İhsan Çaralan
İktidar, bir yandan muhalefeti ezmek için başlattığı adımlarını hızlandırırken hedefini de büyüttü. CHP’yi doğrudan hedefleyen hamleleri devreye soktu.
Nitekim adli tatilin bitmesiyle birlikte İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, adı kamuoyunca bilinen bütün hukukçuların “kunun ve hukuk dışı”, “yok hükmünde” dediği bir kararla, Özgür Çelik başkanlığındaki seçilmiş CHP il yönetimini görevden aldı, yerine kayyım atadı! Böylece iktidar, CHP’ye yönelik kuşatmada gözünü karartma sınırı olmadığını gösterdi.
Cumhur İttifakı Ankara’da da benzer bir karar istiyor
Burada da durmayacakları anlaşılıyor. Adalet Bakanı Tunç açıkça İstanbul’daki mahkeme kararının Ankara’daki “mutlak butlan” davası denilen davayı etkileyeceğini söyledi. Bakan bu sözle, İstanbul’daki mahkemenin aldığı karardan memnun olduğunu, Ankara’daki mahkemenin de aynı yönde karar almasından memnun olacağını da söylemiş oldu!
Nedim Şener, MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, Ankara’daki mahkemenin benzer bir karar vereceğini söylediğini iddia etti. Bahçeli bu iddiayı yalanlamadı!
Yandaş medya zaten günlerdir İstanbul kararının sarhoşluğunda; Ankara’daki mahkemenin de aynı kararı vereceğini, vermesi gerektiğini propaganda ediyor.
CHP’nin Eski Genel Başkanı Hikmet Çetin, önceki gün MHP’nin Hukukçusu Feti Yıldız’la Mecliste yaptığı görüşmeden sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun son süreçle ilgili sessiz kalmasına ilişkin soruya karşılık Çetin, “(bu konuda) Hiçbir şey demiyor, konuşmuyor. Partinin başına geçmek istediğini düşünüyorum. Öyle bir niyeti olduğunu zannediyorum” diyerek yanıt verdi! Hikmet Çetin, Yıldız’ın kendisine Bahçeli’nin aksine, “Son süreçte kayyım atanmasını doğru bulmadığını söylediğini” de belirtti.
MHP’de çelişki, tutarsızlık gibi görünen bu farklı söylemlerin, aslında gelişmelerin seyri içinde bir farklılık değil halkın kafasını karıştırma amaçlı bir propaganda tarzı olduğunu söylemek herhalde yanlış olmaz. Çünkü MHP gibi liderin sınırsız yetkiye sahip olduğu, emirin demiri kestiği bir partide, her kafadan farklı ses çıkmasının arkasında halkın kafasını karıştırma amacı olan bir plan ve bu plana uygun yürütülen bir propaganda tarzı var!
Özgür Özel kime güvendiğini açıkladı!
Tek adam yönetiminden MHP’ye, Kılıçdaroğlu hizbine kadar Cumhur İttifakı muhalefeti ezmek için birleşmiş bulunmaktadır ve yargıdan emniyete, istihbarattan ekonomiye devletin tüm imkanlarını seferber etmektedir. CHP ve onun şahsında muhalefeti ezme hamlesi karşısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yığınlara dayanan bir mücadelede ısrar eden tutumunu açıkça ilan etmektedir. Ama Özgür Özel Financial Times’a yaptığı açıklamada, CHP İstanbul İl Yönetimini görevden uzaklaştırılıp yerine kayyım atanmasını tanımayacağını söyledi. Olası bir müdahaleye karşı kitlesel protestolar ve sivil itaatsizlik eylemleri düzenleyeceklerini söyleyen Özel, “Gerekirse hayatı durma noktasına getirecek barışçıl eylemler yaparız. Milyonlar değil, on milyonlar harekete geçebilir” diyor.
Özel mücadele kararlığını, CHP’nin 102. yıl dönümü etkinlikleri kapsamında Taksim’i dolduran coşkulu ve öfkeli kalabalığa, “Bu mücadelede kime güveniyorsun diyorsanız, size güveniyoruz” diyerek yineledi.
‘Sandık’ ve ‘sokak’ birbirinin seçeneği mi?
Rejim ve AKP tarafı manevra ve baskılarını artıracağını gösteren yeni hamleler yaparken muhalefet cephesi de bir yandan CHP çağrılı mitinglerin kitleselliği ve coşkusunu artırıyor, öte yandan mücadeleyi ilerletecek yeni biçim arayışlarını sürdürüyor. Yerellerde ise mücadelenin en dinamik bileşeni üniversite gençliğinin sokakları ısıtmaya başladığına tanık oluyoruz. Üniversite öğrencilerinin eylemlerinde, daha önce de çeşitli mitinglerde de duyduğumuz “Kurtuluş sandıkta değil, sokakta!” sloganı ve pankartları dikkat çekiyor.
Evet, “sandık” sol ve sosyalist literatürde pek itibarlı bir mücadele aracı olarak görülmez. Tersine sandık burjuvazinin egemenliğine meşruiyet kazandırmanın aracı olarak kullanılageldi. Soğuk Savaş döneminde ise sandık daha çok istismar edilen ve sosyalizme karşı antikomünizmin kılıcı olarak kullanıldı! Ülkemizde de “sandık”, örneğin Avrupa ülkelerine göre daha da kirli kullanıldı!
Ama bugün “sandık” dünden farklı olarak tek adam yönetimi tarafından rejimini tehdit eden bir araç olarak görülüyor. Mevcut yasalar çerçevesinde bir seçimi kaybedeceğini görerek, sandığı, seçimin iktidarı değiştirmediği, tek adam rejiminin girdiği her seçimi kazandığı bir araca dönüştürmek istiyor. Ama öte yanda da “sandık”, tek adam rejimini sonsuza kadar sürecek bir sistem yapma girişimlerine karşı mücadele eden en geniş kesimlerin, halk iradesini savunmasının araçlarından birine dönüşmüş bulunmaktadır.
Bu yüzden de “sokak” ve “sandık” karşı karşıya getirilecek, birbirinin seçeneği iki ayrı mücadele yönteminin ifadesi değil, birlikte kullanıldığı ölçüde etkili olacak araçlardır.
Kaldı ki bugün “Sandığımızı istiyoruz” diyenlerin sokağı reddettikleri de söylenemez. Meydanlara bakıldığında bile bu tutumun önemi açıkça görülmektedir. “Erken seçim” isteyen ve “Sandığı önümüze getir” diye haykıranlarla “Birileşe birleşe kazanacağız”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” diyen aynı yığınlardır!
Süreç mücadelenin daha da sertleşeceği bir döneme doğru ilerliyor. Bu nedenle de birleşik mücadele imkanlarının daha da olgunlaştığı ve ortak mücadele ihtiyacının daha da yakıcı ve önemli hale geldiğini göreceğiz.




