İhsan Çaralan
NATO batı emperyalizminin dünya egemenliği mücadelesinin savaş örgütü olarak kuruldu!
4 Nisan 1949’daki kuruluşundan beri de NATO, barış içinde bir dünya isteyen antiemperyalist güçler tarafından en çok protesto edilen örgüt olageldi. “NATO’nun kuruluşundan beri en çok protesto edilenler sıralamasında ikinci örgüt NATO’dur” dersek yanlış olmaz. Birincisi ise batı emperyalizmi NATO’nun da baş patronu olan Amerikan emperyalizmidir!
20. yüzyılın ilk yarısına iki dünya savaşı sığdıran uluslararası burjuvazi, savaşın yaralarını sarmaya çalışan Avrupa halklarını Sovyetler Birliği’nin tüm Avrupa’yı işgal etmeye hazırlandığı yalanıyla NATO’ya halklar nezdinde meşruiyet sağlamaya çalıştı. Aşırı milliyetçi ve dinci odaklar da NATO’nun baş destekçisi oldular.
Emperyalistlerarası çelişkilerin keskinleşmesi NATO içindeki tartışmaları sertleştirdi
NATO, soğuk savaş boyunca komünizm hakkında yürütülen kara propaganda (antikomünizm) ortamında, aşırı milliyetçilik ve radikal dinci güçleri de arkasına alarak nispeten sorunsuz bir dönem yaşadı. Ancak SB’nin resmen dağılmasının ardından “düşmansız kalınca”, “NATO’ya bir ihtiyaç kalmadı artık dağılması gerekir” tartışmaları da gündeme geldi. Ama bu da uzun sürmedi. Yugoslavya’nın dağılmasında kendisine görev biçilen NATO, görev alanını da yeniden tarif etti. Varşova Paktı’nın üyesi ülkelerin de çoğunu NATO’nun içine alarak amacını genişletti. “Teröre karşı mücadele”, “medeniyetler arası savaş” kavramları etrafında NATO sadece “üyelerini koruyan bir savunma örgütü” misyonunun ötesine geçmeyi resmen de kabul ederek batı emperyalizminin çıkarlarına tehdit gördükleri, dünyanın her köşesine müdahale eden bir görev tarifiyle varlığını sürdürmek için gerekçe yarattı!
Dahası 1991’de SB’nin dağılmasından sonra yeniden toparlanan Rusya’nın ve özellikle de Çin’in ABD’yi ekonomik ve teknolojik bakımdan 5, bilemediniz 10 yıl içinde geçeceğinin herkesçe kabul edildiği günümüz koşullarında, NATO’nun da bu yeni dönemde nasıl bir strateji benimsemesi gerektiği tartışılmaya başlandı.
Çünkü ABD ve batı emperyalizmi karşısında Çin’in (büyük olasılıkla da Rusya ile de birlikte) ikinci bir “kutup” oluşturacağı kaçınılmaz görülüyor. Bu da NATO’nun ne olacağını, nasıl bir “güvenlik stratejisi” benimseyeceğini gündeme getirmiş bulunuyor. Ancak gerek NATO üyelerinin kendi arasında gerekse NATO ile NATO dışındaki emperyalistler arasındaki çelişkilerin keskinleşmiş olması, NATO içinde, NATO’nun nasıl bir organizasyon olması ve nasıl bir strateji izleyeceğine dair tartışmaları daha sertleştirmiş bulunmaktadır.
NATO içi tartışmalarda amaç NATO’yu daha güçlendirme!
Gerek öncesinde var olan ama Münih Güvenlik Konferansı’nda derinleşen tartışmalar, gerek Ukrayna-Rusya savaşında ABD ile Avrupalı NATO üyeleri arasındaki farklı tutumlar nedeniyle çıkan çelişkiler, gerekse İran’a yönelik savaşta NATO üyelerinin ABD’nin isteklerine “hayır” demeleri sanki NATO’nun dağılma alametleri olarak görünse de gerçek bundan farklıdır, hatta tamamen tersidir.
Çünkü mevcut dünyada Çin ve Rusya’nın kazandığı pozisyonlar, Avrupa’nın ABD olmadan, ABD’nin de Avrupa olmadan bugünkü konumlarını sürdürmelerinin olanaklı olmayacağı gerçeği, batı emperyalizminin NATO’suz ayakta kalamayacağını göstermektedir. Bu yüzden tartışmalar NATO’nun dağılması değil, son çeyrek yüzyıldaki gelişmeler karşısında NATO’nun görev ve sorumluluklarını, stratejisini yenileme çabalarının bir ifadesidir.
Dolayısıyla NATO kendi iç çelişkileri nedeniyle dağılacak bir organizasyon değildir. Tersine dünyanın anti emperyalist güçlerinin ve kendi kederini belirlemek isteyen halkların mücadelesi olmadan emperyalistlerin savaş örgütü olan NATO’nun dağılması mümkün değildir.
Bu yüzden de 77 yıldır olduğu gibi bugün de emperyalizme karşı mücadelenin önemli bir yanı NATO’nun dağıtılması talebi etrafındaki mücadeledir.
Bu nedenle antiemperyalist karakterli “Savaşa hayır” mücadelesinin “NATO’nun dağıtılması” talebiyle bağlanması gibi “NATO’ya hayır” ya da “NATO dağıtılsın” talebi etrafındaki mücadelenin de “Savaşa hayır” mücadelesiyle birleşmesi gerekir, aksi elbette ki anlamlı olmaz.
Bu açıdan da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik, bir bölge savaşına dönüşme riski her gün artan savaşının pasif destekçisi olan; 4. yılında olan ve ne zaman biteceği belli olmayan, NATO’nun resmen değilse de Avrupalı NATO üyelerinin çoğunun açık destek verdiği Ukrayna-Rusya savaşının sürdüğü koşullarda, Emek Partisi’nin NATO’nun 77. kuruluş yıl dönümünde ve kuruluş günü olan 4 Nisan’da gerçekleştirilmeyi amaçladığı eylem ve etkinlikler önemlidir.
Çünkü insanlık için iyi ve doğru olan NATO’nun stratejisinin yenilenmesi ve güçlendirilmesi ya da iç çelişkilerinin azaltılması için önlemler alınarak sürdürülmesi değil; dağıtılmasıdır!
Nitekim Emek Partisi; NATO’nun kuruluşunun 77. yıl dönümünde; “Savaşa ve savaştan pay kapma politikalarına son! Bölgede barış, ülkede demokrasi için birleşelim!” diyerek; yurdun dört bir yanında emek ve demokrasi güçleriyle birlikte gerçekleştireceği eylemlerde “NATO’nun dağıtılması, NATO ve ABD’nin kullanımına açılan 31 askeri üsten yabancı güçlerin gönderilmesi ve bu üslerin yabancı güçler ve NATO tarafından kullanımının sonlandırılması isteneceğini” açıkladı!




