İnsanlara çok sık olarak aptal demeyiz. Ahmaklık ve budalalık gibi ona yakın terimlerin aksine, aptallık tam anlamıyla bir kişilik özelliği sayılmaz. Elbette birinin aptal olduğunu düşünebilirsiniz; fakat bu sözcüğü birisi için kullandığımızda, onu genellikle aptallığın belirli görünümleriyle sınırlarız. “Yaptığın gerçekten aptalca bir şeydi!” ya da “Şu an aptallık ediyorsun!” deriz. Aptallığı, o an için geçerli bir durum olarak dile getiririz.
Hatta ironik olarak, aptallık çoğu zaman bunun dışında kalan normal ve zekice etkinliklerle karşıtlık içinde tanımlanır. Birine “aptallık ediyorsun” dememizin nedeni, aslında ondan başka zamanlarda sağduyulu davranmasını beklememizdir.
Aptallık, ahmaklıkta olduğu gibi IQ’ya ya da budalalıkta olduğu gibi riskleri değerlendirme yetisine bağlı değildir. Aptallık bir eylemdir; anlamını da sonuçlarından alır. Nobel Ödülü kazanmış bir profesör de aptallık yapabilir. Beş yaşındaki bir çocuk da aptallık edebilir. Hepimiz aptallığa düşebiliriz. Ama kısa bir zaman aralığında yeterince çok aptalca şey yaparsanız insanlar kulaktan kulağa şöyle konuşmaya başlayabilir: “Sanırım o gerçekten bir aptal…”
O hâlde, aptalca eylemleri nasıl fark edip bunlardan nasıl kaçınılacağını açıklayan “aptallığın altın yasası”na bir göz atmakta fayda vardır.
Aptallığın altın yasası
Cipolla, milenyumun eşiğinde hayatını kaybetmiş bir iktisatçı, tarihçi ve popüler bir İtalyan akademisyendi. Hayatını tarihin akışlarını incelemeye adadı: yükselişleri ve çöküşleri, kahramanca dorukları ve korkunç yıkımları. Tarihe geniş ölçekli çizgilerle ve sosyoekonomik tonlarla baktı. Belirli bir tarihsel çağa damgasını vuran bireyleri ele aldı ve onlarca yıllık çalışmanın ardından, İnsan Aptallığının Temel Yasaları adlı eserini yazdı.
Cipolla bu metinde beş yasayı kaleme alır; ancak aptallığın merkezî ve kendi deyişiyle “altın yasa”sı Üçüncü Yasa’dır:
Cipolla’ya göre aptallık, bütünüyle bir eylemin ya da kararın etkileriyle tanımlanır. İkinci yasasında “bir insanın aptal olma olasılığı, o kişinin başka herhangi bir özelliğinden bağımsızdır” derken aynı zamanda aptallığın öteki entelektüel ya da ahlaki erdemlerden bağımsız olduğunu da söylemiş olur. Bu bağımsızlık nedeniyle herkes aptalca bir şey yapabilir. Hatta neredeyse herkes yapacaktır. İşte bu yüzden, Birinci Yasa’nın dediği gibi, “herkes dolaşımdaki aptal insan sayısını daima ve kaçınılmaz olarak olduğundan az tahmin eder.”
Dört fenotip
Yaptığınız her şey dört sonuçtan birine yol açar: Size bir fayda sağlar, size zarar verir, başkalarına fayda sağlar ya da başkalarına zarar verir. Çoğu eylem küçük, basit ve ben-merkezlidir. Kendime bir kahve yapmam ya da sol omzumdaki kaşıntıyı gidermem bana yarar sağlar; çoğu insan ise bundan etkilenmez. Cipolla’nın biraz acımasızca “etkisiz” diye adlandırdığı bu küçük ve düşük etkili eylemlerden oluşan bir gün bütünüyle yaşanabilir.
Cipolla’nın aptallık kuramı, yukarıda sayılan sonuçlardan ikisini birden içeren eylemlerle ilgilidir. Ve eğer eylemlerimizi bu tür ikililer dizisi olarak ayırırsak dört farklı davranış tipine de ulaşırız. Bu davranışlar dört ayrı fenotip tanımlar:
Zeki
Zekâ, hem kendine hem başkalarına fayda sağlama yetisiyle tanımlanır. Örneğin siz ve bir arkadaşınız marketteki “bir alana bir bedava” kampanyasını paylaşırsınız. İkiniz de ihtiyacınız olan bir ürünü indirimli almış olursunuz.
Aptal
Gördüğümüz gibi aptallık, hem kendine hem başkalarına zarar vermektir. Kurutma makinesine bulaşık deterjanı koyduğunuzda ortaya çıkan yapışkan, yeşil ve düzeltilemez felaket herkesi daha kötü duruma düşürür. Eşiniz “Bu aptalcaydı!” der, siz de onu onaylarcasına başınızı sallarsınız.
Çaresiz
Çaresiz olanlar, başkalarına yardım edip kendilerine yardım etmeyenlerdir. Daha az iktisadî bir dille buna “kendini feda etme” de diyebiliriz. Bu bazen iyi olabilir. Örneğin çocuklarınız için erken uyanırsınız. Ama bunun da aşırısı mümkündür.
Haydut
Haydutlar, kendilerine yarar sağlarken başkalarına zarar verenlerdir. Bir haydutu sıraya kaynak yaparken görebilirsiniz. Elbette onları banka soyarken ve araba çalarken de bulabilirsiniz.
Aptal haydutlardan kaçının
Haydutlardan kaçınmamız gerektiği açıktır. Ve bazı bakımlardan bu, aptallıktan kaçınmaktan daha kolaydır. Sorun çıkaranların kim olduğunu hepimiz biliriz. Haber çabucak yayılır. Bir kez yandığınızda, ateşten uzak durursunuz.
Kişinin kendisindeki aptallığı bütünüyle söküp atması ya da aptal insanlardan tamamen kaçınması oldukça zordur; çünkü İkinci Yasa’nın da ima ettiği gibi, bunun çoğu zaman ayırt edici dış etkenleri bulunmaz. Bu haftaki Cipolla’nın sözünü ettiği aptallık ise her tür kaynaktan doğabilir. Bu, meseleleri yeterince düşünmemiş, düşüncesiz ve tedbirsiz bir kişiden kaynaklanabilir. Birinin bir “kör noktası” olabilir. Bir kişi gerekli ve ilgili bütün olgular hakkında bilgisiz ya da eğitimsiz olabilir. Ya da kurutma makinesine yanlışlıkla bulaşık deterjanı koyan biri olabilir.
Ama yine de kayıt tutabiliriz. Durumları tekrar tekrar daha kötü hâle getirme alışkanlığı olanları gözlemleyebiliriz. Hem kendi yaşamlarını hem de başkalarının yaşamlarını sık sık kötüleştirenleri aklımızda tutabiliriz. Sonra da onlardan kaçınabiliriz. Yavaş yavaş geri çekilip onları hayatımızdan çıkarabiliriz.



