Rahmi Öğdül
Geleneksel toplumları modern toplumlardan ayıran tek şey, zamanın ilkinde döngüsel, ikincisinde çizgisel olması değildir. Olaydan ne anladıkları da farklıdır. “Hawaii tarihi genellikle tekrar eder, çünkü bir şey ancak ikinci defa yaşandığında bir olay olur. İlkinde ise mittir” (Marshall Sahlins, Tarihsel Metaforlar ve Mitsel Gerçekler, bgst). Mitik bir anlatının olay olabilmesi için şimdi ve burada bir kez daha gerçekleşmesi gerekir. Geçmiş geçmemiştir, olay olarak yeniden tezahür eder ve olayla birlikte toplum başlangıç ilkelerine geri döner. Olayın gerçekleşmesi mevcut olanı değiştirmez, aksine toplumu değişime karşı korur. Olay, toplumu zamanın yıkıcı etkilerinden korumaya, geçmişi yeniden diriltmeye yarar. Olmuş olan yeniden olmuş ve şimdiyi bir kez daha geçmişe göre biçimlendirmiştir. Modern toplumlarda ise olay, yeni olanla ilişkilidir. Olay, çizgisel zamanda bir kırılma yaratarak mevcut durumu değiştirir. Augustinus’a göre Hıristiyanlığın merkez anlayışını novum (yenilik) oluşturur. Hristiyanlar kendilerine “biz modernler” derken, paganların zaman anlayışını, sonsuz döngüyü terk ettiklerini belirtmektedirler; zamanı başı ve sonu olan düz bir çizgi haline getirmişlerdir. Ve paganlara günah döngüsünden, ölü geçmişin ağırlığından kurtuluşu ve özgürlüğü vaat etmişlerdir.
Modern ile geleneksel olanın ya da döngüsel ile çizgisel zamanın ilk kez karşılaştığı anlar da olmuştur. Kaptan James Cook, 17 Ocak 1779’da Hawaii’deki Kealakekua Körfezi’ne çıktığında yerli halkın “şimdi kemiklerimiz yaşayacak, atalarımızın ruhu geri döndü” dediği söylenir. Yerli halk bu karşılaşmayı geçmişte olmuş olanın yeniden gerçekleştiği bir olay olarak yorumlarken Kaptan Cook içinse sadece vahşilerle bir karşılaşmadır. Günlüğüne şu notu düşer: “Gözleri sürekli bir nesneden diğerine kayıyordu; bakışlarındaki ve jestlerindeki vahşilik, gördükleri her şey hakkındaki tam cehaletlerini açıkça ifade ediyor.” Zamanın her kâşifi gibi efendisi için sömürülecek yeni bir kaynak keşfettiğinin farkındadır ve ayak bastığı adalara hamisi olan Sandwich Kontu’nun onuruna Sandwich Adaları adını verir. Cook bir çatışmada öldürülür ve yerlilerin Lono olarak adlandırdıkları efsanevi bir şahsiyete dönüşür. Hawaii krallığı Cook’un kemiklerini mülk edinerek krallığın mana’sını (kutsal ve manevi gücünü) Britanyalı yapar. “İngilizlerin birer insan olarak tanrılıklarını yitirmelerinden çok sonra bile Hawaii tanrıları İngilizliklerini korudu” (Sahlins).
Bir şeyin bilincinde olmak yeterli değildir; bir şeyin bir şey olarak bilincinde de olmak gerekir. Bir şeyle karşılaşmışlardır; fakat yerliler, karşılaştıkları şeyin yeni bir şey olduğunun farkında değillerdir. Onu tarihlerinin bir tekerrürü olarak görüp kültürel kalıplarının içine yerleştirdiler. Oysa denizden gelenler emperyalistlerdi. Bu topraklarda yaşayan kimi yerlilerin, tıpkı Hawaii yerlilerinin yaptığı gibi denizden gelen emperyalistlerin önünde secdeye kapandıkları söylenir. Zaman devrimcidir ve yerliler zamana direnmektedir. Zamanın devrimci kuvvetlerine direnenler, denizden gelen yabancıları geçmişlerini yeniden diriltebilecek kurtarıcılar olarak benimsemişlerdir. Yerliler haklı çıkmışlardır. Bir zamanlar onları geçmişin yükünden kurtarıp özgürleştirmek için geldiklerini iddia edenler, artık açık açık ölü bir geçmişi diriltmek için geldiklerini söylüyorlar. Emperyalistlerin bölgeye atadıkları sömürge valisi ne diyor? “Ülke için en iyi sistem, Osmanlı millet sistemidir.” Ölüleri, ölü bir geçmişi yönetmek, akmakta olan devrimci bir zamanı yönetmekten çok daha kolaydır. Geleceği olmayan zaman durgun suya benzer. Durgun su gibi zaman da çürür. Geçmişe gömülenler, geleceğe körleşir.
Sadece şimdiki zaman değil, beyinler de ölü geçmiş tarafından işgal edilmiştir: “Tüm ölü kuşakların geleneği, yaşayanların beynine bir kâbus gibi çöker” (Marx). Ve geçmiş tekrar ettikçe kendini durmadan taklit eder. Modern toplumlarda da “tarih tekerrür eder”, ama bir farkla “ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” (Marx). Gelgelelim yaşananlar hiç de komik değildir, toplum kâbuslar görmektedir. Fakat zamana güvenmek gerekir, toplumun kılcal damarlarında akmaya devam eder. Olay, mevcut olanı değiştirendir ve şimdilik derinlerde birikmektedir.




