Desinler… Ben zaten alıştım… Hz. Ebuzer Giffari’yi de “sen iştirâkiyyûn mezhebindensin (komünist/sosyalistsin)” diye Rebeze Çölüne sürmüşler ve orada yalnız başına vefat etmişti(1). Ayrıca birbirimizi daha yakından tanıdıkça aramızda fazla bir farkın olmadığını görüyoruz. Açıkça söylüyorum; namuslu hiçbir komünistin, sosyalistin ve solcunun “Ben de Allah’a inanıyorum ve Müslüman’ım” diyebilmesi için, kendini tanımladığı konumundan vazgeçmesi gerekmiyor… Devrimci Müslümanlarla devrimci solcuların büyük buluşması gerçekleştiğinde insan hakları, adalet, eşitlik ve özgürlük ayağa kalkıp şahlanacaktır. Kapitalist egemenler ancak bu şekilde geriletilebilecektir. Türbinlerdeki yaftacılara bunu söyledikten sonra, sahaya dönelim.
İnsanların toplu yaşayışlarında, birbirlerinin çeşitli ihtiyaçlarının karşılanması konusu önemli bir yer tutar. Yani birileri bir başka birileri için mal ya da hizmet üretirler. İhtiyacı olanlara, üretilen mal ve hizmetin sunulması, üreten için bir külfet meydana getirir. Bu külfet bir nimeti gerektirir. Daha açık bir deyişle, işi görülen işini görene bunun karşılığında bir ücret ödemelidir. Külfet-nimet ilişkisinde bir denge, hakkaniyet ve adalet varsa sorun yok ve sistemin işlemesi meşrudur.
Ancak bir faaliyet, etkinlik ve çabalayıp emek verme alanı var ki, bu hiçbir şekilde ücret karşılığında yapılmaz, yapılamaz, yapılmaması gerekir. Bu faaliyet, sadece Allah(c.c.) rızası için yapılır ve karşılığı da sadece Allah’tan beklenir. Her şeyin sahibi olan Allah, aşağıda mealini verdiğim ayette de görüleceği gibi, vereceğini vaat ediyor. İşte bu bağlamda insanlara Kur’an’ı duyurmak, anlatmak, O’nun doğrultusunda Resulullah’ın ve arkadaşlarının yaptığı gibi doğru yola davet etmek için, kimse kimseden ücret isteyemez, istememelidir. Resulullah(s) hiçbir zaman böyle bir şey yapmamıştır. Uyarma ve davet yapan hiçbir Müslüman da bu eylemini(ibadetini/hayır üretmeyi) ücret karşılığı yapmamalıdır.
Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de çok açık ayetler var. Aşağıda üç ayet meali ve dokuz de ayet ve sure numarası vereceğim. Ayrıca Resulullah’ın ve çok değerli arkadaşlarının ortaya koydukları örnek hayatları da önümüzde duruyor. Konumuz bağlamında okunmasının çok yararlı olacağını düşündüğüm R. İhsan Eliaçık’ın “Hanginiz Muhammed” kitabını anmadan edemeyeceğim… Ayet mealleri ile sure ve ayet numaraları: “Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalıyorlar” (Kalem 68/46). “Oysa sen onlardan herhangi bir ücret de istemiyorsun. O bütün insanlık için bir öğüttür”(Yusuf 12/104). “ Sen onlardan bir harçlık(haraç/vergi) mı istiyorsun? Rabbinin vereceği haraç(harçlık) daha hayırlıdır. Dikkat et! O, hayırlı rızk verendir” (Mü’minun 23/72). Kur’an-ı Kerim: 6/90, 25/57; 26/109, 127, 146; 34/47; 38/86; 42/23; 52/40
Hiçbir eylem zahmetsiz olmaz. Bilindiği gibi her işin bir zorluğu vardır. Bu bakımdan insanların uyarılması, onların Kur’an Yolu’na çağırılması, bazen zorlukları da beraberinde getirir. Bu zorlukları Resulullah ve ashabı yaşayıp gördüler, aynı yolda olan bütün inananlar da görebilirler. İnanmamakta ısrarcı olanlar bilinmeyen, görünmeyen, gelecekte olacak konular hakkında birçok söz uydurup zorluk çıkarır ve bahane uydururlar. Söylediklerini sanki Allah böyle istiyormuş gibi, Kitapta varmış gibi anlatırlar. “Yoksa gayb(görünmeyen ve bilinmeyen) yanlarında da böylece onlar mı yazıyorlar?” (Kalem 68/47). Genellikle bu tutum içinde olanlar din adamları, dinsel sektör rantçıları, dini topluluklar(cemaatler)ın önderleri ve bağlıları içinden çıkmaktadır. Bu tip insanlar kendilerini müstağni gördükleri için, uyarılmalarını gereksiz ve had bilmezlik olarak değerlendirirler. Çevresinde bulunanların da uyarılmalarını kesinlikle istemezler, çünkü onların gerçekleri görmesi statükolarını sarsar.
Bütün peygamberlere ilk karşı çıkanlar, daima mevcut statüko sahibi din önderleri olmuştur. Günümüzde de bunun örneklerine çokça rastlanmaktadır. Din adamlığı, din görevlisi gibi bir meslek icat edilmiş. Bu meslekten olmayan inanmış kişiler, insanları yalnızca Allah ve Resulü’ne itaat etmeye ve Kur’an yoluna çağırdıklarında, meslekten olanlar hemen ayağa kalkıp, “onlar meslek dışından, bu işi bilmezler, anlamazlar.” diye karşı çıkıp uyarılanları, uyaranlara uymamaları için tehdit etmeye başlarlar. Herhangi bir ücret beklemeden, İslâm Dinine insanları davet edenlere karşı çıkan münafık din bezirgânları o kadar ileri giderler ki; kimsenin bilmediklerini kendilerinin bildiklerini iddia ederek, kendilerinin izlenmesinin gerektiğini söylerler. Elbette bu noktada birçok vaatlerde bulunurlar, ne vaatler, ne vaatler, hem dünyevi hem uhrevi…
“Din Adamı/ruhban/ruhani” tanımlamasının içinde yer alan kişilerin bunu meslek olarak görmeleri ve geçimlerini buradan sağlamalarının sorgulanması gerektiğini düşünüyorum. Zaten bir üstteki paragrafta bunun işaretini vermiştim. Baştan şunu bir söyleyelim: Peygamberimiz Hz. Muhammed ve diğer peygamberlerin hiç birisi “din adamı” ve cami hocası, kilise papazı ve havra hahamı gibi “din görevlisi” değildi. Bu bağlamda yazar ve düşünür Eliaçık’ın yukarıda andığım kitabından ödünç bir alıntı yapmak istiyorum.
“Vatikan kilisesinin balkonundan halkı selâmlayarak “kutsayan” Katolik papaları… Kilisede dev sakalı ve simsiyah cübbesi ile tütsüler içinde ayin yaptıran Ortodoks rahipleri… Tapınakta Nirvana’ya duran Budist keşişleri… Camide vaaz veren kırmızı fes üzerinde beyaz sarığı ile Sünni hocalar… Kum şehrinde kum gibi kaynayan siyah, beyaz sarıkları ile Şii mollalar… Dergâhta post üzerinde müritlerine feyiz dağıtan tarikat şeyhleri… Cem evlerinde semah yaptıran upuzun beyaz sakalıyla Alevi dedeleri… Velhasıl kendilerine özgü renkli kıyafetleriyle dünyanın değişik yerlerinde görmeye alışık olduğumuz o “din adamı” görüntüleri… Acaba İslâm Peygamberi Hz. Muhammed böyle birisi miydi? Hz. İbrahim, Musa, İsa bunlar gibi miydi?
“Din Adamı” tabirinden, bir sınıf veya meslek olarak din adamlığını kastediyoruz. Çünkü insanların çoğu “Nasıl ki her mesleğin bir adamı var; din de bir meslek olduğuna göre onun da adamları olur” diye düşünüyor. Acaba öyle mi? Din bir meslek midir? (R. İhsan Eliaçık, hanginiz Muhammed, sihirbaz, kâhin, ruhban, din adamı değil; arkadaş peygamber, İnşa Yayınları, 2010/İstanbul).
Din bir meslek olarak görülünce, arkasından da “meslek, erbabınca icra edilir” anlayışı gelir. Bu nedenle halkımız arasında hep şu söylenir: “Kardeşim evvela hocalar bir dürüst olsunlar; adam bir de hoca olacak; hocanın dediğini yap, yaptığını yapma” Neden? Çünkü kişi, hocayı da demirci, terzi, ayakkabıcı, şoför gibi bir meslek sınıfından görüyor. İşin ilginç yanı, din adamları da kendilerini öyle görüyorlar…
Eski ve günümüz dünyası uyduruk dinlerindeki ücret karşılığı “din hizmetleri” görme ve bunun üzerinden mal, mülk ve itibar elde etmenin referans ve uygulamalarını bir kenara bırakıp İslâm Dünyasına bakalım… Herkesin bildiği gibi, Hz. Muhammed’in yirmi üç yıllık hayat mücadelesini ve O’nun yolunda kısa sürede olsa gösterilen çabalarla elde edilenleri, hiçe sayıp onlara rağmen oluşturulan Emevi sultanlığı ve devamındaki dönemler… Bu dönemlerden tevarüs eden ve elan sürdürülen; “Hz. Muhammed’in tüm hayat mücadelesini boşa çıkartan Emevi tecrübesi ve buna bağlı olarak her dönemdeki ruhbanlara uygulanabilecek olan,“ Farklı olana yaşama hakkı tanımayan ya da bunu bir lütuf olarak gören anlayış “yaratıcıdan çok yaratıcılığa soyunmak” değilse, nedir? Yaratıcıya inanıp, O’nun tanıdığı alanı insanlara çok görmek ya da bunu kendi insaf alanı içinde kontrol altında tutmaya kalkmak şirk yani “Allah’a ortak koşmak”, ortak olmaya çalışmaktır.”(Ayhan Bilgen, Birikim, Tanıl Bora ile söyleşi, sayı: 258, Ekim/2010).
İnsan hakları, işçi sorunları, yoksulların dertleri konusunda yaptığımız konuşma ve tartışmalarda özellikle din adamları, E. Che Guevara’nın söylediği “Yoksullara yardım ettiğimizde, güzel diyorlar. Ama yoksulluk nereden kaynaklanıyor diye sorduğumuzda, komünist diyorlar” sözüne benzeyen “sen zenginlik düşmanı komünist misin? Kişi kırkta bir zekâtını veriyorsa istediği kadar zengin olup dilediği gibi yaşayabilir.” İfadelerini kullanıyorlar. Böyle insanlar, elbette bu görevlerini bedavaya yapmazlar. Evet, onlar, gizli(zarf içinde, e-maille, banka hesabına, vs.) –açık “ücret” isterler.
Sonuç olarak;
Kendilerini din adamlığı meslek sınıfından görüp, geçimleri din kaynaklı olan insanların, bulundukları toplumlarda vahyin gereği anlamında bir hizmetlerinin olup olmayacağı hep tartışılacaktır…
(*)Sahih-i Buhari muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve şerhi, cilt:5, s.27, Mütercimi ve şarihi Kâmil Miras, 3. baskı, Başbakanlık basımevi/1972-Ankara. Ayrıca bkz: İştirâkiyye: Komünizm ve İştirâkiyyûn: Sosyalistler(Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat).
