını Londra’da toplayıp İran’la Hürmüz’ün açılması için müzakere için adım atması, Fransa ve İtalya’nın Körfez’e silah-mühimmat taşıyan ABD uçaklarına hava sahalarını kapatmaları Trump için hiç beklemediği kadar sert gelişmeler olduğu herhalde tartışılmazdır.
Sahada bu gelişmeler olurken ABD’de de Trump ve onun savaş politikasına karşı ABD tarihinin en kitlesel protestosu yapılıyor. Protestoya 10 milyon kişi katılıyor. Trump; savaş bakanı kara kuvvetleri komutanı ve iki üst düzey generali “İran’a kara harekatına karşı oldukları” için görevden alıyor.
Trump ve ABD iyice sıkışmış bulunuyor.
ABD sadece İran’ı değil müttefiklerini de hizaya sokmayı amaçlıyor!
Bu gelişmeler olurken, “Savaş biter mi, bitirse ne zaman biter” tartışması da eksik olmuyor.
Bu soruya “evet” ya da “hayır” diyerek yanıt vermek zor. Çünkü ABD İran’a yönelik savaşı sadece Çin ve Rusya’nın Ortadoğu ve Afrika’ya ulaşmalarına İran üstünden barikat oluşturmak için kullanmıyor. Aynı zamanda NATO ülkelerinin ABD’nin arkasında hizaya girmeleri Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Hindistan’ın ABD’nin Asya-Pasifik stratejisinin uyumlu ortakları olarak mevzilendirilmesi, dünyaya ABD ve Batı emperyalizminin çıkarları doğrultusunda yeni bir nizam vermenin dayanağı yapmak için de kullanıyor.
Bunu ABD ve İngiltere’nin çıkarmak için hayli çaba harcadıkları Rusya-Ukrayna savaşında gördük. ABD ve İngiltere Ukrayna’yı Rusya’nın Vietnam’ı olarak kullanmayı amaçlarken aynı zamanda Avrupa’nın silahlanıp ABD ve İngiltere’nin arkasında hizalanmaları için kullandı. Bu konuda hayli adım attı. Ama Trump, Avrupa’nın, ABD’nin Rusya ile anlaşıp Avrupa’yı dışlayarak “savaşı bitirme” girişimlerine karşı çıkmalarını, “Madem öyle istiyorsunuz biz yokuz. Siz savaşınızı sürdürün” diyerek, Avrupa’yı hizaya sokma girişimini yeni bir safhaya taşımasını gördük.
Nitekim Hürmüz Boğazı konusunda da Trump yardıma gelmeyen ülkelere “Bizim petrole ihtiyacımız yok. İhtiyacı olanlar gidip Hürmüz’ü açtırsın petrolü alsınlar!” diyerek Hürmüz krizini ABD’ye destek vermeyen ülkelere ayar vermek için bir fırsata dönüştürmeye yöneldi.
Kısacası ABD, İran’a yönelik savaşı Çin ve Rusya ile rekabetinde İran’ı bir barikat olarak kullanmanın yanında NATO ülkeleri ve Asya-Pasifik bölgesindeki ülkeleri de ABD’nin stratejik hedefleri etrafında hizalandırmak için kullanmak istemektedir.
Bu yüzden de eğer ABD İran ile bir anlaşma yapmadan savaşı bitirirse bu geçici bir bitirme olacak ve İran’a yönelik ABD ve bölgedeki müttefiklerinin yeni savaşlara varacak seferlerine tanık olacağımızı söylemek abartı olmaz.
Peki, “ABD anlaşma yaparak savaşı bitirirse bu bölgeye ya da İran’a artık barış geleceği anlamına gelir mi” denirse, bu soruya da “evet” denemez. Çünkü, bütün emperyalistler için olduğu gibi ABD için de barış sadece yeni bir savaşa ihtiyaç duyulmasına kadar verilmiş bir aradır!
Bu nedenle de az çok gerçek bir barış ve sürdürülmesinin koşulu, emperyalistler ve gericilikler arasındaki barış anlaşmaları ve uzlaşmalar değil; halkların kendi kaderlerine sahip çıktıkları ve antiemperyalist karakterli bir barış mücadelesi üstünde yükselen barışlardır.
Özellikle emperyalizm çağında yaşananlar bunu defalarca kanıtlamıştır.
Bu yüzden de günümüzde antiemperyalist nitelikli bir barış mücadelesi olmadan az çok kalıcı bir barış olanaklı olmamaktadır!



