“Perperişan demokrasi ve özgürlükler” Mabel’e “ahlak” adına “tahammül” edemedi. İyi ki söylüyor, eleştiriyor, boyun eğmiyor, hayatın bütün renklerinden ilham alıyorsunuz. Mabel’in sözleriyle, “Artık nereden almak istersen!”
“Kemikleşen ön yargılar ve tahammülsüz anlayışların bedelini tüm Türkiye ödedi. Eleştiriye tahammül olmadan yol alamayız. Söz olmadan, yazı ve fikir olmadan uygarlık iddiamızı gerçekleştiremeyiz. Farklı düşünmek asla birbirimizi anlama çabasına mani olmamalı. Demokrasinin temeli tahammül duygusudur.”
2009’un başlarıydı. Aya İrini’deki törenle “Başbakan Erdoğan” Çetin Altan’a Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nü verirken bunları söyledi ve devam etti:
“Bugün mutlulukla ifade ediyorum ki Türkiye artık ne Çetin Altan’ı 300 kez mahkeme kapılarına çağıran Türkiye’dir ne de Nazım Hikmet’i 12 yıl boyunca hapishanelerde tutan bir Türkiye’dir.”
Başbakan çok haklı çıktı! “Bir Türkiye” gerçekten de ne “Nazım Hikmet’i 12 yıl boyunca hapislerde tuttu” ne de “Çetin Altan’ı 300 kez mahkeme kapılarına çağırdı!” Nazım çoktan ölmüştü, sürgünde. Çetin Altan da daha sonra oğlu Ahmet’i mahkeme kapılarında gördü ama dört yıldan fazla hapsedildiğini göremedi. Lakin bu iktidar ne Nazım’ı hapsetmiş ne de Çetin Altan’ı mahkeme kapılarına çağırmış “Bir Türkiye” yaratmıştı! Sıradakiler gelmişti!
“Bir Türkiye” de “Gezici” diye Osman Kavala, Can Atalay ve diğerlerini; “gazeteci” diye başkalarını, “öğrenci” diye gençleri, “belediyeci” diye seçilmişleri, “Cumhurbaşkanı’na hakaretçi” diye sokaktaki çoluk çocuk vatandaşları mahkeme kapılarına, hapishane parmaklıklarına çağıran “Tahammül ötesi demokrasi” oldu!
Artık iktidarın iki de “playlist”i var: Biri masasına koşan, el öpenlerden: Gencebay, Serdar Ortaç, Tatlıses, Sibel Can, Bülent Ersoy, Kibariye, Yavuz Bingöl’ün şarkılarından oluşuyor. Keyfine keyif katıyor!
İkinci “playlist”te hemen “pause”a basılıyor. En çok çektirileni Grup Yorum, çünkü onların “yorumu”na “Bir Türkiye”de de “tahammül” arşı alada! Grup İsyan Ateşi, Pınar Aydın da eklendi listeye. Ne iyiydi ki, Cem Adrian konserde onlar için de söyledi. Arada bir “linç” harekatıyla Sezen Aksu’yu gördük. Gülşen de “iktidarın kara playlisti”nde yerini aldı. Manifest kimi kadına tahammülsüzlüğün ödülünü aldı. Şimdi de Mabel.
“Perperişan demokrasi ve özgürlükler” ona da “ahlak” adına “tahammül” edemedi. Önce Aile Bakanlığı, sonra İçişleri Bakanlığı şarkıyı defalarca dinleyip “eleştiriye, tahammüle, özgürlüklere tutkulu Bir Türkiye”nin ahlakına mugayir görüp çullandılar.
Çünkü Mabel Matiz, bir yılda öldürülen 400 kadının ve 300 kadar şüpheli kadın ölümünün sorumlusuydu! Çünkü ailenin kutsandığı “Bir Türkiye”de o kadınların katillerinin çoğu bir şarkı dinleyip silahı, bıçağı, yumruğu kadınların üstüne boşaltan “aile babaları” ya da eski kocalar, nişanlılar filandı!
Çünkü “cinsel suç kurbanı çocuk” sayısını dört yılda yüzde 100 arttıran böyle şarkılardı! Çünkü bir yılda 3 bin insanı cinayet kurbanı yapanlar “Bir Türkiye”nin ahlakını bozan şarkı sözleriydi; eleştirel yazılar, sözler ya da eylemlerle birlikte. (Umut Vakfı istatistikleri)
Çünkü kapasitesi 300 binin altındaki cezaevlerindeki 350 bin kadar tutuklu ve hükümlü hep şarkıların eseriydi. Çünkü her ay 200’e yakın, her yıl 3 bine yakın sayıda işçi; işyerlerinde, iş ortamında can verirken makineler, hızarlar, kamyon kasaları, inşaat iskeleleri hep şarkılar, şiirler, yazılar, fikirler yüzünden katliam yapıyordu.
“Bir Üniversite Rektörü”nün “Kendini teşhir eden tehdit altındadır, huzur bulamaz. Suç ve şiddet olaylarına bir de bu gözle bakalım” diyebildiği, şiddeti, cinayeti adeta kurban yüzünden meşrulaştırdığı “Bir Türkiye” bu.
“Bir Türkiye”yi en iyi anlayanlardan birini geçenlerde kaybettik. Bir zeytin ağacına sarılmıştı Zehra Nine. Kendinden yaşlı ağaçları korumak için o sımsıkı sarılırken ve “Ölmez Ağacı”nın ağıdına karışırken, “Bir Türkiye’nin imtiyazlı şirketi” için polis ve jandarma “özel güvenlik” haline getirilmişti. Patron eski özel harekatçıyı ziyaret etmiş, o Muğla emniyetinin başına gelince de “zeytine kıyım harekatı” başlamıştı.
Mabel dedi ki “Hayattan ilham alıyorum… Halk edebiyatından.” Hayatı karartanların, hayata dair nice şeyde ilham değil itham arayanların, ne edebiyata ne halka saygısı kalmışların “Bir Türkiye”sinde! “Artık nereden almak istersen” dedi, şarkıyı kim nasıl yorumluyorsa yorumlayabilir demek istedi. “Nereden almak istiyorlarsa” oradan alıyorlar; “mahkeme kapıları” ya da “hapisler”in tahammüllü demokrasisinde!
“Darbeci Sisi”yle kanka olanların, sadece Mısır için değil, Türkiye’deki darbe girişimi için bile onu suçlayanların; kendi ülkelerinde “tahammül teamülü” 2009’daki konuşmadan sonra böyle işte!
Ben de “bugün mutlulukla ifade ediyorum ki” Ne Nazım hapiste ne Çetin Altan mahkeme kapılarında! “Bir Türkiye” kendi “ağır bedelleri”nin hedeflerini her gün çoğaltıyor. “Yeni Türkiye”ye yeni mahkumlar, tutuklular, hükümlüler! Korunamayan kadınlar, çocuklar… sökülen ağaçlar, yok edilen ormanlar ve kıyılar, katledilen hayvanlar!
Yazıyı “Başbakan Erdoğan”ın 16 yıl önce Çetin Altan’a hitabıyla bitireyim: “İyi ki varsınız, iyi ki yazıyorsunuz…” İyi ki söylüyor, eleştiriyor, boyun eğmiyor, hayatın bütün renklerinden ilham alıyorsunuz. Mabel’in sözleriyle, “Artık nereden almak istersen!”




