İsrail önce ilan etti, bas bas bağırdı, sonra da ilk adımı attı. Gazze’yi işgal ediyor. Taş üstünde taş, bir tek ocakta bir kap aş bırakmadığı Gazze’yi… Bir milyon insanı sürecek! Bir milyon!
İçeri daldı -sanki içeride değilmiş gibi- sonra bir adım atıp durdu ve lütfetti Netanyahu: İstediği her şey kabul edilirse hemen ateşkes olabilirmiş!
Hadi bırakın evinizi barkınızı da, bir yerden bir başkasına gidin bakalım. Üstelik arkanız Gazze önünüz sadece belirsizlik olmadığı halde… Gidebilir misiniz?
60 bin yedek askeri göreve çağıran İsrail ordusu, günlerce bombalayıp “yeryüzü cehennemi”ne çevirdiği Gazze’ye girdi. Dünyanın en pervasız terör makinesi güya “son terör yuvalarını ele geçirmek için” kent denilebilecek bir şey bırakmadığı Gazze’nin kenar mahallelerinde. Gidecekleri yer de kalmamış Filistinliler kaçıyor!
Ölümüne kaldıkları topraklarından… Hastalarının bombalanan hastanelerde, gazetecilerinin kaldıkları haber çadırlarında, efsane sporcularının yiyecek kuyruklarında, çocuklarının suyollarında, bebeklerinin açlıktan, annelerin süt veremedikleri yavruları izlerken kahrından öldükleri topraklarda çaresiz oradan oraya kaçışıyorlar.
Kızıl Haç bu askeri faaliyetin, işgalin yani, hem Filistinli siviller hem de rehineler için felaket olacağı uyarısında bulunuyor: “Aralıksız saldırılar ve tekrar tekrar yerinden edilmelerden aylar sonra, Gazze’deki insanlar tamamen tükenmiş durumda. İhtiyaç duydukları şey daha fazla baskı değil, rahatlama; daha fazla korku değil, nefes alma şansı. Onlar, onurlu bir şekilde yaşamak için gerekli olan gıdaya, tıbbi ve hijyen malzemelerine, temiz suya ve güvenli barınağa erişebilmelidir.”
Dinleyen kim? İsrail ordusu, Filistin topraklarındaki sağlık ve yardım kuruluşlarına zorunlu kitlesel yerinden edilmeye hazırlanmaları talimatını verdi bile. İsrail, “işgal edeceğim, 1 milyon kişiyi güneye süreceğim” diyor ve yapıyor. Dünya sadece izliyor. Lanet olsun ki, sadece izliyoruz!
Guardian dün İsrail ordusu IDF’nin gizli verilerinin, Gazze’de Mayıs ayına kadar 53,000 kişinin öldü(rüldü)ğünü, bunlardan 8,900’ünün savaşçı olduğunu gösterdiğini yazdı. Bu; “Öldürdüklerimizin yüzde 83’ü sivil!” demek.
İsrail, “kıyamet sonrası düzen”i kuruyor. Hukuk denemez de, “kıyamet sonrasının hukuku”nu. Haydutların ve kaba kuvvetin hiçbir kural tanımadan hüküm sürdüğü düzeni…
Mad Max film serisinden hiç değilse birini izlemişsinizdir. Değilse de, bulup bir göz atın. Nereye gittiğimizin, İsrail’in başını çektiği ABD’nin de ittirdiği bir süreçte dünyanın nereye götürüldüğünün resmini göreceksiniz o filmlerde.
Mad Max’te; savaşlar, petrol ve su gibi kritik kaynakların kıtlığı ve ekolojik soykırım nedeniyle yaşanan toplumsal çöküşü, çevrenin tümüyle çöle dönüştüğü, taş üstünde taşın kalmadığı bir coğrafyada barbarlaşan insanları ve çetelerin bir grup zavallı iyi insana vahşice saldırılarını izlersiniz.
Ortaçağ’ın atlarının yerini birer savaş makinesine dönüştürülmüş modifiye araçlar almıştır. Kural yoktur. Kanun yoktur. Ahlak, vicdan yoktur. Yağma, talan, tecavüz, katliam… Gücü yetene her şeyin mübah olduğu bir dünya oluşmuştur.
Ailesi katledilen otoyol devriyesi Max, başkalarına yardım mı etsin bu kıyamet ortamında kendi yolunu çizip gitsin mi arasında bocalarken, insanlığı ağır basar.
Şimdi İsrail’in kıyamet-sonrası filmlerinin en korkunç sahnelerine dönüştürdüğü Gazze karşısında, “Bir Mad Max bile çıkmıyor!” dememek elde değil.
İyi insanlar milyonlarla sokaklarda. Umut da Mad Maxler de aralarında. Ya insanlık İsrail’i durduracak ya da o Gazze’de ilerleyerek dünyayı kıyamet-sonrası filmleri sahnesine döndürecek.



