• Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
    • Yaşam
    • Türkiye
    • Dünya
  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
    • Belgesel & Film
    • Eylem & Etkinlik
    • Fotoğraf & Karikatür
    • Kitap & Dergi
    • Müzik & Video
Adil Medya
  • Ocak 20, 2026
  • Yayın İlkeleri
  • Hakkımızda
  • Künye
  • İletişim
  • Güncel
  • Sağlık
  • Sağlık
Adil Medya
  • Anasayfa
  • Gündem
    • Politika
      CHP'li Aşkın Genç: 'Emekliye bin 60 lira, faize günde 5,6 milyar lira'

      CHP'li Aşkın Genç: 'Emekliye bin 60 lira, faize günde 5,6 milyar lira'

      Haleflik seleflik karakterinin analizi

      Haleflik seleflik karakterinin analizi

      32 yılda 20’den fazla 'Siyasi Ahlak Kanunu' tozlu raflarda kaldı!

      32 yılda 20’den fazla 'Siyasi Ahlak Kanunu' tozlu raflarda kaldı!

      Halep-Suriye virajı: Süreç başladığı yerde tıkandı mı?

      Halep-Suriye virajı: Süreç başladığı yerde tıkandı mı?

    • Yaşam
      Hrant Dink katledildiği yerde anılacak: Hakikatin izinde, adaletin peşinde

      Hrant Dink katledildiği yerde anılacak: Hakikatin izinde, adaletin peşinde

      Çocuk hapishaneleri: İktidarların gelecek korkusu

      Çocuk hapishaneleri: İktidarların gelecek korkusu

      Hayali Kürt-Türk-Arap İttifakı ve gerçek: Kürtsüzleştirilen Halep!

      Hayali Kürt-Türk-Arap İttifakı ve gerçek: Kürtsüzleştirilen Halep!

      Sütü köylü üretiyor, fiyatı iktidar belirliyor

      Sütü köylü üretiyor, fiyatı iktidar belirliyor

    • Türkiye
      Yoksulluk ve maaş fedakârlığı

      Yoksulluk ve maaş fedakârlığı

      Çocuk hapishaneleri: İktidarların gelecek korkusu

      Çocuk hapishaneleri: İktidarların gelecek korkusu

      Zulüm devri

      Zulüm devri

      Erdoğan'ı kızdıracak anket yayımlandı... İşte AKP Türkiye'si: Toplum endişeli, öfkeli ve mutsuz!

      Erdoğan'ı kızdıracak anket yayımlandı... İşte AKP Türkiye'si: Toplum endişeli, öfkeli ve mutsuz!

    • Dünya
      Sınırlar fiilen değişirken Türkiye ve Kürtler

      Sınırlar fiilen değişirken Türkiye ve Kürtler

      Hızlı çöküşün anatomisi

      Hızlı çöküşün anatomisi

      Trump kılığında emperyalizm

      Trump kılığında emperyalizm

      Ahlaksızlığın ahlakı

      Ahlaksızlığın ahlakı

  • Emek
  • Kadın
  • Ekonomi
  • Eğitim
  • Ekoloji
  • Sağlık
  • Bilim & Teknoloji
  • Yazarlar
  • Arka Sayfa
    • Fikir & Yazı
      Kimyasal Anahtarlarla Nöron Programlama: Kemogenetik Nedir?

      Kimyasal Anahtarlarla Nöron Programlama: Kemogenetik Nedir?

      Yoksulluk ve maaş fedakârlığı

      Yoksulluk ve maaş fedakârlığı

      CHP'li Aşkın Genç: 'Emekliye bin 60 lira, faize günde 5,6 milyar lira'

      CHP'li Aşkın Genç: 'Emekliye bin 60 lira, faize günde 5,6 milyar lira'

      Batık krediler 600 milyarı aştı: ‘Borçlu yaşam icraya kadar gidiyor’

      Batık krediler 600 milyarı aştı: ‘Borçlu yaşam icraya kadar gidiyor’

    • Belgesel & Film
      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Kapitalizmin Yeni Silahı: Prekaryaya Dönüştürülen Göçmen Emeği

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      Toplumsal gerçekçi romanın usta kalemi Orhan Kemal

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      ''Gelincik'' Elini kirletmekten çekinmeyen bir polisin hikâyesi

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

      “Leyla ile Mecnun” ekranlara geri dönüyor

    • Eylem & Etkinlik
      Üçüncü Dünya Savaşı

      Üçüncü Dünya Savaşı

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Deniz Gezmiş - Metin Yüksel Birlikte Anılıyor

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Bizi uyutamazsınız; bu zulüm ne unutulur ne de affedilir!

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

      Anayasal Düzen ve Adalet Devleti paneli

    • Fotoğraf & Karikatür
      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      TESK Genel Başkanı: Okul alışverişleri için en az 10-12 bin lira gerekiyor

      Metafor

      Metafor

      Günün karikatürü

      Günün karikatürü

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

      LeMan'dan İsrail kapağı: Hangi hayvan hastaneleri vurur ki?

    • Kitap & Dergi
      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Kadire Bozkurt: Ben yazarken okur henüz yoktur

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Fuat Sürmeli'nin Yeni Kitabı Raflarda: “GÖLGEDEKİ GERÇEK”

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitap toplama düşkünlüğü

      Kitapların yalnızlığı

      Kitapların yalnızlığı

    • Müzik & Video
      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      4 gün sürecek 'Kuzey Fest'in programı belli oldu

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Efendiler Bunun Neresi Yalan

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Gökberk Uğurlu: “Düne takılı kalmak, önümüzü görmemizi engelliyor.”

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

      Grup Yorum üyeleri için dayanışma konseri

Türkiye’de Cemaatler ve Muhafazakârlığın Çözülüşü

Ocak 22, 2011 2 comments

Facebook Twitter Google+ LinkedIn Pinterest

AKP iktidarıyla birlikte ortaya çıkan ve dikkatlerden kaçırılarak göz ardı edilmeye çalışılan bir çelişki var. Muhafazakârlık bu dönemde yükselerek siyasal ve toplumsal alanda hızla yayılırken öte yandan liberalizm karşısında bir çözülüş evresine de girdi. Liberalizm karşısında çözülen muhafazakârlık, topluma yayılırken beraberinde liberal değerleri de taşıyor. Tutum ve davranış olarak hala muhafazakârlığı bağlı insanların zihinleri liberal düşünce kodlarıyla dönüşüme uğruyor.

Muhafazakârlıkla liberalizmin birlikteliği aslında Türkiye’ye yabancı bir durum değil. Cumhuriyet tarihinde statükoya karşı muhalefet etmenin yolu çoğunlukla liberalizm oldu. Tek parti iktidarına karşı ilk muhalefet girişimi olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın da bizzat Atatürk tarafından kurdurulan Serbest Fırka’nın da tüzükleri liberal fikirlerden oluşmuştu. O dönemde ülkede liberal bir toplumsal kesim yoktu. Ancak her iki partinin de CHP iktidarı için bir tehdit olarak görülüp kapatılmasının ardında yatan neden muhafazakâr olarak adlandırabileceğimiz geniş halk kesimlerinin bu partilere gösterdiği ilgi ve yapılacak ilk özgür seçimlerde iktidara gelme ihtimalleriydi. İslamcılığın ve muhafazakârlığın gericilik olarak adlandırılıp entelektüel anlamda tamamen değersizleştirildiği bir dönemde CHP’ye muhalefetin meşru söylemi liberalizmde bulunmuştu. O dönemde İslamcılıkla muhafazakârlık arasındaki ayrım günümüzdeki gibi net bir ayrım değildi elbette. Gerçi Yahya Kemal, Peyami Safa, A. Hamdi Tanpınar, İ. Hakkı Baltacıoğlu gibi kimi isimlerin kurmaya çalıştığı entelektüel bir muhafazakârlık vardı ama bunun halk nezdinde bir karşılığı yoktu.

Demokrat Parti iktidarı hem muhafazakârlığın toplumsal bir karşılık bulmasında hem de liberalizmle daha yakın bir ilişkiye girmesinde önemli bir dönem teşkil eder. CHP döneminde siyasal alandan dışlanan ancak DP iktidarı döneminde siyasal hayatta daha fazla yer almaya başlayan toplum kendini muhafazakâr bir ideolojik zemin üzerinde konumlandırdı. Kemalist modernleşme yönteminin başarısızlığı ve ilk serbest seçimlerde CHP’nin iktidarı kaybetmesi nedeniyle DP iktidarı da halkın modernleşme sürecine katılmasının muhafazakâr bir yolla yapılabileceğini görmüştü.

Osmanlı’da modernleşme hareketlerinin başarılı olamamasının önemli bir nedeni kapitalistleşmenin gerçekleştirilememiş olmasıydı. Çünkü Osmanlı aydını modernleşmede önceliği kapitalistleşmeye değil, bir millet inşa etmeye vermişti. İmparatorluk içerisinde ve feodal bir düzende kapitalizmin gerçekleşmeyeceğini görüyorlardı. İster Genç Osmanlıların bir Osmanlı milleti inşa etme çabası olsun, isterse de Jön Türklerin bir Türk milleti yaratma çabası olsun modernleşme de önceliğin millet oluşturmaya verildiğinin göstergesidir. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte kapitalistleşmenin önündeki en önemli engel olan imparatorluk yıkılmış ve yerine bir ulus devlet kurulmuştu. Cumhuriyeti kuran kadro daha cumhuriyet kurulmadan İzmir İktisat Kongresinde liberal politikalar uygulama ve ülkeyi kapitalizme açma konusunda Batılılara garanti vermişti. Ancak 1920’lerin sonlarında bütün dünyayı etkisi altına alan ekonomik kriz kongrede alınan kararların uygulanmasını engelledi. Krizle birlikte liberal demokrasinin artık bittiği bile konuşulmaya başlanmıştı. Dolayısıyla İngiltere ve Fransa’nın İzmir İktisat Kongresinde alınan kararların uygulanması konusunda Ankara hükümetine bir baskı yapma imkânı da kalmamıştı. Ekonomik krizin CHP’nin işine fazlasıyla yaradığı söylenebilir. Çünkü yeni devletin kurulmasıyla birlikte tek parti iktidarına karşı büyüyen tepkiler, çıkan isyanlar ve oluşan muhalefetten dolayı liberal bir özgürlük ortamını gerçekleştirmek istemeyen, kendi kontrolü dışındaki bir özel teşebbüsten rahatsızlık duyan, besleme burjuvanın dışında toplum içinden bir burjuva sınıfının çıkmasına karşı olan ve bütün bunları kendi iktidarı için bir tehdit olarak gören CHP kongrede alınan karaları rafa kaldırdı. Liberal kapitalizm yerine o yıllarda yükselen tek parti yönetimlerinin hâkim olduğu ülkelerde uygulanan korporatist ekonomi modeline geçildi. Böylece modernleşmede önceliğin kapitalistleşmeye değil, Jön Türklerden beri devam eden bir millet oluşturmaya verildiği anlayış devam etmiş oldu. Ancak bu dönemde millet oluşturma düşüncesinin yanına bir de toplumu radikal bir biçimde laikleştirme yöntemi de eklendi.

II. Dünya Savaşı faşizmin yenilgisi ve liberal demokrasinin zaferiyle sonuçlandı. 1930’larda gözden düşen liberal ekonomi dünya üzerinde yeniden egemenliğini kurdu. SSCB’nin Türkiye’yi işgal etmesinden korkan, ortaya çıkan iki kutuplu dünyada kendisine yer arayan Türkiye Batı bloğunun yanında yer almak durumunda kaldı. Ülkeye demokrasiyi getirmek için çok partili hayata geçildi. Yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti iktidara geldi. Halkın oylarıyla iktidara gelen DP halkı modernleşme sürecine sokabilmek için onu kapitalistleştirme yolunu seçti. Türkiye’de modernleşmenin bir aydın tavrı olmaktan çıkıp topluma yayılmaya başlaması işte bu noktada başlar. Modernleşme çabasının bir ulus yaratma önceliğinden çıkıp, kapitalist bir toplum yaratma önceliğine geçtiği nokta… DP ile birlikte başlayan dönem Türkiye’nin modernleşememesini onun kapitalistleşememesine bağlayan teorileri haklı çıkaracak bir seyir izlemiştir. Çünkü İttihatçılardan bu yana bir türlü kitleselleşemeyen milliyetçilik bu dönemde kitleselleşmiş, milliyetçi muhafazakâr ideoloji ve siyaset toplumsal alana egemen olmaya başlamıştır. DP tıpkı bugünkü Ak Parti gibi İslamcı bir parti değildi. Zaten partinin önemli isimleri CHP’den ayrılarak DP’yi kurmuşlardı. DP bir yandan komünizm korkusu bir yandan da içerideki statükoya karşı Batılı ülkelerin desteğini alabilmek amacıyla liberal politikalar uygulamaya başladı.

Türkiye’de cemaatlerin siyasete dâhil olması da bu dönemde başlamıştır. Geleneksel ve tasavvufçu bir din anlayışından beslenen ve hem bu din anlayışı hem de ehlisünnetin tarihsel tecrübesi(zliği) nedeniyle İslamcı bir siyaset üretme bilgi ve birikimine sahip olmayan bu muhafazakâr yapılar, DP ile birlikte ortaya çıkan söylemi kendi politik söylemleri olarak benimsediler. DP’nin ezanı yeniden Arapça okutmaya başlatması, katı laiklik politikasına son vermesi, Müslüman halka dönük baskıyı ortadan kaldırması ve CHP’nin merkezin dışında bırakmaya çalıştığı halkı yeniden sisteme dâhil etmeye çalışması cemaatleri sisteme eklemlerken onların siyasal alanda bir aktör haline gelmesini de beraberinde getirdi. Devlete ve sisteme karşı bir duruş geliştirmeksizin, CHP tarzı politikaya ve politikacılara karşı çıkıp sağ partilerin resmi ideolojinin sağcı bir yorumunu oluşturmalarına ve bunu topluma kabul ettirmelerine yardımcı oldular. Tek parti zihniyeti içinde kendilerine yaşama imkânı bulamayacaklarını gören; ancak ulus devlete de bir cevap üretemeyen cemaatler yaşama imkânlarını sağcılaşmakta buldular. 1960 sonrası Türkiye’de, güçlenen sol karşısında sosyalizmle mücadelede devletin yanında yer almaktan da geri durmadılar.

Bütün bu süreç kendi çelişkilerini de beraberinde getirdi. Oluşan bu siyasi söylem ve pratikler cemaatlerin kendi iç formasyonuyla örtüşmüyordu. Hem Müslüman olup hem sağcı hem milliyetçi hem devletçi olmak arasındaki çelişkiler tamamen gizlenemiyordu. Bu çelişkileri görmezden gelebilmeyi sağlamak için de takiyye yolunu seçtiler. Ortaya çıkan çelişkiler aslında dönemseldi. Devleti ele geçirinceye kadar gerçek niyetler gizlenmeliydi. Cemaatler ürettikleri tüm çelişkilerini takiyye yoluyla mensupları nezdinde meşrulaştırmayı başardılar. Oluşan bu siyasi kimlik aynı zamanda cemaatleri modernleştirerek kültürel bir kimlik haline de geldi. İslamcılığı öteleyerek muhafazakâr bir kimliğe sahip çıkma aynı zamanda onları modernleşmeye de eklemleyerek İslamcılıktan tamamen uzaklaştırdı. Türkiye’de Müslüman halkın devleti, milleti, bayrağı, vatanı kutsallaştıran zihin yapısı muhafazakâr modernleşme yoluyla oluştu. Modernleşme cemaatleri takiyyeden vazgeçirmedi. Cumhuriyetin ilk yıllarında hiçbir siyasal projeye sahip olmayan bu yapılar, modernleşme sonucu ortaya çıkan bu fikirleri devleti ele geçirdiklerinde devleti dönüştürmek için kullanacakları paradigma olarak gördüler. Demokrat Parti’den bu yana Adalet Partisi, MSP, ANAP, DYP, Refah Partisi gibi sağ-muhafazakâr partiler cemaatler tarafından desteklendi. 12 Eylül askeri darbesi bile sola karşı yapılmış bir darbe olarak bu kesimlerden destek gördü.

2002 yılında Ak Parti’nin iktidara gelmesi cemaatler açısından bir dönüm noktası oldu. Önceki dönemlerde oyları farklı sağ partilere kayan cemaatler ilk defa aynı partiyi destekleyerek bir anlamda aralarında siyasi bir konsensüs yapmış oldular. Öyle ki bu konsensüs, önceleri aralarında anlaşmazlıklar bulunan, birbirlerini eleştiren cemaatleri bile ittifak noktasına getirdi. En büyük dönüm noktası ise 1950’lerden beri beklenen devleti ele geçirme hedefinin gerçekleşmiş olmasıdır. İki dönem boyunca tek başına iktidarda olan bir parti aracılığıyla yapılan siyasi kadrolaşma ve Ergenekon’un tasfiyesi sayesinde devlet bürokrasisinde büyük bir güç haline geldiler. Özellikle Gülen cemaatinin Emniyette, Milli Eğitim Bakanlığı’nda, başta TRT olmak üzere pek çok kurumda önemli ölçüde kadrolaştığı görülmektedir. Yine cemaatler özel okulları, dershaneleri, üniversiteleri, hastaneleri, finans kurumları, fabrikaları, büyük sermaye sahibi mensupları, bunların kurduğu MÜSİAD ve benzeri kuruluşları ve elbette ki büyük medyasıyla devasa bir ekonomik güç haline geldiler. Bu ekonomik güç 28 Şubat’ın yerle bir ettiği Yimpaş, Kombassan gibi şirketlere de benzemiyor. Oyunu kapitalizmin kurallarına göre oynayan, küresel sermayeyle işbirliğine giren ve ayağını yere sağlam basan bir güç. Cumhuriyetin besleme burjuvazisine meydan okuyabilen bir yeşil sermaye var artık. Küresel kapitalizmin bütün gereklerini yerine getiriyorlar. Ak Parti’nin sorumsuz özelleştirme politikalarına, ülkenin değerlerinin küresel sermayeye satılmasına ve ülke insanının küresel patronların işçisi haline getirilmesine seslerini çıkartmıyorlar. Çünkü kendileri de bu süreçten besleniyorlar.

Peki, devleti ele geçirdiklerinde kuracakları İslami düzen hülyalarına ne oldu? Bu hülyalarını daha ne kadar erteleyecekler. Takiyye yöntemi geçer akçe olmaya daha ne kadar devam edecek? Başbakanlığı, cumhurbaşkanlığını, sivil bürokrasiyi, yargıyı kısacası devleti ele geçirenler İslami düzeni ne zaman kuracaklar? Aslında Ak Parti iktidarı özelde takiyye yönteminin genelde ise muhafazakâr mantığın sonunun başladığı bir dönemdir. Yıllardır mensuplarını “altın bir gelecek” vaadiyle oyalayan cemaatlerin ve partilerin samimiyetsizlikleri gün gibi ortaya çıkmıştır. Geleceğe dönük hiçbir hazırlıklarının ve projelerinin olmadığı açık ve net bir şekilde görülmektedir. Cemaatlerle hiçbir yere varılamayacağını yıllardır dillendirenlerin; hatta cemaatlerin Türkiye’de İslamcılığın önündeki en büyük engel olduğunu söyleyenlerin haklılığı artık görmezden gelinemeyecek kadar açıktır.

Ulus-devletin yerine nasıl bir siyasal yapıyı öngörüyorlar; kapitalizme, sekülarizme, liberal demokrasiye, ulusçu ideolojilere karşı İslami cevapları nedir? Gelinen nokta cemaatler için takiyye yönteminin kendisini bir takiyye haline getirdi. Eskiden sistemle barışık gözükerek takiyye yapıyoruz, gerçek niyetimizi gizliyoruz diyenler, bugün sistemle gerçekten de barıştılar. Ancak bu sefer de sistem karşısındaki yenilgilerini gizliyorlar. Hala kendi mensuplarına gizli gizli geleceğe dönük vaatlerde bulunarak, sisteme cevap üretme noktasındaki başarısızlıklarını, projesizliklerini, sisteme karşı alternatif bir model koyamamalarını gizliyorlar. Bu şekilde zaman kazanmaya çalışıyorlar. Yıllarca boş vaatlerle aldattıkları insanlar yeni sürece tamamen adapte oluncaya kadar bu yeni takiyye de devam edecek. Liberal değerler tüm muhafazakâr kesim tarafından kabullenildiğinde artık gizlenecek bir şey kalmayacak. Eski söylemler, eski vaatler iktidara gelmiş olmanın rehavetiyle unutulup gidecek. Bu liberalleşmeyi, bu kapitalistleşmeyi muhafazakâr kesim nezdinde meşrulaştıracak bir dilin de üretilmesi de gerekiyor. Özellikle liberal aydınların da katkısıyla yeni bir dil üretmeye başladılar. Örneğin Anadolu sermayesinin İstanbul sermayesinden farklı olduğunu söylüyorlar. Onların ekonomiye kendi inançlarını, kendi değerlerini kattığını, kazandığını dışarıya değil, kendi ülkesine ve insanına kazandırdığını, ticaretinde ahlakı ve adaleti gözettiğini söylüyorlar. Bu dil gerçeklerle örtüşmeyen, pratikte hiçbir karşılığı olmayan soyut bir söylem. Çünkü sermayenin dininin ve ahlakının olmadığı evrensel bir gerçekliktir. Ak Parti döneminde sosyal adaletsizliğin, yoksulluğun, zengin ile yoksul arasındaki gelir uçurumunun sürekli artması bunun en somut göstergesi. Aslında değişen tek şey yeni burjuvazinin kendini tanımladığı kimliktir.

Küreselleşmenin aydınlanma döneminden bu güne devam edip gelen modernliğin yeni bir aşaması olduğu söyleniyor. Bir yandan sömürgecilikle birlikte üçüncü dünyayı modernleşmenin dışında tutan öte yandan da kendi iç sorunu olarak gördüğü sosyalizmle mücadele eden modernlik bugün tüm dünyayı kapitalizmin pazarı haline getirdiği yeni bir evresini yaşıyor. Bu yeni evrenin temel değeri neo-liberalizm. Türkiye’de cemaatler modernliğin klasik dönemine muhafazakâr bir yolla eklemlenirken, bu yeni evreye ise neo-liberal kodlar üzerinden eklemleniyor. Şu anda kimse farkında değil ama bu durum cemaatlerin klasik yapılarında da önemli değişikliklere yol açacak belki de cemaat yapılarını flulaştıracak bir süreci de beraberinde getiriyor. Liberalizmin bireyci yönü cemaatçiliğin bireyi kendi potasında eriten yapısıyla nasıl uzlaşacak? Bireycileşen dindarların cemaatleriyle ilişkileri nasıl olacak. Bu süreçte cemaat-birey ilişkisi bizim şu anda kestiremeyeceğimiz bir duruma evrilecek. Ya cemaatler işlevlerini yitirecek ya da kendine farklı bir rol üretecek.

2 Comments

  1. Ahmet Metin
    23 Ocak 2011 at 05:25

    cok güzel ve gerekli bir yazi.ama sunuda eklemeliym,akp ve cemaatler özellikle gülen.iktidara gelmediler getirildiler.örnegin,hersey gören 28 subatcilar,gülenin finans kuruluslarina höö deseydi nolurdu acaba????

    not:birde,chp bence fazla abartiliyor.bürokrasiyi biraz bilenler,farkindadir,devlet partisi mhp idi,yerini akp aldi,yani hamam ayni tas degisti.

  2. perspektif
    24 Ocak 2011 at 08:50

    yazınız gerçekten güzel, bu sitede okuduğum en gerçekçi yazılardan biri. anlaşıldığı kadarıyle mevcut durumu beğenmiyorsunuz. ben de şunu mereka ediyorum. siz bu mevcut durumun neresinde duruyorsunuz. beğenmediğiniz cemaat ve iktidarlara önerebileceğiniz. gerçekleştirelebilir projeleriniz varmı? varsa lütfen onlarıda yazın. slm

Yorumunuzu bırakın


ZAMAN AKIŞI

Oca 20 12:55
Sağlık

Mide kanseri sessiz katil: Bu belirtileri görmezden gelmeyin!

Oca 20 12:25
Arkasayfa

Kimyasal Anahtarlarla Nöron Programlama: Kemogenetik Nedir?

Oca 20 12:19
Sağlık

Çay içmek kemik yoğunluğunu artırır mı?

Oca 20 12:17
Sağlık

Ne ayran ne çay kahve için! Sağlığa faydaları ağzı açık bıraktı

Oca 20 10:38
Arkasayfa

Yoksulluk ve maaş fedakârlığı

Oca 20 10:03
Ekonomi

CHP’li Aşkın Genç: ‘Emekliye bin 60 lira, faize günde 5,6 milyar lira’

Oca 20 09:58
Ekonomi

Batık krediler 600 milyarı aştı: ‘Borçlu yaşam icraya kadar gidiyor’

Oca 20 09:57
Ekonomi

İşsizlik maaşı alırken işe başlamak ödeneği keser

Oca 19 13:31
Arkasayfa

Türkiye’de Çocuk Suçluluğu Üzerine

Oca 19 12:11
Arkasayfa

Kürtler ne istiyor? (2)

Oca 19 11:52
Arkasayfa

Haleflik seleflik karakterinin analizi

Oca 19 11:49
Gündem

Sınırlar fiilen değişirken Türkiye ve Kürtler

Oca 19 11:45
Gündem

Hrant Dink katledildiği yerde anılacak: Hakikatin izinde, adaletin peşinde

Oca 19 11:43
Gündem

Hızlı çöküşün anatomisi

Oca 17 10:30
Sağlık

Lipödem geni: Kilo veremiyorsanız suçlu iradeniz olmayabilir!

Oca 17 10:00
Sağlık

Yürüyüşün mucizevi gücü: Erken ölüm riskini yüzde 30 azaltan basit bir adım

Oca 17 08:09
Arkasayfa

32 yılda 20’den fazla ‘Siyasi Ahlak Kanunu’ tozlu raflarda kaldı!

Oca 16 21:00
Gündem

Trump kılığında emperyalizm

Oca 16 20:59
Gündem

Ahlaksızlığın ahlakı

Oca 15 11:12
Gündem

Masonik FETÖ’CÜ Marksist cephe!

Oca 15 11:02
Arkasayfa

Dünya sokakta: Kapitalizm çözülürken insanlık neyi arıyor?

Oca 15 10:51
Gündem

Halep-Suriye virajı: Süreç başladığı yerde tıkandı mı?

Oca 15 10:44
Eğitim

Öğretmenlik meslek kanunu uzantısı sürgün ve hak ihlalleri rejimi

Oca 15 10:42
Arkasayfa

Çocuk hapishaneleri: İktidarların gelecek korkusu

Oca 15 10:40
Arkasayfa

Hayali Kürt-Türk-Arap İttifakı ve gerçek: Kürtsüzleştirilen Halep!

Oca 14 11:56
Arkasayfa

Zulüm devri

Oca 14 10:47
Gündem

Emekliye ‘yük’ diyen faiz düzeni

Oca 14 10:42
Gündem

Güçlü pasaport listesi: Türkiye yine geriledi

Oca 14 10:35
Ekonomi

Soba zehirlenmesi ölümleri bitmiyor: İktidar, her ile doğal gaz getirmekle övündü ama halkta para yok

Oca 14 10:33
Emek

Antalya’da çalıştığı iş yerinde yaralanan 17 yaşındaki çocuk, 10 gün sonra hayatını kaybetti