Aslında İsrail her ikisinde de insanlık suçunu işlemiştir, ama ikincisinde açıkça ve naklen suçüstü yakalanmıştır. Buna rağmen bazı çevreler, İsrail’in de haklı yanlarının bulunduğu gafletini gösterebildiler. Körlük paradigmaları…
Ortada iki düşman taraf var, tamam. Düşman tarafların ilân edilmiş bir savaş bağlamında askerlerinin çatışması (olmasa iyi ama ne yazık ki oluyor), bazen kaçınılmaz olabilir, o da tamam. Ama güçler arasında hiçbir orantı yok ve gücü kat, kat üstün olan, çok sorumsuz bir şekilde sivil yaşlı, kadın, çocuk ve bebekleri katlediyorsa, bu durum için ortak evrensel bakış açısı özde bir olmalıdır. Erdem paradigmaları… Yanlış olana da, doğru olana da doğru bakış açısı…
Dünya genelinde toplumlar üzerinde etkili olan yazar, düşünür, siyasetçi, stratejist, analist, emekli ve görevdeki diplomatlar, askerler ve değişik etkiler bağlamındaki kanaat önderlerinin kendi anlam dünyalarından Gazze olayına bakış açıları/paradigmaları, diğer sıradan insanları yönlendirmede epeyce etkili olmuştur. Bu bağlamda ‘eğri cetvel’, ‘sahte itibar’ ve ‘ün’ bu paragrafın başında ilgi alanları anılan insanların bir kısmı için kuvvetli bir kalkan, yay ve ok olmuştur.
Bu tür olaylar karşısında insanların nasıl davranmaları, konuşmaları ve yazmaları gerektiği konusunda kuralları belirleyen yazılı bir belge yoktur. Hiç yoktur demek belki çok isabetli olmayabilir. Çünkü uluslar arası bazı anlaşmalar sonunda imzalanan belgeler var. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi buna örnek verilebilir. Bu da kâğıt üzerinde bir belgenin varlığına örnek olmaktan öte bir anlam taşıyor denemez. Ona bakarsanız, İnsan hakları Mahkemesi, Lahey Adalet Divanı gibi kurumlar da ellerinde bulunan belli yazılı hukuka göre işlem yaparlar. Ama her zaman bu zeminlerde adaletin tecelli ettiği söylenemez. Yanlı paradigmalar…
Her dönemde o dönemin egemenleri/müstekbirleri dönemi algılama ve yönlendirme düşünce sistemini oluştururlar. Sonra bu sistemlerine “bilimsel, çağdaş” kılıfını da giydirerek, çoğunluğa dayatırlar ve bilinçsiz kalabalıklar/sürü egemenlerin filtresinden geçen bu anlayışları doğru zannederler ve kandırılmış çoğunluğa dayalı elde edilen söz konusu düşünce sistemi sorgulanamaz bir doğru olarak varlığını sürdürür gider. İstikbar paradigmaları… Zalim ve kibirli egemenlerin yerleştirip, uyguladıkları kurallar çerçevesi.
İstikbar paradigmalarının egemen olduğu toplumlarda bazen reflekse dayalı, bazen de bilinçli ve organizeli olarak egemenlerin zulmünü ortadan kaldırmak üzere diriliş ve direniş hareketleri gelişir. Yani ahlak ve vicdan uyanır ve insan olma onurunu yeniden kazanmak ister. Ahlak, insanın yaratılış sürecinde ana rahminde oluşan ceninin ruhsal saflığını/temizliğini, vicdan da ruh saflığına bağlı olarak vücudun temizliğini ifade ediyor dersek, bunların ikisinden oluşmuş olarak dünyaya yeni gelen varlığa fıtratı mutahhar/temiz insan diyebiliriz. Bireysel ve toplumsal ahlak ve vicdanın uyanması demek; geçmiş süreç içinde olumsuzluğa evrilmiş insanın, özüne dönüşü; onurlu bir değişim ile devrim yaparak yeniden dirilişi gerçekleştirmesidir. Diriliş paradigmaları…
Zalim egemen paradigmalarının hüküm sürdüğü toplumlarda elbette zulme uğrayan mağdur/gadre uğramış-hakları yenmiş- insanlar bulunur. Bu insanlardan bir kısmı diriliş paradigmaları çerçevesinde direniş içinde olup, kendi mağduriyetlerini kendileri gidermeye ve ayaklar altına alınmış onurlarını kazanmaya çalışırlar, bir kısmı da acındırma ve mağdurluk edebiyatları ile insanlardan itibar dilenirler. Mağdurluk paradigmaları…
“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz” , “Yanlış, itibarı artmakla hiç bir zaman doğru olmaz.” ve “ Ün, değerin unsurlarından değildir.” sözlerinin hepsinde kendi iç dinamikleri bakımından tam bir tutarlılık görülmektedir. Sözlerin son kelimelerine bakarsak, “çıkmaz”, “olmaz” ve “değildir” kelimelerinin üçünde de olumsuzluğa dikkat çekilmektedir. İlk kelimeleri de ilginç; “eğri”, “yanlış” ve “ün” üçü de olumsuzluğa neden olacak özelliklere sahip. Burada “ün” sözü hakkında itiraz edilebilir. Bu sözün ille de olumsuzluğa neden olacak bir öz taşıyıp-taşımadığı konusunda tereddütler ortaya çıkabilir/konabilir. Ünlü olmak ve bunun üzerinden elde edilmiş güç ile sürdürülen yaşantıların iyi örnekler olma bakımından yeri ve değeri tartışma götürür.
Şan, şöhret, nam sahibi/ünlü olmanın cazibesine kapılmamak, her insanın başarabileceği bir durum değildir. Gerçekten zordur diye düşünüyorum. Ama işte o cazibeye kapılanların yaşam merdivenlerinde hata yapma ihtimalleri böyle bir cazibeye kapılmama becerisini gösterebilenlere göre daha yüksektir. Şöhret arzusu ve gömleği insanın erdemli kalabilmesi bağlamında her zaman bir tehdit unsuru barındırmaktadır. Bunun birçok örneğini isteyen herkes etrafına bir göz attığında rahatlıkla görebilir. Bir insan hem ünlü hem değerli, ünlü olmadan değerli, değerli olmadan ünlü ve hem değersiz hem ünsüz olabilir mi? Sorularının dördüne birden “evet! ” demek mümkündür.
Her insanın kendi parmak izi kadar her türlü donanımı bakımından da kendisi olması, olumlu özellikler toplamı olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamdaki farklılıklar bireysel ve toplumsal yaşam ve ilişkilerde keyif /mutluluk artırıcı katkıda bulunabilir. Demokrasi adı altında özlemi çekilen toplumsal yapı bu olsa gerek. Her farklılık bir zenginliktir, yeter ki; farklılıklar üzerinden “doğru” nun yerini yanlışlar almasın.
İnsanlık tarihi boyunca din, ekonomik düzey, siyasi ve askeri güç, etnik ve sosyal sınıf gibi farklılıklar üzerinden oluşturulan anlayışlar yüzünden çok acılar çekilmiştir. Elan da çekilmeye devam ediliyor. Burada zulmedenler ve zulme uğrayanlar ile her ikisinin yerleşik paradigmalarına dikkat etmek gerekir. Sömürenler, zorla sömürülenler ve sömürülmeye müsait olanlar ve bunların hepsinin kendileri açısından doğrulukları tartışılmaz paradigmaları var. Dogmatik paradigmalar..
Osmanlı bakiyesi ve böyle olmakla haklı olarak övünen Türkiye Cumhuriyeti yöneticileri ve tebaasının bir kısmı, Osmanlı’nın sömürgecilik yapmadığını söyler ve bununla ile övünür, bir kısmı da yakınır. Muhafazakâr ve geleneksel dindar kesim övünen tarafı oluşturur. Ne var ki, aynı muhafazakâr ve dindar kafa, günümüzde Afrika ve Asya’da aynı anlamda Türkiye menşeli olarak yürütülen faaliyetleri alkışlıyor. Bunlara Osmanlı’nın yukarıda sayılan üç eylemi yapmadıklarına üzülenler de katılıyor, tabi ki… Hiçbir noktada anlaşamayan topluluklar, konu uzun vadeli çıkar olunca hemen birleşiyorlar. Ön koşulsuz çıkar paradigmaları…
Bir zamanlar çok konuşulurdu (keşke şimdilerde de konuşulsa da insanlara birçok yanlış, doğru diye yutturulmasa); bir Amerikalının ya da İskandinav ülkeleri ile birçok başka Avrupa ülkesinde bir kişinin tükettiği su, elektrik, petrol ve başka kaynaklar ile bir Afrikalının ya da Asyalının tükettiği miktar arasındaki farklar… Örneğin aklımda şöyle bir şey kalmış; bir Amerikalı 350 Kenyalı kadar enerji tüketirmiş. Düşünün, her Afrikalı bir Amerikalı ya da Avrupalı kadar enerji tüketmiş olsun. Dünyadaki enerji rezervleri ne kadar dayanır, ya da ne kadar enerji savaşları çıkar?
Yanlışların doğru diye yutturulması sözü geçince, Şair-Düşünür İsmet Özel’in birkaç yıl önce söylediği, (yaklaşık olarak, mealen) “Bize birçok şeyi yararlı ve doğru diye yutturdular. İyi ki onların hepsini kustum ve onlardan kurtularak rahatladım.” Sözünü hatırladım. Kusulası paradigmalar…
Sonuç olarak; Bireylerde ve giderek topluluklarda oluşan/oluşturulan zihin haritaları/paradigmalar buraya kadar yazılanlardan da anlaşılabileceği gibi, bireysel ve toplumsal yaşamda çok önem taşıyor. Bu nedenle burada bir daha ahlak ve vicdan unsuruna dikkat çekmek istiyorum. Bilimsel ve teknolojik çalışmalarda sağlanan gelişmeler, eğer; bireysel ve toplumsal yaşamda olmazsa olmaz değerler olan eşitlik, özgürlük, adalet, barış ve huzuru zedeliyorsa, bu çalışma alanlarında yanlışlık yapılıyor; eğri cetvel, hak edilmemiş itibar ve ün iş başında demektir. Bu durumda egemen paradigmaların acilen gözden geçirilmesinin gerekliliği kabul edilmeli ve çözüm üretilmelidir.
Not: Paradigma konusunda bakınız:
1- Bilimsel devrimlerin yapısı, Thomas S. Kuhn, çeviren: Nilüfer Kuyaş, alan yayıncılık 2003/İstanbul.)
2- Toward an In- tegrated Sociological Paradigm, 1981. Sosyoloji Sözlüğü /Gordon Marshall-Çeviri: Osman Akınhan – Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yay.
3- ”(Felsefe Sözlüğü- A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal-Bilim ve Sanat Yayınları).
4- (Antropoloji Sözlüğü, Cemal Güzel, “Paradigma”, Kudret Emiroğlu, Suavi Aydın, Bilim ve sanat Y. Ank.2003).
