“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz.” (Hz. Ali)
“Yanlış, itibarı artmakla hiç bir zaman doğru olmaz.” (Tagore)
“Ün, değerin unsurlarından değildir.” (Montaigne)
Bu üç sözün, içerikleri ve demek istedikleri bakımından ortak paradigmalara sahip olduklarını söyleyebiliriz. Birinci sözde hedef, “doğru çizgi” çizebilmektir. Bu sözdeki “doğru” sözcüğü, sözün ve sözün anlatmak istediği anlamlar dizisinin merkezidir, “çizgi” sözcüğü ise, doğru olması gerekenlerin anlamlar bütünü adına sözde yer almıştır. Esas olan ‘doğru çizgi’ çizmek tasavvurunda, toplam/birikmiş kusurlar adına da “eğri cetvel” sözüne yardımcı eleman/araç olarak görev verilmiştir. Sözün içinde gizli, ama kendisini derinden gelen dalgalar gibi, ya da kuvvetli bir gök gürlemesi gibi belli eden bir araç daha var; doğru cetvel… Eğri cetvel ve doğru cetvel karşıt ifadeleri, bu söz ile ilgili söylenebilecek toplam söylem içinde ana paradigmaları/çerçeveyi anlatıyor diyebiliriz.
İkinci sözde hedef, “doğru olmak”tır. Bu sözde “doğru” kavramı daha genel anlamda işlevlerle yüklü görünüyor. Karşıt kavram olan “yanlış” da aynıdır. Sözdeki “itibar/sosyal statü” kavramı, ‘doğru olma’ aleyhine görev yapıyor, suç işliyor. Esas suçlu olan “yanlış”tır. Ama itibar, yanlışın suçunu örten bir suçlu ve hatta her zaman (sözde geçen, “hiçbir zaman”ın tersi) onun suçunu örtmekle kalmıyor, doğru gibi gösterip, çıkar sağlamayı sağlıyor. Aslında “itibar” kavramı özünde olumlu paradigmayı/modeli simgeleyen bir özelliktir. İtibar kendiliğinden gelen bir şey değildir. İtibar elbisesini giyebilmek için, epeyce bir çaba harcamak gerekir.
Üçüncü sözde hedef “değerli” olmaktır. Epeyce bir zamandan beri “değer” olarak kullanılan kavramın yerine eskiden “kıymet” kavramı kullanılırdı. ‘Kıymet’ kelimesi ile kıyam kelimesi Arapça “qawame” kökünden gelirler. Kıymet kelimesinin Türkçe karşılığı olarak değer kelimesi kullanılmış ve bu kelime dilde tutarak yerleşmiştir. “kıyam” kavramı; ayakta durmak, ayakta olmak, canlı, sağlam ve oturaklı olmak, haksızlık karşısında direnmek/kıyam etmek, İyiyi, güzeli, doğruyu, savunmak/mukavemet, mekânı/sorumluluk alanını idare edip, korumak/kaymakamlık aynı kökten gelen kelimelerdir. Görüldüğü gibi “değer” kelimesinin, yerine geçtiği ve bizim “kıymet” dediğimiz kavram ne muhteşem bir anlam dizisini/paradigmatik içeriği(değerler dizisini), eylem kuvveti taşıyor.
“Değer/kıymet” sözcüğü tamamen olumlu bir içeriğe sahiptir. O bakımdan bu içeriği oluşturan unsurlar/yardımcılar da olumlu özellikler taşımalıdırlar. Esas olan değerdir, ama değeri ayakta tutan da mukavim unsurlar/sağlam dayanaklardır. İşte bu sağlam dayanaklar arasında “ün (nam, şan, şöhret ve sahte itibar)” diye bir bileşenin yeri yoktur. Ünün etkili olduğu durumlarda, eğri cetvel ve sahte itibar gibi yanıltıcı kuvvetlerinin çalışmış olabileceği ihtimali çok yüksektir.
Bu üç söz akraba mıdır? Yani, paradigmaları açısından birbirlerine yakın mıdırlar? Ya da ortak paradigmaları var mıdır? Bu soru, paradigmaları ortak mıdır? Diye de sorulabilir. Bütün bu sorulara “evet !” diye cevap verilebilir. Bu üç sözün ayrı, ayrı ana temaları, ortak bir bakış açısına işaret etmektedir. İşte bu da onların ortak paradigmasıdır. Bu sözleri birer insan olarak düşündüğümüzde, anlatmaya çalıştıklarının aynı hedefe yöneldiklerini görürüz; doğru ve değerli olmak…
“Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz” sözü dile gelip, kendi kendisini anlattığında şunları söylemesi kuvvetle muhtemeldir; doğru çizgi doğru cetvelle çizilir. Adalet doğru yasalarla sağlanır. Doğru tartı doğru terazi ile yapılır. Doğru eğitim doğru içerikli program, doğru konular ve doğru eğitimcilerle yapılabilir. Doğru beslenme doğru besinlerle yapılır. Doğru tedavi doğru hekim, doğru tanı ve doğru ilaçlarla yapılır, vb.
Söz, bunları dile getirmeye neden ihtiyaç duyar? Demek ki, bütün bu doğru araçlarla yapılması gereken doğru işler, eğri araçlarla eğri olarak da yapılabiliyor da ondan… Doğru tartı konusunu ele alalım; bir tartının doğru olabilmesi şu şarta bağlıdır: Tartı aleti/terazi doğru olmalı, aynı şekilde tartıyı yapan da doğru olmalı. Bu örnek (model)/paradigma bireysel ve toplumsal yaşamın her alanına uygulanabilir.
Herhangi bir konuda doğru bir yasayı hazırlamak kadar, o yasayı uygulayacak olanların da doğru insanlar olması gereği vardır. Yani eğri cetvel, sadece insanın kullandığı araç değil, bazen kendisi de olabilir. Bir ders için çok doğru bir müfredat programı hazırlanabilir, ama eğer o dersi verecek, doğru öğretmen yoksa ve o ders de birileri tarafından öğrencilere veriliyorsa, bundan olumlu bir sonuç almak mümkün değildir. Tersinden bakarsak; doğru hazırlanmamış müfredat programları ile buna bağlı olarak yanlış hazırlanmış kitaplar ve öğretmen doğru olsa bile dersler doğru olarak verilemez.
Eğri çizimlerin devam ettiği toplam sonuçlardan bellidir. İşin en kötü tarafı, sonuçlar başarıyı göstermediği halde, işlem devam ettirilir. İşte buna paradigmanın felci diyebiliriz. Çünkü bu konuda oluşmuş toplam ortak yargı iflas etmiştir. Bu durumun egemen olduğu bir toplumda ve giderek bütün Dünyada esenlik, barış ve adalet olamaz, elbette eşitlik ve özgürlükten de hiçbir şekilde söz edilemez. Tam tersine huzursuzluk, zulüm, acı, sömürü, yağma, çevreyi kirletme, insanı bozma ve kötülük adına ne varsa hepsi aynı anda kendisini gösterir ve varlığını sürdürür.
Eğri Cetvel’in egemen olduğu bir toplumda yanlışlar itibarlı ve güçlü/müstekbir, doğrular ise ezilen ve sömürülen/mustazaf durumunda olurlar. İşte tam bu noktada, “ün” ve “değer” kavramları tam olarak gerçek yerlerine oturtulmazlarsa büyük yanılmalar meydana gelir. Eğri Cetvel sahibi egemenler (yalan ve günah ile elde ettikleri gücün sahibi müstekbir müstağniler) ünleri ile değersizliklerini örterler ve daima toplumun ileri gelenleri olurlar. Dolayısıyla yönetmede, ekonomide, bireyleri ve toplulukları biçimlendirme(eğitim-öğretim)de ve daha başka birçok alanlarda gerçekten yetki ve sorumluluk kendilerininmiş gibi davranarak, insanlara sürekli acı çektirirler. Çünkü onlar ünleri ile değersizliklerini örtmüşler ve insanları kandırmışlardır. Oysa “ün, değerin unsurlarından değildir.”
Ah, o yanlış olduğu halde, doğruluk adına işleyen sözlü, yazılı ve de illâ ki kamuflajlı/süslü gizleyici kurallar/ paradigmalar… Ne ilginçtir ki; yanlış olduğu halde doğrudur diye uygulanan birçok acıtıcı, incitici, itibarsızlaştırıcı kural sorgulanamaz bir makamdadır. Kazanılan sahte itibar, acaba gerçek itibar sahibi kaç kişinin itibarının yok olmasına neden olmuştur? Bu bağlamda, dünyanın her yerinde kişilere kaybettirilen itibarların sonradan iade edilmeleri uygulamalarını hatırlayabiliriz. Çarpık paradigmalar!
Önce al, sonra ver. Bazen öyle komik oluyor ki, alan da veren de aynı güç, aynı kişi, kurum ve kuruluştur. Hani vardır ya; eşeği önce kaybettir, üzülsün, sonra buldur sevinsin. Bu arada sen, doğru çizgileri eğrilerle, doğruları yanlışla, değersizlikleri de ünlülerle değiştir ve gemini yürüt. Uyuyan toplum paradigmaları! Öyle olmasaydı, yanlış itibarı artmakla doğru olur muydu?
Doğru çizgi, doğru ve değerli olmak sözleri, birey ve toplumun bireysel ve toplumsal yaşantılarındaki ilişkiler ve davranışlar bakımından erdem ve ahlak bağlamındaki durumlarına işaret etmek için seçilmiştir. Yerleşik düzen ve yaşamda bir paradigma karmaşasından söz etmek mümkündür. Aynı topraklarda yaşayan, aynı eğitim kurum ve kademelerinden geçen, aynı kültürel etkileşim çevresinde yetişen ve yaşamlarını sürdüren insanların birçok konuda farklı düşünmeleri, haber ve olayları farklı algılamaları ve yorumlamaları insanın doğası gereği, normaldir. Ancak ortak kimi evrensel değerler üzerindeki yaklaşımlarda da çok büyük farkların olması, bir yanlışlığa ve paradigma karmaşasına işaret eder. Karmakarışık paradigmalar…
Bu aksak durum, İsrail’ in son Gazze saldırısında çok açık bir şekilde gözlenmiştir. Burada çok dikkat çekici bir şey oldu; saldırılar ilk başladığında nerede ise herkes Gazze’ de ölen insanların haksız yere öldürüldüğünü söylerken, günler geçtikçe, özellikle ateşkesten sonra birçok kişi Hamas’ ın da haksızlık ettiğini söyledi ve yazdı.
Gazze’deki İsrail-Hamas savaşında durum böyleyken, daha sonraki İsrail’in Mavi Marmara’ya yaptığı saldırı sonrasında da çok farklı olmadı. Oysa İsrail’in Gazze’ye saldırması ile uluslar arası sularda gene uluslar arası bir yardım gemisi Mavi Marmara’ya saldırması ve dokuz insan hakları aktivist Müslüman’ı şehit etmesi çok farklı olaylardır. Ama birinci olaydaki durum yaklaşık olarak ikinci olayda da görüldü.
Not: Konu bundan sonraki yazı ile bitirilecek.
