Sosyal güvenlikte ‘reform’ illüzyonlarına ve pansuman tedbirlere değil, bir devrime ihtiyaç var! Adaletsiz bir ‘yamalı bohça’ haline gelen sistemi piyasanın insafından kurtarmak; sade, kamucu ve adil bir yapıyı yeniden inşa etmek şart. Sorun kaynak yokluğu değil, esas mesele bir yeniden bölüşüm ve siyasi tercihtir.
Aziz Çelik
Sosyal güvenlik sistemi giderek daha adaletsiz hale geliyor. Emekli aylıkları sefalet düzeyine düştü. AKP bütün emeklileri en düşük emekli aylığında eşitlemeyi başardı. 2019’da en düşük emekli aylığının kapsadığı emekli sayısı toplam emeklilerin yüzde 7’si iken 2026’da bu oran yüzde 30’lara çıktı. Emekli aylıkları arasındaki makas hızla kapandı. Aylıklar ve emeklilik yaşı konusundaki adaletsizlikler arşa çıktı. Emekliler arasında büyük öfke ve tepki var. Hükümet bu tepkiyi ve öfkeyi yatıştırmak ve oyalamak için güya yeni “köklü” çözümler hazırlamış.
İddia o ki Hükümet sistemde esaslı bir reform yapacakmış. Henüz netleşen bir taslak yok, kanun teklifi yok ancak basına sızan bilgiler emeklilere emekli aylığı yerine sosyal yardım verileceği yönünde. Daha önce de sayısız benzer pansuman tedbir köklü çözüm olarak topluma sunuldu. Dahası 1999 ve 2006-2008 yıllarındaki iki büyük sosyal güvenlik karşı devrimi topluma reform olarak sunuldu. Bu yazıda bu tevatürleri değil sosyal güvenlikte yapılması gerekenleri yazacağım. Sosyal güvenlikte reform illüzyonlarına değil bir devrime ihtiyaç var.
Mesele teknik ayrıntılar değil. Sistemin dayanması gereken ilkeler konusunda devrimci bir zihniyet (paradigma) değişikliğidir. Klasik prime ve aktüeryal dengeye dayalı sosyal sigortacılığın dönemi bitti. Neoliberalizm ise bunun yerine kamu sigorta sisteminin tasfiyesini ve bireyselleşmeyi ve özelleştirmeyi savunuyor. Sosyal güvenliğin geleneksel kazanımlarını koruyarak ancak günümüzdeki sosyal gerçekleri dikkate alarak kamucu bir sosyal güvenlik sistemini yeniden inşa etmek lazım.
ZİHNİYET DEĞİŞİKLİĞİ ŞART!
Sosyal güvenlik konusundaki ana akım liberal zihniyetten köklü bir kopuş lazım. Sağlık ve emeklilik kamusal bir sosyal haktır. Emeklilik ve sağlık hakları piyasanın insafına terk edilemez. Sosyal güvenlik ve emeklilik bir yük değil, bir sosyal haktır. Emeklilik meselesi bütçe açığı ve yük tartışmasına indirgenemez. Sosyal güvenlik ve emeklilik bir yeniden bölüşüm sorunudur.
Kaynak kısıtı yoktur. Sosyal güvenlik ve emeklilik sistemi için kaynak sorunu yoktur. Mevcut kaynakların adil paylaşımı ve yeni kaynak yaratılmasıyla sistem emekliye refah sağlayabilir. Kaynak kısıtı ve denk bütçe (denk sosyal güvenlik bütçesi) neoliberal bir itikattır. Devlet sosyal güvenlik ve sosyal harcamalar için kaynak yaratabilir.
Sosyal güvenlik sistemi bütün yurttaşlar için ekonomik, sosyal ve fizyolojik risklere karşı kamusal bir koruma sağlayan bir sistem olarak tasarlanmalıdır. Bütün yurttaşlar sosyal güvenlik sistemi altında olmalıdır. Bu çerçeve bazı somut öneriler kaleme aldım. Kuşkusuz bunlar tartışılabilir, detaylandırılabilir ve çeşitlendirilebilir ama sosyal güvenlikte devrimci bir dönüşüm için hazırlanacak bir manifestonun özünü bunlar oluşturmalı.
BİR SOSYAL GÜVENLİK DEVRİMİ MANİFESTOSU!
1– Basit ve anlaşılır bir sistem. Karmaşık olmayan sade bir mevzuata ihtiyaç var. Sosyal güvenlik mevzuatı yamalı bohça durumundadır. Bu yamalı bohçaya yapılan her yama sistemi daha da adaletsiz hale getirmektedir. Sosyal güvenlik mevzuatına erişim hiç kolay değil. Dahası mevzuatın anlaşılması vatandaş açısından mümkün değil. Herkesin sosyal güvenlik haklarının sade, basit biçimde anlayabileceği labirentlerin olmadığı bir sisteme ihtiyaç var.
2– Ayrıcalıkların ve ayrımcılığın olmadığı adil bir sistem: Mevcut sosyal güvenlik sistemi adaletsizdir. Döneme, kuruma veya statüye bağlı çeşitli ayrıcalıklar tanınmıştır. Dahası sistem ayrımcıdır. Aynı koşulları taşıyan sigortalı veya emekliler için ayrımcı düzenlemeler içermektedir. Örneğin zamana, çalıştığı statüye bağlı olarak veya üst düzey kamu görevlileri ile siyasi memurlara ayrıcalıklar tanınmıştır. Sistem bu ayrıcalık ve ayrımcılıkları giderecek şekilde yeniden düzenlenmelidir. Kuşkusuz çeşitli risklere ve çalışma koşullarının özelliklerine bağlı olarak bazı sigortalı gruplarına tanınan hakları (örneğin: yıpranma payı) kastetmiyorum. Mesleki zorluk ve riskler dışında özel ayrıcalıkların olmadığı bir sistem. Emeklilik sisteminde özel kategorilere, siyasi veya üst düzey bürokratlara özel ayrıcalıklar tanıyan sisteme son verilmesi.
3– Herkese insanca yaşayacak asgari bir emekli aylığı: Sistem bütün yurttaşlara insanca yaşayabilecekleri bir emekli aylığını yasal güvence altına almalıdır. Emekli aylıklarının yasal bir alt sınırla korunması sağlanmalıdır. Emekli aylıkları her koşulda belirli bir oranın veya miktarın altına düşmemelidir. Geçmişte bu oran prime esas en düşük kazancın yüzde 70’inden az olamazdı. Şu anda bunu yüzde 35’e indirdiler. Böylece her 6 ayda bir en düşük emekli aylığı hükümetin takdirine göre artırılmaktadır. Bu sistem değişmeli ve emekli aylıkları için geçmişte olduğu gibi yasal alt sınır uygulamasına gidilmelidir. Bu alt sınır brüt asgari ücretin yüzde 70’inden az olmamalı ve çalışma süresine bağlı olarak bu oran artmalıdır.
4– Emekli aylıkları arasında denge: Günümüzde emekli aylıkları en düşük emekli aylığına yakınsamıştır. En düşük aylık 20 bin TL iken ortalama aylıklar 23-24 bin lira civarındadır. Emekli aylıkları çalışma süresine ve ortalama kazanca bağlı olarak yeniden düzenlenmelidir. Tıpkı prime esas kazanç alt ve üst sınırları gibi emekli aylıkları için alt ve üst sınırlar olmalıdır.
5– Aylık bağlama oranı ve büyümeden pay: Aylık bağlama oranları (ABO) ve güncelleme katsayıları insanca bir emekli aylığına olanak verecek düzeye yükseltilmelidir. Emekli aylıklarının kişinin çalışırken elde ettiği kazanca ve çalışma süresine bağlı olarak düzenlenmesi gerekir. Geçmişte aylık bağlama oranları kabaca ortalama kazancın yüzde 75 ve üstüydü ve çalışma süresine bağlı olarak bu oran artardı. Ayrıca 2008 yılına kadar emekli aylıklarının hesabında büyüme oranının tamamı dikkate alınırdı. Aylık bağlama oranlarının iyileştirilmesi ve büyümenin tamamının dikkate alınması gerekir.
6– Emekli aylıklarını artırılması: Emekli aylıkları bir kez bağlandıktan sonra hızla düşmektedir. Bunun nedeni emekli aylıkları artışında büyümenin dikkate alınmamasıdır. Emekli aylıklarının artışında emeklilere özgü bir tüketici endeksi ve büyümenin tamamı dikkate alınmalıdır. Genel enflasyon emeklilerin gerçeğini yansıtmamaktadır.
7– Adil bir emeklilik yaşı sistemi: Sosyal güvenlik sisteminin en önemli sorunlarından biri emekliğe erişimdir. Bu konuda ciddi bir yaş ayrımcılığı vardır. Emeklilik yaşı tartışmasını bir aktüeryal denge meselesi olarak değil bölüşüme bağlı olarak düşünmek lazım. Bu konuda mali değil insani ve toplumsal sürdürülebilirlik esas olmalıdır. Çalışma sürelerinin ciddi biçimde kısaldığı ve verimliliğin devasa arttığı bir dünyada emeklilik yaşının sürekli artması kabul edilebilir değildir. Elbette isteyen daha uzun çalışabilir. Ancak bir sosyal devlette yurttaş belirli bir yaşta emekli olabilmeli ve çalışma hayatının dışına çıkabilmelidir. Emeklilik yaşı konusunda da ciddi bir zihniyet değişimine, devrimci bir yaklaşıma ihtiyaç var. Ülkemizde emekliliğe erişimde ciddi yaş ayrımcılığı vardır. Aynı koşullara sahip çalışanların bir bölümü daha erken emekli olabilirken bir bölümü ise 17-20 yıla varan daha fazla süre çalışmak zorundadır. Bu sorun adil bir kademe sistemi ile giderilmeli ve bu haksız uygulamaya son verilmelidir.
8– Asgari gelir desteği: Sosyal güvenlik sistemine dahil olan kayıtlı çalışanlar dışında yurttaşların önemli bir kısmı sosyal güvenlikten yoksundur. Bu ciddi bir yaşlı yoksulluğu yaratmaktadır. Emekli aylıklarına dokunmadan her aileye asgari bir gelir girmesini sağlayacak bir asgari gelir desteği uygulamasına ihtiyaç vardır. Bu sistem sosyal güvenlik sisteminin tamamlayıcısı olarak düşünülmelidir. Örneğin 65 yaş üstü 850 bin yurttaşa 65 yaş aylığı bağlanmıştır. Bu aylık insanca yaşamaktan uzak, 5400 TL düzeyindedir. Bu aylık insanca yaşayacak bir düzeye yükseltilmelidir.
9– Kamu tarafından finanse edilen bir sistem: Geleneksel sosyal güvenlik sistemlerinin önemli bir bölümü prime dayalı (Bismarckyan) sistemler olarak kuruldu. Aktüeryal sigortacılık tekniklerine (birikim sistemi) dayalı bu sistemler günümüzde emekli sayısı arttığı ve ortalama ömür uzadığı için uygulanamaz duruma geldi. Dünyada sınırlı örnekler dışında primli sistem kalmadı. Artık sadece primlere (sosyal güvenlik vergileri) dayalı bir sistem mümkün değildir. Liberaller bunun yerine bireysel ve/veya tamamlayıcı sigorta sistemi öneriyorlar. Bu tuzaktan uzak durmak lazım. Artık esas olarak kamu tarafından finanse edilen bir sisteme geçmek gerekir. Emekli aylıkları ve sağlık sistemi.
10– Muhtaç olunan kaynak var ve yaratılabilir: Sosyal güvenlikte çalışandan ve emekliden yana radikal çözümler gündeme getirildiğinde o meşum iddia hep karşımıza çıkıyor: Kaynak yok! İşte bu neoliberal safsata ile köklü bir hesaplaşma ve kopuş şarttır.
Sosyal harcamalar ve sosyal güvenlik için kaynak vardır. Bu kaynak Gayri Safi Yurtiçi Hasıladır. Bu kaynağın bölüşümü ve yeniden bölüşümüdür asıl mesele. Sosyal güvenlik ve emekli aylıkları bir yeniden bölüşüm sorunudur. Gelirin yeniden bölüşümü kamu harcamaları (transferleri) ve vergi (prim) politikaları ile sağlanır. Emekli aylıkları emeklilerin primlerinin bir havuzda toplanması ve bunların nemalandırılması yoluyla yapılmaz. Sosyal güvenlik kurumlarının gelirleri de Hazine Tek Hesabında toplanır ve buradan yapılır. SGK’nin prim ve diğer olağan gelirleri yetmezse Hazine finanse eder. Dolayısıyla SGK özerk bir bütçesi olan bir kurum değil. Bir özel sigorta şirketi hiç değil. Kaynağı devlet yaratabilir. Bu kaynağı yaratmanın birden çok yolu var.
a– Emeklilik sistemine kamu katkısının artırılması. GSYH’den ve bütçeden sosyal güvenliğe ve emeklilere daha fazla pay ayrılmalıdır. Sosyal güvenlik ve emekliler için yapılan harcamaların AB ortalaması düzeyine yükseltilmesi ilk hedef olmalıdır.
b– İstihdam oranlarının artırılarak prim ödeyenlerin sayısının artırılması sosyal güvenlik gelirlerinin artmasına yol açacaktır. Türkiye’nin ciddi bir düşük istihdam sorunu vardır. OECD ve AB ortalamasının çok altındaki istihdam oranlarının yükseltilmesi şarttır. Bu konuda kamu tarafından sağlanacak güvenceli işler büyük önem taşıyor.
c– Kayıt dışı istihdamın azaltılması yoluyla prim gelirlerinin artırılması bir diğer önemli yoldur. Bu yolla sosyal güvencesiz yurttaşlar güvence altına alınabilir ve sistemin gelirleri artar.
d– Başta asgari ücret olmak üzere ücretlerin artırılması yoluyla prim gelirlerinin artırılması. Türkiye’nin düşük ücrete dayalı ekonomisi sosyal güvenlik sistemini de olumsuz etkiliyor. Ücretlerin artırılması sosyal güvenlik sisteminin gelirlerini artıracaktır. Asgari ücrete düşük zam yapılması emeklileri de olumsuz etkiliyor. Sistem dağıtım esasına dayalıdır. O nedenle yüksek ücretler yüksek emekli aylığını destekleyecektir.
e– Kurumun işverenlerden prim alacaklarının düzenli tahsil edilmesi sağlanmalıdır. Belediyelere dönük prim taarruzu siyasaldır. Aslonan işverenlerden primlerin zamanında tahsilidir. Sistem aflar ve yapılandırma yoluyla işverenleri ödüllendirmektedir.
Sonuç olarak sosyal güvenlikte neoliberal-muhafazakar zihniyet tarafından oluşturulan cenderenin dışında kamucu ve toplumcu bir dönüşüm ve devrim mümkündür. İnsanın ve toplumun kaderi başka insanların (vakıfların, “sivil toplum” kuruluşlarının ve cemaatlerin), piyasanın ve doğanın insafına bırakılmaz. Sosyal güvenlik sosyal, iktisadi ve fizyolojik risklere karşı insanın ve toplumun savunusudur. Şimdi liberal-muhafazakâr zihniyete karşı, sosyal güvenlikteki karşı devrimlere karşı bir sosyal güvenlik devrimini savunmanın zamanıdır.




