İsrail, dün sabaha doğru Gazze’ye yardım malzemeleri götüren gemi konvoyuna operasyon düzenledi.
İsrail kaynakları, ölü sayısı konusunda 16 ila 20 arasında değişik rakamlar veriyor. Çok sayıda yaralı olduğu da gelen haberler arasında.
İsrail, bölgede “elektronik karartma” uyguladığından dolayı şu ana kadar gelen bilgilerin sadece İsrail kaynaklarından olması da ayrıca bir sıkıntı konusu olmaya devam ediyor.
Elbette İsrail’in sivil ve “yardım malzemesi” götüren gemilere yönelik, sivil insanları da hedef alarak yürüttüğü askeri operasyon, “haydut devlet” kategorisinden devletlerin yapacağı türden bir saldırıdır.
Ancak, böyle bir nama sahip olması da İsrail’e yönelik protestoları ve tutum almaların gereğini ortadan kaldırmayacaktır.
Konuya ilişkin gelişmeler elbette haber sayfalarımızda yer alacak ve bugünden itibaren de uzunca bir zaman bu gelişmelere dair haberler sayfalarımızda ağırlıklı olarak bulunacak; gazetemizde konuya ilişkin çeşitli analiz ve yorumlar da yapılacaktır.
Ancak daha şimdiden başlayarak, olayın gelişimi ve olayın arkasındaki gerçekler üstüne söylenecek çok şey var.
Burada elbette öncelikle belirtmek gerekir ki; olanlar İsrail’in marifetiyse de, bütün diğer kanlı eylemlerde olduğu gibi İsrail’in hamisi, finansörü ve teşvikçisi ABD’dir! Dolayısıyla ABD’nin bölgeye müdahalelerine karşı çıkılmadan; bu karşı çıkışı ciddi ve anlamlı bir mücadele olarak ele almadan İsrail hakkında atıp tutmak, şovvari gösteriler düzenlemek, sadece ABD ve İsrail’in değirmenine su taşır.
Öte yandan AKP Hükümeti, aylardan beri bu konvoyun hazırlanmasını izlemiştir ama bu yardım konvoyu, oluşturanları uyarmadığı gibi İsrail’in günlerden beri müdahale edeceğine dair açıklamaları karşısında, o pek sevdiği “arabuluculuk rolünü” üslenecek herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Sanki, “Hele bir İsrail yapacağını yapsın, sonra biz de ona göre ne yapacağımızı belirleriz!” demek istemiştir.
Dahası, hükümet cenahından son günlerde yayılan hava, “İsrail-Türkiye ilişkilerinin yumuşadığı” yönündedir. Ki, bundan da ya hükümetin; İsrail’in blöf yaptığını, yardım gemilerine sonunda izin vereceğini düşündüğü ya da muhtemel gelişmeleri (kontrol altına alıp), artık ihtiyaç da duyduğu bir iç politika malzemesi olarak kullanmayı hesapladığı anlamı çıkar!
Her iki hesap da yanlış ve kötü bir hesaptır ve olup bitenin sorumluluğu altına sokar AKP Hükümeti’ni! Eğer hükümet, bu saldırıyı iç politika malzemesi olarak kullanmaya kalkarsa, bu hükümetin rolü konusundaki “yanlış ve kötü”yü büyütecektir.
Elbette Türkiye’nin ilericileri, demokrasi güçleri, ABD ve İsrail’in bölgedeki faaliyetlerine, savaş kışkırtıcısı politikalarına, tam karşıdan tutum almalarını sürdürecekler; ABD ve öteki emperyalist güçlerin bölgeden ellerini çekmesini istemeye devam edecekler, hükümetin ABD’nin bölgedeki “model ortağı” olma politikasına karşı mücadeleyi yükselteceklerdir.
Şimdiden akıldan çıkarılmaması gereken bir şey de bu gelişmelerin, İran-ABD arasındaki gerilimden bağımsız olmadığı; ABD’nin, bölgeye müdahalesinin bir dayanağına dönüştürüleceği, dolayısıyla Türkiye ile ABD ve batı arasında yeni gerilimlere de yol açacağı gerçeğidir. Son aylarda ABD’de, İsrail lobisinin girişimlerinden de söz edilmektedir. Bu girişimlerde amacın, bölgede İsrail’in inisiyatifi konusunda ABD yönetiminin desteğini artırması biçiminde olduğunu da, bu olanlarla birlikte değerlendirmek gerekir.
Elbette bu gelinen aşamada, Türkiye’nin tutumunun ciddiye alınır olabilmesi için “şovvari” açıklamaları aşan bir tavır alınması önem kazanmıştır. Örneğin İsrail’le Türkiye arasındaki, savunma ve ekonomik iş birliği anlaşmaları iptal edilmeden; Türkiye-ABD arasındaki savunma anlaşması ve stratejik iş birliği anlaşmalarının iptali, NATO’dan çıkılması (Türkiye-İsrail ilişkilerinin çerçevesi NATO’dur) için gerekli adımların atılması gündeme gelmeden, Türkiye’nin, İsrail’in bu saldırgan tutumuna bir yanıt verdiği söylenemeyecektir.
Evrensel
